İşçi sınıfı ve emekçi kitleler sermayenin çok yönlü saldırılarının alabildiğine derinleştiği ve şiddetlendiği şartlarda yeni bir 1 Mayıs’ı karşılıyor. Bölgemizdeki savaşın alevleri komşu ülkelerdekilerin yanı sıra Türkiye’deki emekçilerin de canını yakarken, faşist rejimin hem savaş politikaları hem yükselen baskı politikaları emekçilerin hayatını karartıyor. Bunlar bir yana sermaye iktidarının izlediği ekonomik yıkım politikalarının şiddetlendirdiği ekonomik-sosyal saldırılar işçi sınıfının ve diğer emekçi katmanların çalışma ve yaşam koşullarını artan bir hızla ağırlaştırıyor. Emekçiler için hayati önem taşıyan temel ihtiyaçların fiyatları başta olmak üzere meta fiyatları dizginsiz yükseliyor, ücret artışları bunun çok gerisinde seyrediyor ve emekçilerin alım gücü hızla düşüyor. Sefalet derinleşiyor. Rejim emekçilere hem nitelik hem de nicelik bakımından daha az sağlık, daha az eğitim, daha az sosyal bakım hizmeti, daha az altyapı hizmeti sunuyor. Uyguladığı ekonomik programın da bir parçası olarak işçi sınıfının üzerindeki vergi yükünü, cezaları hoyratça arttırıyor, sosyal güvenliği tümüyle ortadan kaldırmak üzere kararlı adımlarla yol alıyor. Emekliliği imkânsız hale getiriyor, emekliliğe hak kazananları da yaşayamaz bir duruma itiyor.
Diğer yandan rejim, soluksuz bıraktığı işçi sınıfının başını kaldırmaması için her an sopa sallıyor. Mücadeleye atılan işçilerin önüne jandarma ve polis dikiliyor, grevler engellenmeye çalışılıyor, mücadeleci sendikacılar gözaltılarla, tutuklamalarla, ağır para cezalarıyla yıldırılmaya çalışılıyor. Rejim şu ana kadar yaptıklarıyla yetinmeyerek son haftalarda toplum ve muhalefet üzerindeki baskıları da arttırıyor. Muhalefet belediyelerini hedef alan baskı ve el koymalar yeni bir vites yükseltme dalgasıyla hızlandırıldı. Rejim medyanın yüzde 90’ından fazlasını doğrudan kontrol ettiği halde kalan gazetecilik mecralarını da yok etmek ya da boyunduruk altına almak için her yolu deniyor. Gazetecilere gözaltı ve tutuklamalar hız kesmiyor. Keza ünlüleri hedef alan gözaltı ve tutuklamalar, teşhirler aynı şekilde. Sosyal medyaya dönük yeni yeni baskılar gündeme getiriliyor.
Bir yılı aşkın bir süredir, Kürt halkının demokratik taleplerini karşılayacağı yanılsamasını yaratarak Kürt siyasi hareketini etkisiz ve tepkisiz hale getirmeyi hedefleyen faşist AKP-MHP ittifakı, bu alandaki oyalama politikalarını sürdürürken, cezaevlerinde ölüm saçmaya, işkencelere, baskılara devam ediyor.
Bu rejim emekçi kadınlar için de hayatı cehenneme çeviriyor. Ekonomik krizin yükü tüm ağırlığıyla emekçi kadınların sırtına biniyor. Siyasi iktidarın izlediği kadın düşmanı politikalarla birleşen ekonomik ve sosyal yıkım, kadın cinayetlerinde de patlamaya yol açıyor. Kadınlar saldırıya uğruyor, katlediliyor.
Rejim bir yandan ekonomik olarak ayakta kalmak bir yandan da toplumun tepkisini uyuşturmak üzere narko-mafyatik bir niteliğe de bürünüyor. Küresel uyuşturucu ticaretindeki yerini büyüten rejim, buradan elde ettiği ya da edilmesine göz yumduğu yasadışı zenginlikleri aklamak için karanlık kumar ve bahis düzenekleri kurmaktan geri durmamıştır. Beslediği mafya çeteleriyle geleceksizleştirdiği gençleri bataklığa itmekte, öte yandan kentlerin emekçi mahallelerini terörize etmektedir. Mafyanın da içine yerleştiği yargı sistemi çökmüş, liyakat ilkesi yok edilmiş durumdadır. Yolsuzluk, nepotizm, rüşvet, kamu kaynaklarının talanı yarınlar yokmuşçasına dörtnala gitmektedir.
Bu sorunların çoğu Türkiye’ye özgü değildir. Kapitalist sistem önceki kriz dönemleriyle karşılaştırılamayacak ölçüde çok boyutlu derin bir kriz içinde. Bu kriz tarihsel ömrünü doldurmuş olan bunak kapitalizmin sistem krizi. Bu durumdaki bir kapitalizmden, Epstein hadisesinde bir kez daha çarpıcı biçimde görüldüğü üzere, her türlü iğrençlik, her türlü ufunet lağım misali etraf saçılıyor. Son günlerde ülkemizde de görülen kahredici okul katliamları çocukların ve gençlerin nasıl bir çıkışsızlığa, nasıl bir geleceksizliğe sürüklendiklerinin acı bir göstergesi yalnızca.
Kriz içindeki sistem tüm dünyayı savaşlarla da cehenneme çeviriyor. Emperyalist, Siyonist saldırganlık Filistin ve Venezuela’nın ardından ölüm ve yıkım kusan makinesiyle bu kez İran’ı hedef aldı. Çoluğu çocuğuyla binlerce emekçinin canına kıyan bu makine, aynı anda Lübnan’ı da cehenneme çevirdi. Binlerce ölü, on binlerce yaralının yanı sıra, milyonlarca emekçi yerinden yurdundan olup, barınmasız, gıdasız, işsiz, elektrik, su, gaz, iletişim gibi altyapı hizmetlerinden, temel kamusal-sosyal hizmetlerden yoksun kalıyor. Emperyalist saldırganlığın hedefi olan İran’da Molla rejimi fırsattan istifade geçtiğimiz aylarda bir kez daha ayağa kalkmış olan İranlı emekçi kitleleri cezalandırıyor, gözüne kestirdiklerini idam ediyor, işkencelerine durmaksızın devam ediyor. İranlı emekçiler sadece emperyalist saldırganların yol açtığı yıkımı değil faşist Molla rejiminin duraksamayan saldırılarının da acısını yaşıyor.
Bu saldırganlık ve savaşlar sadece hedefteki ülkelerin işçi ve emekçilerinin canını yakmıyor, bunun etkilerini yükünü bütün dünya emekçileri yaşıyor. Emekçilerin ücretleri yerinde sayarken, dünya genelinde yükselen petrol ve gübre fiyatları nedeniyle tüm temel ihtiyaçların fiyatları yükseliyor. Yükselen enflasyon ve düşen alım gücü nedeniyle emekçilerin geçim sorunu daha da ağırlaşıyor. Tüm dünyada savunma adı altında savaş harcamaları ve silahlanma artıyor, devlet bütçelerinin daha büyük bölümleri bu alana gidiyor ve bunun karşılığında emekçilerin yararlandığı kamusal hizmetlere giden paylar azaltılıyor. Özetle, İran savaşının da bir parçası olduğu emperyalist dünya savaşı süreci işçi sınıfının ve diğer emekçi katmanların çalışma ve yaşam koşullarını daha da kötüleştiriyor, dayanılmaz hale getiriyor.
Bu yılın 1 Mayıs’ı işte işçi sınıfının bu sorunları doğuran kapitalist sisteme karşı öfkesini haykırmak, mücadele azmini bilemek, geçmiş işçi sınıfı kuşaklarının mücadele mirasına bağlanmak, dünyanın diğer ülkelerindeki sınıf kardeşleriyle duygu bağını tazelemek üzere bir mücadele günü olarak anlam kazanıyor.
Emperyalist savaş ve saldırganlığa, Siyonist İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırıma, faşist yükselişe ve sistemin çürümüşlüğüne karşı dünyanın dört bir yanında tepkiler ve eylemlerin arttığı bir süreçteyiz. ABD’de ve Avrupa’da milyonlarca işçi meydanlarda öfkesini haykırıyor ve bunu 1 Mayıs’a taşımaya hazırlanıyor.
Bu yıl 1 Mayıs, Türkiye’de 50 yıl boyunca yasak olan ve bu uzun aranın ardından son derece kitlesel ve coşkulu bir şekilde kutlanan 1976 1 Mayısının 50. yıldönümü olması nedeniyle de özel bir anlam taşıyor.
1976 1 Mayısının 50. yılında
1 Mayıs bu topraklarda 1925 yılından 1976 yılına kadar yasaklı kalmıştı. CHP’nin tek parti iktidarı, çok partili sözde demokrasiye geçiş ve DP iktidarı, genel bir özgürleşme dalgasını tetikleyen 1960 darbesi ve onun kimi haklar getiren anayasası, sosyalist parti ve akımların doludizgin geliştiği 1960’lı yıllar, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, 1971 yarı-faşist darbesi ve onun oluşturduğu rejim, “ortanın solu” CHP’si… Tüm bu siyasi dönem değişimlerine ve farklılıklarına rağmen Türkiye’de 1 Mayıs yasağı değişmeden kalmıştı. Üstelik yasaklı kalması yetmezmiş gibi, birbirinden farklı sayısız iktidarları zorlayacak ya da gündem oluşturacak düzeyde bir politik talep olarak bile 1 Mayıs dillendirilmemişti.
Sonunda bu uzun karanlık, 50 yılın ardından 1976’da delinmiş ve İstanbul’da Taksim Meydanında gerçekleştirilen mitingde işçi sınıfının sesi ilk kez o kadar gür bir şekilde yankılanmıştır. Maden-İş’in ve DİSK’in mücadeleci önderi Kemal Türkler’in öncülüğünde alınan bu karar, burjuvaziye bugüne dek unutmadığı ve unutamayacağı bir tokat indirmiştir aynı zamanda. 1976 1 Mayıs’ının tüm işçi sınıfı ve sosyalist hareket üzerinde yarattığı heyecan ve coşku nedeniyle 1977’ye gelindiğinde 1 Mayıs çok daha büyük ve merkezi bir politik gündem olabilmiştir. Elbette ülkenin doludizgin hareketli politik gündemiyle bağlantılıydı bu durum. Ancak yarım asırlık karanlığın yırtılmasının etkili bir iz bıraktığı muhakkaktır. 1977 1 Mayıs’ı, iyi bilindiği üzere Türkiye’nin o zamana kadar görmediği büyüklükte bir işçi mitingine tanıklık ediyordu. İşçi sınıfının artan bilinç ve örgütlülüğü, artan mücadeleciliği egemen burjuvaziyi ve emperyalist müttefiklerini korkuttuğu için kanlı bir katliam planladılar ve o gün hayata geçirdiler. 1977 1 Mayıs’ı çeşitli yönleriyle işçi sınıfının mücadelesinin doruk noktasını temsil ediyordu. O günden sonra işçi sınıfına ve sosyalist harekete karşı 12 Eylül 1980’deki askeri faşist darbeye kadar sürecek olan bir “iç savaş” yürütüldü burjuvazi tarafından. Burjuvazi bu savaşta son darbeyi 12 Eylül’le indirdi. Ama tüm uğraşlarına rağmen 1 Mayıs 1977’nin hatırasını kalplerden ve hafızalardan silemedi.
Bu durum dünyanın başka hiçbir kapitalist ülkesinde rastlanmayan bir 1 Mayıs geleneği yaratmıştır Türkiye’de. 1 Mayıs işçi sınıfının bir uluslararası eylem günü olarak doğduğu ve hayatiyet kazandığı gelişmiş sanayi ülkelerinin çoğunda sonradan istimini yitirmiş olsa da, Türkiye’de önemli bir gelenek olarak canlılığını korumaktadır. Her ülkenin sınıf mücadeleleri tarihinde özgül zirve noktaları, dönemeçler, kırılma anları, büyük olaylar olmuştur ve bunlardan bazıları anmalara, mücadele ruhunu yaşatan geleneklere yol açmıştır. Örneğin Almanya’da Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in katledilişi her yıl önemli bir anma ve eylem gününün doğmasına kaynaklık etmiştir. 1 Mayıs da Rosa’lar da işçi sınıfının uluslararası değerleri ve mirasıdır, ama farklı ülkelerde bu miras sınıf mücadelelerinin özgül seyrine bağlı olarak farklı tarzda ve ağırlıkta yer edinmiştir. Türkiye işçi sınıfı kendi tarihinde çeşitli ve cefalı mücadeleler vermiştir, ama sembolleşme, süreklilik kazanma ve gelenek oluşturma anlamında 1 Mayıs’ın özel bir yeri olduğunu söyleyebiliriz.
1 Mayıs’ın canlılığını koruyor olması Türkiye’de sol açısından önemlidir ve gündeminde daima yer bulmaktadır. Bunun bir somut sonucu olarak Türkiye’de her 1 Mayıs öncesinde sol hareket ve sendikal çevrelerde hararetli tartışmalar olur. Bu tartışmalar genelde İstanbul 1 Mayısının kutlanacağı yer üzerinden yürümektedir. Bunun birincil nedeni elbette sermaye iktidarlarının, Taksim’i 1 Mayıs kutlamalarına açmama yönündeki inadıdır. Bu yıl aynı tartışmalar yaşandı. İşçi sınıfının yeminli düşmanı olan Erdoğan rejimi, kendisinden önceki iktidarlar gibi Taksim’i bir sembol olarak gördüğü için burada mitinge izin vermiyor. Devletin gücünü tüm ağırlığıyla sahaya süren iktidar, mevcut güç ilişkileri şartlarında kendisini sınırlayacak önemli bir örgütlü güç görmüyor karşısında. Toplumda iktidara karşı geniş bir hoşnutsuzluk olsa da, bu hoşnutsuzluğun süreklilik arz eden örgütlü güce yükseltilememiş olması, ona yasakçı ve baskıcı tutumunda diretme cesareti veriyor.
Burjuvazinin kana buladığı 1977 1 Mayısını unutturmamanın ve Taksim’i 1 Mayıs Meydanı olarak yeniden kazanmanın yolunun, işçi sınıfının onu geri alacak ve Taksim’le birlikte tüm meydanları özgürleştirecek güce kavuşmasından geçtiği apaçık bellidir. İşçi sınıfının bu güce sahip olması için çabalayan ve mücadele eden sınıf devrimcileri açısından bunun tartışmaya açık bir yanı bulunmuyor. Ne var ki işçi sınıfından kopuk sol anlayışların, 1 Mayıs’ın işçi sınıfının bir mücadele günü olduğunu dahi unutmuşa benzeyen görüşler ileri sürmeye devam ettiklerini de biliyoruz. Bunlar arasında 1 Mayıs’ın işçilerin değil sosyalistlerin/devrimcilerin günü olduğunu bile açıkça dile getirenler var. Nitekim bu yıl da bazı sol çevreler sendikaların ve meslek örgütlerinin kararı ne olursa olsun Taksim’e gideceklerini ve bu kararlarını hiçbir şekilde değiştirmeyeceklerini ilan ettiler. Taksim başvurusunun Valilik tarafından reddedilmesinin ardından DİSK, KESK, TTB ve TMMOB ise İstanbul’da 1 Mayıs mitinginin Kadıköy’de yapılacağını açıkladılar ve pek çok sol/sosyalist örgüt de bu mitinge katılacaklarını duyurdular.
Geçen yıl da benzer bir durum yaşanmışken ve “Taksim’i direnerek kazanmak” adına yapılan çağrılar hiçbir şekilde hedefine ulaşamamışken, sol lafazanların işçi sınıfının birleşik, kitlesel ve mücadeleci bir 1 Mayısının örgütlenmesinin yerine “Taksim’i çatışarak alma” sözde devrimciliğini ikame etme çabalarını sürdürmelerinin, devrimci sınıf siyaseti açısından anlaşılabilir tarafı bulunmuyor. Yirmi yılı aşkın bir süredir biteviye tekrarlanan bu tutuma karşı bir kez daha hatırlatalım:
“1 Mayıslar gibi mücadele günlerini işçi ve emekçi kitlelerin bilinç düzeyinde bir sıçrama yaratabilmek bakımından önemli bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışan komünistler için çok açık olan bir husus var. Devrimci bayrağın yükseltilmesi mücadelesinde asıl kıymetli olan, zaten devrimci bilince ulaşmış kadroların bunu bir biçimde teşhir etmesinden ziyade, geride duranları elden geldiğince biraz daha öne çekebilmektir. Bu nedenle 1 Mayıs benzeri eylemlerde Bolşevik kadroların içinde çalışma yürüttükleri kitleden kopmamaları ve duydukları devrimci heyecanı onlara da iletebilmenin yol ve yöntemi üzerinde odaklaşmaları gerekiyor. Devrimci unsurların sınıfın geri kitlesini kendi kaderiyle baş başa bırakarak, devrimci heyecanı kısa vadede çok daha fazla tatmin edebilirmiş gibi görünen yerlere yönelmeleri tek kelimeyle sorumsuzluktur.” (Elif Çağlı, 1 MAYIS’ın Ardından, 4 Mayıs 2004)
Bu noktada, izin alınmış alanlara bile işçi taşıyamayan Dörtlünün, Taksim’e işçi getiremeyeceğini bile bile, sosyalist solun tepkisine karşı gard almak kabilinden yaptığı Taksim açıklamalarının, haftalar süren bu tartışmalara zemin açtığını da belirtmek gerekiyor. Sosyalist solun haklı bir biçimde eleştirdiği gibi, Dörtlü her yıl bu konuda bir kandırmaca ve oyalamaca süreci yürütmekte ve belirsizlik yaratmaktadır.
Geçmişte sınıfın mücadeleyi yükseltmesiyle kazanılmış olan Taksim, burjuvazinin yıllar süren karşı saldırıları ve işçi sınıfının gerilemesiyle kaybedildi. Sınıf hareketi yeniden örgütlü şekilde yükseldiğinde Taksim elbet yeniden kazanılacak. Taksim’in unutturulmaması önemlidir, ama bu sınıftan kopuk Taksim slogancılığıyla yapılamaz.
Bilindiği gibi geçtiğimiz yıl Türk-İş tepe yönetimi, doğrudan doğruya İstanbul 1 Mayısını bölmek amacıyla, Kartal’da toplanma kararı almıştı. Nicedir rejimin aparatı haline gelen Türk-İş ve Hak-İş tepe yönetimleri, bu yıl da sırf İstanbul’da birleşik bir mitingin düzenlenmesini engellemek için farklı kentlerde sözde merkezi 1 Mayıs mitingleri düzenleme kararı aldılar. Fakat bu yıl bizzat Türk-İş içinde farklı bir çıkış yaşandı ve bu karar Petrol-İş, Tümtis ve Belediye-İş gibi sendikalar tarafından itirazla karşılandı. Petrol-İş Gebze’de ortak olarak örgütlenen 1 Mayıs mitingine katılma kararı alırken, Tümtis bir grup üyesini Edirne’ye göndermekle birlikte İstanbul’daki 1 Mayıs mitingine de katılım sağlayacağını açıkladı. Bu çıkışlar, faşist rejimin baskılarını tırmandırdığı, mücadeleci sendikaların ve sendikacıların üzerinde kılıç salladığı bu dönemde anlamlıdır. Sınıf devrimcilerinin konfederasyon ayrımı yapmaksızın sınıf tabanında güçlendirmeleri gereken şey işçi sınıfının birleşik mücadelesinden yana tutumdur.
İşçi sınıfının anlamlı büyüklükte bir azınlığını bile örgütlü güç düzeyine yükseltmeden, keza sendikaların yine anlamlı bir kısmını bu çizgiye çekmeden düzenle meydan savaşlarına kalkışmanın yararlı olmak bir yana işçi sınıfının mücadelesi açısından zararlı etkileri olduğu şüphesizdir. 1 Mayıs’ı sınıf mücadelesini ilerletmek için bir fırsata dönüştürmenin yolu, işçi sınıfının mevcut şartlarında onu bilinç ve örgütlülük bakımından az ya da çok ilerletebilecek tarzda 1 Mayıs’a yaklaşmaktan geçiyor. 1 Mayıs’ın gücü ancak onun işçi sınıfının kitlesel, birleşik, örgütlü ve mücadele ruhuyla dolu bir tarzda hayata geçirilmesiyle açığa çıkarılabilir.
“İşçi sınıfı örgütlü gücünü yükselttiği ölçüde burjuvazinin dayatmalarına direnecektir. Sınıf içinde devrimci çalışma meyvelerini vermeye başladığında, burjuvazinin barikatları işçi kitlelerinin Taksim dahil büyük alanları doldurmasını asla engelleyemeyecek. İşçiler burjuvazinin yasaklarını delip geçecekleri gibi 1 Mayıslarda öldürülen tüm sınıf kardeşlerinin hesabını da soracaklar. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın!” (Elif Çağlı, age)
Kapitalist Sömürüye, Emperyalist Savaşa ve Faşizme Karşı İşçi Sınıfının Uluslararası Mücadele Bayrağını Yükseltelim!
Kitlesel, Birleşik, Örgütlü bir 1 Mayıs İçin Alanlara!
link: 1 Mayıs’a Giderken, 20 Nisan 2026, https://en.marksist.net/node/8754
Haydi 1 Mayıs’a!



