Marksistler olarak nükleer fisyon santrallerine karşı çıkıyoruz. Ama bu itirazımızı, dışa bağımlılık, yabancı sermaye vb. gibi milliyetçi argümanlar üzerinden şekillendirmiyoruz. Bizim zaten kullanacağımız rüzgârımız, güneşimiz ya da ırmaklarımız var da demiyoruz; çünkü biliyoruz ki dünyanın birçok ülkesinde bu kaynaklar yok. Meselenin maliyet tarafına da odaklanmıyoruz, çünkü bedavaya da gelse nükleer fisyon santralleriyle iç içe ve diken üstünde yaşamak istemiyoruz. Teknolojiye düşman değiliz, zira insanlığın kurtuluşunun üretici güçlerin devasa gelişiminde yattığını biliyoruz. Ama üretici güçlerin üretim araçları ve teknolojiden ibaret olmadığını da, onun en önemli bileşeninin insan olduğunu da aklımızdan çıkarmıyoruz. Marksistler olarak sorunun tüm insanlığı ilgilendirdiğini, çözümün de ancak tüm dünya çapında bulunabileceğini söylüyoruz. Kapitalist sömürü çarkları kırılıp, insanlık kapitalist özel mülkiyetin ve ulusal sınırların deli gömleğinden kurtulduğunda, insanlığın enerji sorununun çözümünün de önü açılmış olacaktır.