ABD’de 8 Ağustosta Trump arabuluculuğunda bir araya gelen Aliyev ve Paşinyan, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barışın tesis edilmesi niyetlerini beyan eden bir mutabakat zaptına imza attılar. Birbirlerinin toprak bütünlüğüne saygı duymayı, aralarındaki çatışmayı durdurmayı ve ticari ve diplomatik ilişkilerin başlatılmasını taahhüt ettiler. Bununla birlikte Azerbaycan’ın Ermenistan Anayasasının Karabağ’a ilişkin hak iddiasında bulunan maddelerinin kaldırılması koşuluyla imzalayacağını belirtmesi nedeniyle barış anlaşması henüz imzalanmadı. Onyıllardır aralarındaki çatışma zaman zaman kanlı savaşlara dönüşen iki ülkenin vardığı mutabakat önemli bir aşamayı ifade etse de, durumdan esas kazançlı çıkanın ABD olduğu açıktır. Nitekim Aliyev ve Paşinyan’ın Nobel Barış Ödülüne aday göstermeye kadar ileri götürdükleri Trump şovun somut ürünü, nicedir gündemde olan Zengezur[1] Koridorunun “Trump Uluslararası Barış ve Refah Koridoru” (TRIPP) olarak adlandırılıp 99 yıllığına ABD’nin yönetimine verilmesi oldu. Bu koridordaki inşaat ve yönetim işlerini istediği şirketlere de verebilecek olan ABD, böylece, Asya’da Rusya, Çin ve İran’a karşı ciddi bir hamlede bulundu.
Kısa bir hatırlatma yapacak olursak, 2020 Eylülünde başlayıp 44 gün süren savaşta Azerbaycan Ermenistan işgali altında olan Karabağ’ı geri almıştı. Azerbaycan-Ermenistan savaşı sırasında izlemeci konumda kalarak pratikte Azerbaycan’ın lehine davranan Rusya, Ermenistan’da ciddi bir itibar kaybına uğramıştı. Türkiye’nin askeri yönlendiriciliği ve desteğiyle Karabağ’ı kısa sürede ele geçiren Azerbaycan ise bu sayede hem askeri hem de psikolojik üstünlük kazanmıştı. 2020 Kasımında imzalanan antlaşmayla savaşa son verilirken, sınırların yanı sıra, ticari ilişkiler ve ulaşım hatları konusunda da çerçeve anlaşmalar yapılmıştı. Nitekim Rusya arabuluculuğunda imzalanan Moskova Mutabakatında, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında bir ulaşım yolu kurulması konusunda da hemfikir olunmuştu. Bu yolun Ermenistan ve Azerbaycan’ı Rusya’ya bağlayan diğer hatlarla bağlantılı olması ve Rusya’nın gözetiminde işlemesi öngörülmüştü. Ermenistan’ın o günden bu yana direndiği bu çoklu bağlantı projesi, nihayetinde şimdi Zengezur Koridoruna indirgenmiş oluyor. Üstelik Rusya devre dışı bırakılarak ve onun yerini ABD’nin almasıyla!
Azeri nüfusu barındıran fakat Ermenistan sınırları içinde kalan Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin Azerbaycan’la toprak sınırı bulunmuyor. Azerbaycan sınırına 32 kilometre mesafede bulunan Nahçıvan, Zengezur Koridoru sayesinde Azerbaycan’a bağlanırken, bu hattın Türkiye’den Azerbaycan’a kesintisiz bir ulaşım yolu oluşturması bekleniyor. Zengezur Koridorunun sadece ulaşım hattıyla değil enerji ve iletişim hatlarıyla da donatılması öngörülüyor. Böylece Azeri gazı da İran devre dışı bırakılarak Türkiye üzerinden Avrupa ve İsrail’e nakledilebilecek.
Son süreçte Azerbaycan ile İsrail arasındaki ilişki iyice yakınlaşırken bunun sonuçları pratikte de bariz şekilde görülüyor. İsrail’in Gazze’deki soykırımına sessiz kalmanın ötesinde askeri ve ticari anlaşmalarını geliştirerek devam ettiren Aliyev yönetimi, İran konusunda da açıktan İsrail’in yanında saf tutuyor. İsrail dendiğinde kuşkusuz ABD’yi anlamak gerek. Zengezur’u da bundan bağımsız değerlendirmek mümkün değil.
Bilindiği gibi ABD, 2000’lerin başında Ortadoğu’yu Afganistan’dan Kuzey Afrika’ya genişletecek şekilde yeniden tanımladı ve SSCB döneminde önemli ölçüde onun nüfuz alanını oluşturan bu bölgeyi kendi hegemonyasında yeniden şekillendirmek üzere harekete geçti. Bunun adına da Büyük Ortadoğu Projesi dedi.
Elif Çağlı, o günlerde kaleme aldığı “Tehlikenin Ortasında” başlıklı yazısında, bu bölgenin Üçüncü Dünya Savaşının ateş alanı olduğunu vurgulayarak, emekçiler açısından büyüyen tehlikeye şöyle dikkat çekiyordu:
“ABD açısından fizan kadar uzak, yükselen yeni güçler Çin ve Rusya’nın ise burnunun dibi sayılan bu bölge, üçüncü emperyalist paylaşım savaşının günümüzdeki ateş alanıdır. (…) ABD’nin yayılmacı kurgularına bağlı olarak en son Genişletilmiş Ortadoğu Projesi adını alan emperyalist savaş planı gereğince, Ortadoğu’daki 22 ülkenin haritalarının değiştirileceği Condoleeza Rice tarafından dillendirilmiştir. Somut yaşamda ne olur, kimin gücü neye yeter tartışması bir yana, ABD’nin, İran, Suriye gibi ülkelere yönelik savaş tehditlerinin yoğunlaşarak sürmesi kesinlikle blöf değildir. Tarih, hegemonya için büyük bir kapışmaya tutuşan emperyalist güçlerin cephaneliklerinde biriken bombaların er geç halkların tepesinde patladığını kanıtlayan sayısız örnekle doludur.
“Üstelik bu kez devreye, nükleer silahlar üzerinden yürütülen bir çekişme sokulmuş bulunuyor. Tehlike son derece ciddidir ve tehdit alanına giren tüm ülkelerdeki halkları doğrudan ilgilendirmektedir. Türkiye de bu alanın içindedir, ama bunun da ötesinde emperyalist hegemonya kapışmasının içeriği, aslında tüm dünyayı etkileyerek kızışacak bir nitelik taşıyor. O nedenle tıpkı geçmişteki emperyalist paylaşım savaşlarında olduğu gibi günümüzdeki yeniden paylaşım savaşı da, enternasyonal ölçekte çeşitli sol çevrelerin siyasal eğilimlerinin kavranması açısından adeta bir turnusol kâğıdı işlevi görüyor.”[2]
Pasifistler, liberaller, reformistler, yürüyen savaşın gerçek niteliğini ve çapını kavramaya çalışmaktan uzak durarak, büyüyen tehlike karşısında aymazca davranmaktan geri durmadılar. Çağlı ise tehlikenin yanı sıra çözüm yolunu da göstererek işçi sınıfının harekete geçmesinin yaşamsal önemine vurgu yaptı sürekli olarak: “Burjuva cephe, sınıf savaşının kızışma olasılığına karşı hazırlıklarını sürdürüyor, güç yığıyor. İşçi sınıfı ise ne yazık ki son derece geride kalmış bir durumda. Ama bu durum asla değişmez bir kader olamaz. Çözüm yolu, sınıfın muazzam potansiyel gücünün bilincine varmasından ve bu potansiyeli harekete geçirecek devrimci örgütlülüğü yaratmak üzere şaha kalkmasından geçiyor.” (age)
Ne yazık ki bu ara dönemde işçi sınıfının örgütsüzlüğü olgusu değişikliğe uğratılamadı ve ABD’nin Ortadoğu coğrafyasında ülke ülke yaydığı emperyalist savaşta milyonlarca insan katledildi, yaralandı, sefalete sürüklenip yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kaldı. Afganistan işgaliyle başlayıp Irak işgaliyle devam eden BOP’un ilk evresinde, uzun bir dönem boyunca Suriye’de Esad rejiminin devrilmesine yoğunlaşıldı. 2023-24 itibariyle ise İsrail’e büyük bir rol biçildiği görülen ikinci evreye geçildi. Nitekim İsrail’in Gazze’yi işgal etmesi, Suriye’de Esad’ın devrilmesi ve İsrail-ABD’nin İran saldırısı, BOP’un hızlandırılmış ikinci evresinin ilk ürünleri oldu. Son haftalarda Lübnan’da Hizbullah’ı silahsızlandırarak devre dışı bırakma adımları da hız kazanmış durumdayken, şimdi bunlara, İran’ı kuşatma ve Rusya-Çin’in etki alanını zayıflatma hamlesi olarak Azerbaycan-Ermenistan ayağı da eklenmiş bulunuyor.
Ermenistan-Azerbaycan arasında varılan anlaşma AGİT Minsk Grubunu[3] feshederken, 3+3 Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformunun[4] da tasfiyesini öngörüyor. Böylece ABD, Kafkaslar’da Avrupa, Rusya ve İran aleyhine ön alıyor. Yürümekte olan Üçüncü Dünya Savaşı ve bu savaştaki güç dengeleri dikkate alındığında, bu girişimin yakın ve orta vadede ciddi sonuçlarının olması muhtemeldir. ABD, Rusya’nın Ukrayna savaşına yoğunlaşmasının Kafkaslar’da yarattığı boşluğu emperyalist çıkarları doğrultusunda kullanıyor. Son aylarda gerek Ermenistan içindeki burjuva kapışmanın darbe girişimine varan bir sertliğe ulaşması, gerekse Rusya-Azerbaycan arasındaki gerilimin tırmanarak artması, ABD’ye büyük bir fırsat sunmuş ve Trump bu fırsatı değerlendirerek avantaja çevirmiştir. Üçlü görüşme sonrasında ABD’nin Azerbaycan’a yönelik 33 yıllık askeri ve ticari kısıtlamaları kaldırılırken, Ermenistan ve Azerbaycan’la enerji, ticaret ve teknoloji anlaşmalarının imzalanacağı duyurulmuştur. Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR ile ExxonMobil arasında petrol arama anlaşması yapılmıştır. Üstelik Zengezur Koridorunun gelirlerinin %40’ı ABD’ye ait olurken, iki ülkeye %30’ar pay bırakılmıştır. Trump “Zengezur’u ikinci 99 yıl için de bize verin” deme yüzsüzlüğünden de geri durmamıştır!
Zengezur Koridorunun Ermenistan ayağının tamamlanmasının birkaç yılı bulması bekleniyor. Bu süre zarfında emperyalist güçler arasında yürüyen kapışmanın bölgede ne gibi değişiklere yol açacağını bugünden kestirmek mümkün değil. Dolayısıyla söz konusu koridor planı daha inşa edilmeden çökebilir de. Fakat ABD için özellikle İran meselesi bakımından bu ön alma önem taşıyor. En yakın tehdidin kendisine yöneldiğinin farkında olan ve Zengezur Koridorunu ABD-NATO’nun sınırına dayanması olarak okuyan İran, tam da bu nedenle, “Kafkaslar’da jeopolitik değişiklikler istemediğini” belirterek bu projeye karşı çıkıyor ve “engelleyeceğini” belirtiyor. Nitekim anlaşmanın duyurulmasından birkaç gün sonra İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan Ermenistan’a giderek bu doğrultuda ilk girişimlerde bulunmaya başladı bile. Ermenistan yönetiminin “Amerikan askerlerinin veya güvenlik şirketlerinin Ermenistan’da konuşlanmayacağı” konusunda güvence vermesi İran’ı tatmin etmiyor doğal olarak. İran, bu projenin Ermenistan sınırını ortadan kaldırmasından ve Avrupa ile Asya arasındaki ticaret güzergâhı olma konumunu yitirecek olmasının yaratacağı ekonomik kayıptan da büyük bir rahatsızlık duyuyor.
Türkiye’ye gelecek olursak. Türkiye-Ermenistan anlaşmasının Azerbaycan’ın engellemeleri yüzünden bir türlü gerçekleştirilememesi, Azerbaycan-Ermenistan ihtilafının çözümü konusundaki masanın Türkiye’nin yönlendiriciliğinde kurulmasını da engelledi. Bu yüzden Erdoğan rolünü Trump’a kaptırdı. Mutabakat metninin imzalanmasından sonra Erdoğan ve Dışişleri, bu yolun açılacak olmasından dolayı “memnuniyetlerini” dile getiren bir açıklama yaptılar. MHP kanadında da, “Turan Yolu açılıyor” şeklinde sevinç nidaları eksik değil. Azerbaycan’ın doğu ucundaki başkent Bakü ile Ermenistan sınırları içindeki Nahçıvan’ı kara ve demiryoluyla birbirine bağlayacak olan Zengezur hattı, oradan Türkiye’ye de uzanacak. Ermenistan’la ilişkiler kesik olduğu için Türkiye’den Azerbaycan’a ulaşım mevcut durumda İran ve Gürcistan üzerinden sağlanıyor. Fakat Zengezur hattı kurulursa bağlantı çok daha kısa yoldan bu koridor üzerinden kurulacak. Bu yüzden Türkiye’de AKP, MHP ve diğer milliyetçi çevreler, yıllardır hayali kurulan “Turan Yolu”nun nihayet kurulduğu yolunda bir propaganda yürütüyorlar. Oysa söz konusu yol Bakü’de son buluyor ve Hazar’ın karşı kıyısındaki Türkmenistan ve Kazakistan’la bağlantısı bulunmuyor. Yani Hazar üzerinden suyoluyla geçiş gerekiyor ve bu rotanın istikrarsızlığı ve güvenilir olmaması nedeniyle ticaret hattının İran üzerinden karayoluyla sağlanması tercihini değiştirecek herhangi bir yenilik getirmiyor söz konusu koridor. Bununla birlikte Türkiye-Rusya ticareti açısından alternatif bir rota oluşmuş oluyor. Fakat bu rotanın kontrolünün ABD’de olması, bölge açısından çatışma dinamiklerinin daha da güçlenmesi anlamına geliyor. Burjuva klikler arasındaki farklılıklar da kendini gösteriyor. Meselâ Rusya-Çin eksenli, yani Avrasyacı burjuva bakış açısının temsilcilerinden olan Perinçek, “siz nasıl İslamcı, Türkçü geçinip bu ticaret yolunun eşkıyaya geçmesine alkış tutarsınız? Trump yolu aynı zamanda bir İsrail yoludur” diye feveran ediyor. Perinçek, “Trump Yolu”nun Çin’in Kuşak-Yol projesini böldüğünü, bu yolun Çin’in, Rusya’nın, Avrupa’nın, İran’ın, Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin çıkarlarına aykırı olduğunu söyleyerek rejimi “aklını başına almaya” davet ediyor.
Kuşkusuz mesele akıl değil çıkarlar meselesidir. Perinçek de dâhil tüm burjuva kesimler çıkar dediklerinde ise gerçekte emekçilerin değil egemenlerin çıkarlarından söz etmektedirler. Bunu da “ulusal çıkarlar” söylemi ardına gizleyerek yapmaktadırlar. Oysa sınıflardan bağımsız “çıkar” olmadığı gibi, ezilen ve ezen sınıfın çıkarlarının her daim taban tabana zıt olduğu da unutulmamalıdır. İşçi sınıfı açısından savaşlar korkunç bir yıkım anlamına gelirken, Lenin’in de dediği gibi, burjuvazi savaşlara “korkunç kârlar” gözüyle bakmaktadır. Trumplar, Putinler, Şiler, Erdoğanlar, Aliyevler ve egemen sınıfların diğer temsilcileri için savaşlar da barışlar da kâr skalasına vurularak değerlendirilir. Savaşları kışkırtıp milyarlarca dolarlık silah satan, kârlı kaynaklara, pazarlara, enerji hatlarına, ticaret yollarına konan egemenler, barışta da, tıpkı bugün Trump’ın yaptığı gibi, milyarlarca dolarlık anlaşmalar karşısında el ovuşturmaktadırlar. O Trump ki, yüz binden fazla Filistinliyi katleden, binlerce çocuğu bombalarla ve açlıktan öldüren, 2 milyon insanı Gazze’den sürüp topyekûn işgale hazırlanan Netanyahu’yu “savaş kahramanı” olarak kutsarken, bir de çıkıp Nobel Barış Ödülünün kendisine verilmesi gerektiğini söyleyebilmektedir.
Egemenler böylesine arsızlaşmış, böylesine insanlıktan çıkmışken, bu rahatlığı işçi sınıfının bilinç ve örgütlülüğünün henüz zayıf olmasından almaya devam ediyorlar. Elif Çağlı’nın altını çizdiği gibi,
“Bugün insanlığın kurtuluşu ancak işçi sınıfının örgütlü gücüyle başarılacak devrimlere bağlı (…). Gerçeklik bu, fakat ne yazık ki bu sözlerin şimdilik geniş kitlelere hayal ürünü gibi geleceğini de biliyoruz. Ancak şu da bilinmeli ki, sorunların tek gerçekçi çözümü derin bir aymazlık içinde hayattan kovulduğu sürece, dünya üzerindeki milyarlarca emekçi yaşam kavgasının acımasızlığı ve emperyalist savaşların alevleri arasında kavrulmaya devam edecek.”[5]
[1] Ermenistan’ın güney ucunda yer alan ve Syunik (Sünik) adını taşıyan eyaleti Azerbaycan Zengezur olarak anıyor. Türkiye’de de bu isimle biliniyor.
[2] Elif Çağlı, Tehlikenin Ortasında…, 28 Mayıs 2006, https://marksist.net/node/1028
[3] Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına bağlı olarak 1992 yılında kurulan Minsk grubu, Ermenistan-Azerbaycan ihtilafının barışçıl yollarla çözümünü teşvik etmek adına oluşturuldu. ABD, Fransa ve Rusya’nın eşbaşkanlığını yaptığı grupta, Azerbaycan ve Ermenistan’ın yanı sıra Almanya, İtalya, Portekiz, Hollanda, İsveç, Finlandiya ve Türkiye yer alıyor.
[4] 2020’de yaşanan İkinci Karabağ savaşından sonra Türkiye-Rusya-İran + Azerbaycan-Ermenistan-Gürcistan bileşimiyle oluşturulan platform.
[5] Elif Çağlı, Bu Pisliği Ancak Devrim Temizler, 20 Şubat 2025, https://marksist.net/node/8449
link: İlkay Meriç, Zengezur’da Amerikan Koridoru, 22 Ağustos 2025, https://en.marksist.net/node/8583
Çürük Binalarda Sözde Sağlık Hizmeti




