

İsrail devletinin Filistin’e yönelik saldırılarının başladığı Ekim 2023’ten bu yana dünyanın dört bir yanında emekçiler ve gençlik meydanlara çıkıyor. Özellikle de Avrupa ve ABD’de Siyonist İsrail devletine ve ona destek veren hükümetlere karşı kitlesel protesto gösterileri düzenleniyor. Bu protesto gösterilerinde hemen her ülkede gençlik başı çekiyor. Nisan 2024’te başta Columbia Üniversitesi olmak üzere ABD’deki birçok üniversite öğrenciler tarafından işgal edilmiş ve üniversitelerde Filistin’le dayanışma eylemleri çok daha güçlenmişti. Dersler boykot ediliyor, üniversite kampüslerinde çadırlar kuruluyor, akademisyenler ve öğrenciler omuz omuza egemenlere öfkelerini, Filistin halkına dayanışmalarını gösteriyordu. Üstelik tüm bunlar İsrail devletinin arkasındaki en büyük güç olan ABD’de de gerçekleşiyordu.
Eylemler büyürken üniversitelere polis saldırıları başlamış, çadırlar dağıtılmış, yüzlerce öğrenci ve akademisyen şiddete uğrayıp gözaltına alınmıştı. Protestocu gençlerin arasında birçok Yahudi genç de olmasına rağmen burjuva medya aracılığıyla üniversitelerde antisemitizm propagandası yapıldığı yalanı ortaya atılıyordu. Baskı ve zorbalığın, yalanların gençliğin öfkesini daha da büyütmesiyle üniversite yönetimleri çareyi eğitime ara vermekte, online eğitime geçmekte aramıştı. Ancak tüm bunlara rağmen ABD’li gençlerin, öğrencilerin Filistin halkıyla dayanışmasının önüne geçilememişti.
Henüz yeniden iktidara gelmemişken Trump’ın ilk vaatlerinden biri üniversite eylemlerine katılan öğrencilerin cezalandırılacağı oldu. Yeniden seçildikten sonra Beyaz Saray’a ilk olarak Netanyahu’yu davet eden Trump çok geçmeden Ocak ayında “antisemitizmle mücadele” kararnamesini imzaladı ve beş üniversiteye antisemitik propaganda yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlattı. Kararname protesto gösterilerine katılan göçmen öğrencilerin sınır dışı edilmesini de içeriyor. Ayrıca 7 Martta dayanışma eylemlerinde başı çeken Columbia Üniversitesinin 400 milyon dolarlık fonunun iptal edildiği açıklandı. Eğer Trump’ın talepleri üniversite yönetimi tarafından kabul edilirse fonun geri verilebileceği söylendi.
Nitekim üniversite yönetimi kampüste yüz maskelerinin yasaklanması, güvenlik görevlilerine kişileri uzaklaştırma veya tutuklama yetkisi verilmesi ve Ortadoğu üzerine dersler veren bölümün kontrolünün öğretim üyelerinden alınması gibi birçok talebi kabul ettiğini açıkladı. Üniversitedeki protestolara katılan ve öncü olan birçok öğrenci okuldan uzaklaştırılma, atılma ve diploma iptali gibi cezalar aldı. Göçmen öğrencilerin bazılarının vizeleri iptal edildi. Ayrıca protesto gösterilerinde öncü öğrencilerden biri olan Filistinli Mahmud Halil 8 Martta gözaltına alındı. ABD’li eşi, Halil gözaltına alınırken hiçbir bilgi verilmediğini, nereye götürüldüğünü bilmediğini ve günlerce Halil’i aradıklarını ifade etti.
Halil’in gözaltına alınmasına ve üniversitelerde artan baskıya karşı ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) genel merkezinin önünde protesto gösterileri düzenlendi. “Mahmud Halil’i serbest bırakın”, “ICE kampüslerimizden defol!” yazılı pankartlar taşındı, sloganlar atıldı. New York şehrinde de Times Meydanında toplanan gençler Mahmud Halil’in serbest bırakılmasını talep etti. Ayrıca Siyonist İsrail’i protesto eden Barış İçin Yahudi Sesi isimli Yahudi grup da Trump Kulesinde Mahmud Halil’in tutuklanmasını protesto etti. “Yahudiler Mahmud’u ve Filistin’i özgürleştirin diyor”, “Öğrencilerle değil Nazilerle savaş” yazılı tişörtlerin giyildiği protesto gösterisinde 100’den fazla kişi gözaltına alındı. Mahmud Halil’in serbest bırakılması için protesto gösterilerine katılanlar, yapılanların ABD’nin giderek otoriterleştiğini gösterdiğini, üniversitelere ve gençliğe sessiz kalmaları için yapılan bir tehdit olduğunu ifade ediyorlar. Bugün buna sessiz kaldıkları takdirde yarın başka yanlışlara engel olamayacaklarını söylüyorlar.
Columbia Üniversitesinde işgaller, protesto gösterileri yeni değil. 1968’de Vietnam savaşına karşı en güçlü sesin yükseldiği yerlerden biriydi Columbia Üniversitesi. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi kampüste yer alan Hamilton Hall binası işgal edilmiş, savaş karşıtı ruh Columbia’dan diğer üniversitelere yayılmıştı. Siyahlara yönelik baskı ve zorbalığa karşı da üniversite kampüsünde çok kez protesto gösterileri düzenlenmişti. 2003’te bu kez Irak savaşına karşı protesto gösterilerine şahit oldu kampüs. Yani geçmişten bu yana Columbia Üniversitesi öğrencileri ABD emperyalizminin yarattığı yıkıma, düşmanlaştırmaya karşı seslerini çıkardılar. Üniversite kampüslerine polis saldırıları, gözaltı ve tutuklamalar bu geleneğin nesilden nesile aktarılmasına engel olamadı.
ABD’de Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesiyle otoriterleşme hız kazandı. Gençliğin değişim arzusu, içinde barındırdığı devrimci potansiyel, ABD’nin emperyalist politikalarının, göçmen karşıtı politikalarının gençlik içinde karşılık bulmaması gibi nedenler gençliği Trump’ın ilk hedeflerinden biri haline getiriyor. İktidara gelir gelmez üniversitelere ve gençliğe saldırması, artacak ekonomik ve siyasi krizlere karşı gençliğin mücadelesinin büyüyüp yayılmasına baştan engel olmak, bir korku atmosferi yaratarak gençliği harekete geçmekten alıkoymak arzusundan kaynaklanıyor.
Dünyada da bu durum farklı değil, burjuvazi ve onun temsilcileri tarihsel kriz ve sonuçları nedeniyle dümeni alabildiğine sağa kırarken, gençlik içinde bu düzenin artık onlar için bir şey vadetmediği duygusu büyüyor. Sosyalizme karşı ilgi artıyor. Gelişen olaylara karşı ilk tepkiler gençlik içinde filizleniyor. Filistin’le dayanışma eylemlerinde gençler ön saflarda yer alıyor. Sırbistan’da hükümet karşıtı protestoların başını yine öğrenci gençlik çekerken, Türkiye’de de Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptal edilmesi ve gözaltına alınmasıyla başlayan protesto gösterilerinin bu denli yaygınlaşmasında üniversite öğrencileri önemli bir rol oynadı. Yıllardır artan baskı ve saldırıların, yoksullaşmanın, geleceksiz bırakılmanın öfkesini içinde biriktiren gençler için mesele İmamoğlu’nu da aşarak rejime karşı mücadele boyutuna taşınıyor. Gençliğin mücadele arzusu CHP’nin önüne geçti ve sokak çağrılarının yapılmasını sağladı. Miting alanlarında yapılan sahne konuşmalarını belirleyen bir faktör haline geldi.
Kapitalizm yaşamaya devam ettikçe savaşların, krizlerin, yoksulluğun, geleceksizliğin artarak devam edeceği dünyamızda, gençliğin değişim arzusunun da artacağı açık bir gerçek. Ancak gençliğin enerjisini akıtacağı, gücünü işçi sınıfının gücüyle birleştirebileceği, güven duyacağı devrimci örgütlerin varlığı halinde bu arzu gerçek ve etkili mücadelelere dönüşebilir. İçinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak için gençliğin, kurtuluşunun işçi sınıfının kurtuluşuna bağlı olduğunu kavramasından, gerçek sınıf örgütlerine, örgütlü mücadeleye katılmasından, enerjisini ve değişim arzusunu sınıf mücadelesine akıtmasından başka yolu yok.

link: Elçin Karaca, Trump’ın Üniversite Saldırıları ve Gençlik, 28 Mart 2025, https://en.marksist.net/node/8484
İnsanı İnsana Düşman Eden Bu Sisteme Hayır