Aralarında çocukların da olduğu çoğunluğu genç 60 binden fazla insan, 30 Temmuzda, 24 saat içinde Fas’ın kuzeyindeki Fenidek kasabasından denizden yüzerek ve karadan İspanya’nın özerk bölgesi olan Ceuta’ya geçti. Göçmenlerin çoğunluğu birkaç gün içinde Fas’a geri gönderilirken, Fas İnsan Hakları Derneğinin (AMDH) verilerine göre yüzlercesi boğularak ya da ezilerek hayatını kaybetti. Aralarında ebeveyni olmayan çocukların da olduğu on binlerce insanın üzerlerine bağladıkları pet şişelerle denizden çıktıkları görüntüler, Ceuta sokaklarındaki aç, yorgun ve perişan halleri kapitalizmin tarihine yazılmış yüzlerce insafsızlıktan biri olarak kayıtlara geçti.
Kuzey Afrika’da yer alan Melilla ve Ceuta İspanya’ya ait özerk kentler.[*] Burası iç çatışmalardan, işsizlikten, yoksulluktan, açlıktan bıkmış özellikle genç Afrikalı yoksul emekçiler için Avrupa’ya en kestirme geçiş kapısı. Avrupa’nın Kuzey Afrika ile sınır kapısı olan bölge göçmenlerin tercih ettiği bir geçiş alanı olması sebebiyle yüksek duvarlar, tel örgüler, hareket algılayıcılarla korunuyor. Dolayısıyla kimi yerde dalgakıranları aşarak 100 metre ama bazı yerlerde 5 km’ye kadar yüzerek veya küçük teknelerle denizi geçip İspanya toprağına ve oradan da Avrupa’nın başka bir ülkesine göç hareketi hep vardı. Fas, Afrika’dan Avrupa’ya göçün son durağı olması nedeniyle Fas Kralı elindeki bu kozu hem diplomatik olarak kullanıyor hem de Avrupa ülkelerinden bunun karşılığında çeşitli imtiyazlar ve doğrudan ödenek alıyor. Fakat yürümekte olan emperyalist paylaşım savaşı kızışırken, Ceuta’da yaşananlar göç sorunun ötesine geçen boyutlar taşıyor.
İspanya Yüksek Mahkemesinin 8 Temmuzda hukuki yardım alma hakkını ve iltica başvurusunda bulunabilme imkânını da içeren, deniz yoluyla gelenlerin derhal geri gönderilemeyeceğine dair hüküm vermesi, İspanya’nın genç ve ucuz işgücü ihtiyacı nedeniyle göçmen yasalarında esneklikler yapması (30 Haziran 2026’dan önce ülkeye yasadışı yollarla giren yaklaşık 500 bin göçmenin ikamet ve seçimlerde oy kullanma haklarından yararlanmasına imkân tanındı), bütün bu gelişmeleri kullanan insan kaçakçılarının sosyal medyada İspanya’da barınma ve kabul olanağı sağlanacağına dair söylentiler yayması bu kitlesel göçün tetikleyici nedenleri olsa da bunları aşan boyutları var. Binlerce insanın aynı anda böyle bir harekete yeltenmesinin egemenlerin organizasyonu olmadan mümkün olmayacağı biliniyor. Keza Fas hükümetinin göçmenleri otobüslerle sınıra taşıdığı, sınır denetimlerinin azaltıldığı söyleniyor. Göçmenler verdikleri röportajlarda Fas polisinin kendilerini sınıra doğru yönlendirdiğini söylüyor.
Sebep oldukları her türlü krizin sorumlusu olarak göçmenleri göstermeyi adeta siyasetlerinin merkezine oturtmuş Batılı faşist güçler, Ceuta’ya kitlesel göç sonrasında, göçmenlere karşı daha fazla önlem alınması gerektiği propagandasını yükselttiler. İtalya’nın faşist Başbakanı Giorgia Meloni, Ceuta kentindeki göçmenlerin görüntülerini koyduğu paylaşımına “İtalyan solunun çok sevdiği Sanchez modeli işte budur” notunu ekledi. Meloni ayrıca İtalya ile İspanya arasındaki Schengen düzenlemesini askıya aldığını duyurdu. Oysa Ceuta’ya geçen göçmenler açısından böyle bir imkân yoktu. Meloni’nin amacı manipülasyonla büyük bir göçmen tehlikesi olduğu algısı yaratmaktı.
ABD Başkanı faşist Trump ise Kasım ayında yapılacak seçimlerde Demokratların kazanmaları durumunda Amerika’nın da İspanya topraklarında olduğu gibi “göçmen istilasına” uğrayacağını söyleyerek bu insanlık trajedisini tıpkı Meloni gibi göçmen karşıtlığı üzerinden seçim malzemesine dönüştürdü. Trump bu olayı, İspanya’da yönetimin kötülüğüne ve çıkan göçmen yanlısı yasalara bağlayarak yaklaşan ön seçimler öncesi ABD’de özellikle “Demokratik Sosyalistler” etrafında büyüyen sol eğilimi de gözden düşürmek, ABD emekçi halkını korkutmak istiyor. İspanya Başbakanı Sanchez’in “sosyalist” kimliğine işaret ederek ABD’li emekçilerin zihninde sol fikirleri tehlikeli göstermeye çalışıyor. Trump Ceuta’da yaşananlar üzerinden Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinde Cumhuriyetçi Partinin en önemli argümanlarından birinin “sınır güvenliği” olacağını öne çıkarıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, “radikal sol partilerin dünyada düzensiz göçü teşvik etmekten sorumlu olduğunu” söylüyor.
İsrail’in 7 Ekim 2023’te Hamas saldırısı sonrası başlattığı Gazze savaşı ve burada uyguladığı soykırıma karşı çıkan, Mayıs 2024’te Filistin Devleti’ni resmen tanıyan, İsrail’e silah tedarikini durduran, göçmenlerin lehine yasalar çıkmasının önünü açan İspanyol Sosyalist İşçi Partisinden (PSOE) Başbakan Pedro Sanchez’i ABD ve İsrail çoktan hedef tahtasına oturtmuştu. Trump İspanya’nın “savunma” harcamalarını GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarma taahhüdünde ayak sürümesinde ve ABD askeri uçaklarına Rota ve Morón üslerini İran’a saldırı için kullanma izni vermemesine, hava sahasını kapatmasına da öfkeliydi.
İsrail Başbakanı Netanyahu, geçtiğimiz aylarda İspanya’yı adeta tehdit etmiş, “İsrail, kendisine saldıranlara karşı sessiz kalmayacak, İspanya bunun bedelini hemen ödeyecek” demişti. Fas 2020 yılında İsrail ve işbirlikçi Arap devletleri arasında İran ve Filistin karşıtlığı temelinde imzalanan İbrahim Anlaşmalarını imzaladı, Gazze savaşında ABD ve İsrail’i destekledi. Fas’ın bu tutumunun ardından ABD, Fas’ın Batı Sahra’daki egemenliğini tanıdı. Ortak istihbarat ve askeri işbirliği yapıldı. İsrail tarafından finanse edilen yayın kuruluşları ve gazeteciler de bir müddettir İspanya’nın Ceuta ve Melilla’daki varlığını eleştiren ve Fas’ın bu bölgelerdeki hak iddialarını destekleyen yayınlar yapıyorlardı. İsrail haber sitelerinde İsrail’in, Fas’ın topraklarını geri alması için nasıl yardımcı olabileceğine dair yazılar yayınlanıyordu.
Bütün bu gelişmelerden anlaşılıyor ki ABD ve İsrail, Fas Kralına Ceuta’ya göçmen akınını organize ettirerek, ya da bir şekilde önünü açmasını sağlayarak, sol bir figür olarak karşılarında duran İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’e “ayağını denk al” mesajı verdiler. Fas Kralı ise ABD ve İsrail’le kurduğu ittifakı perçinledi ve İspanya’ya bir kez daha kozlarını gösterdi. Avrupa ve ABD’de yükselen faşist güçlere ise emekçi kitlelerin yoksulluğa ve geleceksizliğe karşı yükselen tepkilerinin önüne geçmek için göçmen karşıtlığını kullanmak üzere bolca propaganda malzemesi çıktı.
“Hibrit Savaş” adını verdikleri bu yöntemin kapitalist devletler tarafından kullanılması ilk değil. Emekçilerin hayatlarını çalarak onları göçe zorlayan kapitalistler, göçmen haline getirdikleri yoksul insanları bir de birbirleri üzerinde koz olarak kullanıyor. 2021 yılında da 8 bin göçmen yine yüzerek aynı güzergâhtan daha iyi bir hayata ulaşmaya çalışmıştı. O zaman da aynı oyun tezgâhlanmıştı. Fas ve İspanya arasında uzun yıllardır anlaşmazlık konusu olan Batı Sahra’da bağımsızlık mücadelesi veren Polisario Cephesi Genel Sekreteri İbrahim Gali Covid-19 hastalığı nedeniyle tedavi edilmek üzere gizlice İspanya’ya getirilmişti. İşte o tarihte de Fas egemenleri adeta İspanya’nın burnunu sürtmek ve yapabileceklerini göstermek için, Trump’ın birinci başkanlık döneminde Fas’ın Batı Sahra’daki egemenlik iddialarını tanımasından aldığı güçle de sınır kontrollerini gevşeterek binlerce yoksul emekçinin göçünün önünü açtı. Elbette bu ölüm kalım yolculuğunda da kaç kişinin öleceği Faslı egemenlerin zerrece umurunda değildi.
Türkiye’de siyasi iktidar da göçmenleri Batı’ya karşı koz olarak kullanmaktan geri durmadı. 2020 yılında, Suriye politikalarında Avrupa’dan istediği desteğin gelmemesi ve ülkede tuttuğu göçmenler karşılığında daha fazla para talebinin karşılanmaması üzerine Erdoğan, sınırları açacağını söylemişti. Nitekim kısa bir süre sonra Türkiye’nin Yunanistan sınırı karadan ve denizden göçmen akınına uğradı. Bizzat devlet eliyle organize edilen bu akın sonucunda on binlerce insan Edirne’ye ve Midilli’ye yakın Ege kasabalarına yığıldı. Genç, yaşlı, çoluk çocuk binlerce insan günlerce sefil koşullarda bekletildi. Yunanistan’a geçmeye çalışanlar Yunan polisinin saldırısına uğradı. 2020 Kasımında ise Belarus, AB’ye karşı koz olarak kullanmak için binlerce göçmeni Polonya sınırına yönlendirdi. Göçmenler günlerce sınırda dondurucu soğukta bekletildi. Biri 27 haftalık bebek olmak üzere 10’dan fazla göçmen yaşamını yitirdi.
Üçüncü Dünya Savaşı yayılarak devam ediyor. Kana ve kâra doymayan kapitalistler yoksul emekçileri içine düşürdükleri çıkışsızlık da dâhil her türlü imkânı kullanarak yeni çatışma alanları yaratmanın yollarını döşüyor. Ancak madalyonun öteki yüzünü de görmek gerekir: Çürüme çağındaki sistemlerini korumak için her türlü ahlâksız oyunu oynamaya hazır bu egemenler bir yandan da emekçi kitlelerde biriken öfkeden ölesiye korkuyorlar. Bu nedenle burjuva sol figürler olan Sanchezlere, Mamdanilere bile zerrece tahammülleri yok. Bütün bu süreci tersine çevirmenin tek yolu devrimci işçi sınıfının, yoksulluktan, işsizlikten, geleceksizlikten, savaşlardan bıkmış emekçi sınıfları, emekçi kadınları, gençleri içine alacak bir sınıf savaşımını yükseltmesi, toplumsal atmosferi ezilenlerden yana değiştirmesidir.
[*] Fas 1956’da bağımsızlığını elde ettikten sonra İspanya Ceuta ve Melilla’dan hak iddia etti. 1995’te her iki kente de İspanya’ya ait özerk şehir statüsü verildi. Fas, İspanya’nın bu şehirlerde işgalci güç olduğunu, Ceuta ve Melilla’nın Fas toprakları olduğunu savunuyor. İki komşu ülke Fas ve Cezayir arasında da Batı Sahra bölgesinin statüsü hakkında uzun yıllardır anlaşmazlık devam ediyor. Fas, bölgenin kendi egemenliği altında olduğunu ileri sürerken, Cezayir ise bölgenin bağımsızlığı için mücadele eden Polisario Cephesini destekliyor. 30 Temmuz tarihli kitlesel göçün yaşanmasından kısa süre önce İspanyol Başbakanı Pedro Sanchez Cezayir’i ziyaret etmiş ve doğalgaz antlaşması imzalamıştı. İspanya Cezayir’e olan enerji bağımlılığını da göz önünde bulundurarak bu iki ülke ile denge politikası yürütüyor. Yani Ceuta ve Melilla da, Batı Sahra da tarihsel ve dönemsel olarak emperyalistler için yeni enerji kaynaklarına ulaşmak, rakip kapitalist devletlere çeşitli yönlerden saldırmak için elverişli bir bölge.
link: Meral İnci, Emperyalist Kapışmada Ceuta Tablosu, 17 Ağustos 2026, https://en.marksist.net/node/8817
Rejimin Dayattığı Oyunu Reddediyoruz



