'Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine' demiş ozan. Birarada yaşamak, elbette zihnimizde olumlu çağrışımlar yapan bir kavram, yeter ki Nazım ustanın dediği gibi kardeşçesine olsun. Nitekim bu özlem uluslararası işçi hareketinin 150 yılı aşkın süredir temel devrimci değerlerinden birini oluşturmuştur. Ancak bu tür olumlu değerler insanlığın genel değerlerini temsil ettiklerinden, insanlığın kardeşliğine en büyük darbeleri vuran eli kanlı egemenler bile, iş söze geldiğinde kardeşliği, birarada yaşamayı savunur görünürler. O halde bu tür değerleri sözde savunmanın kendi başına bir önemi olmadığı açıktır. Verili somut koşullar altında bu tür değerlerin nasıl hayata geçirileceği sorusu gerçek samimiyet testini oluşturur. Örneğin Kürt halkının en büyük düşmanlarından olan faşistler bile 'Türk-Kürt kardeştir', 'hepimiz biriz', 'beraber yaşamalıyız', 'etle tırnak gibiyiz' demektedirler. Birtakım soyut ilke ve değerleri, somut koşullar içinde bunların ruhuna en uygun çözümleri ortaya koymaksızın savunmak, bazen (hatta çoğu durumda) tam tersi amaca hizmet etmek anlamına gelebilir.