Suriye’de HTŞ yönetiminin Türkiye’nin desteği ve ABD’nin göz yummasıyla Kürtlere ve Rojava’ya karşı gerçekleştirdiği harekât devam ediyor. Kürtler Rojava’da dar bir alana sıkıştırılırken, Kobani kuşatması yüzünden kentte gıda, elektrik, su ve sağlık sorunları hayatı tehdit eder boyutlara çıkmış durumda. Soğuktan ölen bebeklerin yanı sıra, “ateşkese” rağmen HTŞ ve Türkiye destekli grupların köylere yaptıkları saldırılarda bir ailenin katledildiği belirtiliyor. Kürtleri kendilerini savunamaz hale getirerek boyun eğmeye zorlayan HTŞ’nin, farklı kimlikleri, inançları ve fikirleri hedef alan tekfirci-cihatçı anlayışının en büyük destekçisinin Türkiye’deki faşist rejim olduğu görülüyor. Kürt halkının en temel hakları gasp edilirken, aynı “saldır-ez” politikası Alevi, Süryani, Ezidi, Dürzi, Hıristiyan ve diğer kimliklere de uygulanıyor. Laik ve demokratik bir yönetim isteyen Sünni Araplar da tıpkı Aleviler gibi “Esad artıkları” olarak kodlanıp hedefe konuyor.
Türkiye’deki faşist rejimin bu barbarlıktaki rolü gözardı edilemez. Erdoğan rejimi toplumsal tepki nedeniyle Türkiye’de hayata geçiremediği en gerici politikaları Suriye’de HTŞ’nin hayata geçirmesini destekliyor, hatta ona yol haritası olarak sunuyor. Bunu HTŞ’nin açıkladığı sözde anayasa bildirisinden, “Kürt kararnamesi”nden, sözde “mutabakat” metninden net bir şekilde görüyoruz. Halep’te, Hama’da, Humus’ta, Lazkiye’de, Süveyda ve diğer bölgelerde Alevilere, Dürzilere ve Kürtlere yönelik katliamları, “terörle mücadele”, “Esad artıklarının ezilmesi”, “İsrail yandaşlarının hakkından gelinmesi” vb. maskesi altında iştahla destekleyen rejim medyası da sahibinin sesi durumundadır.
Suriye’de uygulanan sistematik saldırılara Alevi Bektaşi kurumları ve Türkiye’deki Arap Alevileri dernekleri de son günlerde yaptıkları açıklamalarla bir kez daha tepki gösterdiler.
Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Türkiye Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonunun 21 Ocak tarihli ortak açıklamasında, Suriye’de farklı inanç ve kimliklere yönelmiş bir yok etme ve sindirme politikası izlendiğine dikkat çekiliyor. HTŞ ve IŞİD artığı selefi-cihatçıların Suriye’nin kuzey ve batı bölgelerinde yoğunlaşan saldırılarının yalnızca askeri hedeflere değil, doğrudan yerleşim alanlarına, kadınlara, çocuklara ve inanç merkezlerine yöneldiği belirtiliyor.
Bugün HTŞ’nin sahada güç kazanmasının tesadüf olmayıp bilinçli bir bölgesel siyasetin sonucu olduğu ve bunda TC devletinin rolünün ve sorumluluğunun gözardı edilemeyeceği söylenerek şöyle deniyor:
“Türkiye’nin Suriye politikasının merkezinde, halkların barış ve demokratik geleceği değil;
Kürt karşıtlığı, tekçi-ulusalcı güvenlik anlayışı ve mezhepçi hesaplar bulunmaktadır.
Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilmeye çalışılan halkların eşit ve ortak yaşam modeli, tam da bu nedenle hedef alınmaktadır. Bu saldırılar yalnızca Kürt halkına değil, Suriye’nin çoğulcu geleceğine yönelmiştir.”
“Türkiye başta olmak üzere, bu yapılara; siyasi, askeri ve diplomatik destek sunan tüm devletler, bu suçların doğrudan sorumlusudur. Bugün beslenen bu yapıların silahları, yarın tüm bölge halklarına ve destekçilerine dönecektir. Uluslararası kamuoyu derhal hareket geçmelidir. HTŞ ve IŞİD türevi tüm yapılar, sadece terör örgütü olarak değil, aynı zamanda savaş suçlusu olarak tanımlanmalı; liderleri ve destekçileri uluslararası mahkemelerde yargılanmalıdır.”
“Suriye’de Aleviler, Kürtler, Araplar, Dürziler, Hristiyanlar ve tüm halklar; demokratik, laik, eşit ve özgür bir Suriye inşa edene kadar yalnız değildir. Bu topraklarda 72 milletin, farklı inançların ve kimliklerin bir arada onurla yaşayabileceği bir gelecek mümkün. Bu gelecek katillerle uzlaşarak değil; adaletle yüzleşmeyle ve halkların ortak iradesiyle kurulacaktır.”[1]
24 Ocakta ise Arap Alevi dernekleri ortak bir açıklamayla[2] Suriye’de yürütülen planlı tasfiyeye tepki gösterdiler.
Açıklamada, başta Aleviler olmak üzere Dürziler, Ezidiler ve Kürt halkının sistematik katliamlar, zorla yerinden etmeler, kaçırmalar, işkence ve inanç temelli saldırılarla hedef alındığı dile getirildi. Yaşananların Suriye’nin demografik yapısını zorla değiştirmeyi amaçlayan bilinçli bir imha politikası olduğu belirtildi.
Yürütülen kirli savaşın yeni aşamasında, hapishanelerden binlerce IŞİD militanının serbest bırakıldığı, bunun bilinçli bir politik tercih olduğu dile getirildi.
“Emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda desteklenen; HTŞ, IŞİD, Colani ve benzeri cihatçı-faşist yapılar, halkların iradesini yok sayan, mezhepçi ve gerici bir düzeni dayatmaktadır. Bu yapılara açılan her alan, halklara karşı işlenen suçların doğrudan parçasıdır. Bu anlayışın egemen olduğu bir coğrafyaya barış ve huzur gelmez.”
“Direnen Kürt kadınlarına yönelik saç kesme, teşhir etme ve beden üzerinden yürütülen aşağılayıcı uygulamalar; kadın kimliğini ve Kürt halkını hedef almıştır. Bu insanlık dışı eylemler; işkence, onur kırıcı muamele ve cinsel şiddet kapsamındadır ve açıkça insanlığa karşı suçtur.”
Bugün HTŞ ve benzeri cihatçı yapılara alan açanların Alevilere, Ezidilere, Dürzilere ve Kürt halkına yaşam hakkı tanımadıklarının ifade edildiği açıklamada, “katliamları, zorla yerinden etmeleri, demografik mühendisliği ve HTŞ dâhil cihatçı-faşist yapılara verilen tüm destekleri en güçlü biçimde kınıyoruz. Halkların iradesi dışında kurulan hiçbir yapıyı meşru görmüyoruz” denildi.
* * *
Suriye’nin tekfircileri Alevileri, Dürzileri, Süryanileri ve Kürtleri katlederken, Erdoğan rejimi, eli kanlı HTŞ’yi ve Şara’yı arkalıyor, hatta daha da ileri itiyor. AKP milletvekili Leyla Şahin Usta, Mecliste hiç çekinmeden “Suriye’de Müslümanlar katledilirken gıkını çıkarmayanlar bugün Aleviler öldürülüyor diye ortalığı ayağa kaldırıyor” diyerek bu zihniyeti alenen sergilemişti. Bu zihniyetteki siyasi iktidar, Türkiye’de de, kirli hesaplarla yanına yedeklemeye çalıştığı Kürt halkının ve seçim zamanı hatırlayıp vaatlerle kandırmaya çalıştığı Alevilerin haklarını tanımaya asla razı olmuyor.
Süreç aylardır fiilen askıya alınmışken, rejim Kürtlere en aza razı olmayı dayatıyor. Aleviler ise cemevleri bile ibadethane sayılmayarak cezalandırılmaya devam ediliyor.
Nitekim Çevre Bakanlığının 22 Ocakta yayınladığı yeni yönetmeliğinde de cemevleri ibadethane yerine “kültürel tesis” olarak tanımlanıyor. Alevi dernekleri yayınladıkları ortak açıklamayla, bu inkâr ve cezalandırma politikasına tepkilerini dile getirdiler:
“Devlet, bir yandan «Alevilerle Açılım» söylemini dolaşıma sokarken; Cemevlerinin sorununu çözeceğiz diyerek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken, diğer yandan Alevilerin ibadethanesini yasalarda açıkça belirtmekten kaçmaktadır. Bu da, bir kez daha göstermiştir ki, AKP Hükümeti ve Saray’ın derdi, Alevilerin taleplerini yerine getirmek değil; inancımızı yok saymaktır.”
Alevi toplumunun iradesini yok sayan, inancımızı tanımayan hiçbir düzenleme bizim açımızdan meşru değildir diyen Aleviler, cemevlerinin statüsünün yönetmeliklerle değil, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık temelinde Anayasaya ibadethane olarak eklenmesi gerektiğini söylüyorlar. Alevi inancının bu ülkenin asli inançlarından biri olduğunu belirtirken, bu gerçeğin er ya da geç, hukuken de kabul edilmek zorunda olduğunu vurguluyorlar.
Kürt halkının ve Alevilerin demokratik hakları, egemenlerin lütfuyla değil ancak emekçilerin ortak mücadelesiyle kazanılabilir. Bu hakların garantisi de emekçilerin örgütlü gücüdür. Bu güç karşısında hiçbir zorbanın, zalimin dayanamayacağını biliyoruz.
link: Marksist Tutum, Suriye’de HTŞ-TC İşbirliğindeki Saldırılara Alevilerden Ortak Tepki, 27 Ocak 2026, https://en.marksist.net/node/8694
HTŞ İktidarının Bir Yılı ve Kürtlere Dayatılan Teslimiyet
“Yapay Zekâ”





