Sonsuz bir tarih ırmağının, İki sütununda doğrulmuş zamanın Aktarma kemeriyiz. İşçiliği derin izlerinde parmakların Harcı tuzunda alındaki pınarın Ustası en kavi, kenetlenmiş taşlardan kemeriz. Var bir umudumuz yarınlardan Var bir duyuşumuz sedalardan Ama bizimki başka… Gözlerimizin gördüğü;
Ne susuz çölde baş döndüren bir serap, Ne büyüleyici mehtap bulutlu gecede, Ne de sahte bir yakamoz zihnimizde. Gaipten sesler duyuyor da değiliz. Gören ve işiten Gören ve işiteniz atardamarını tarihin. Bir yumrukla yükselirken beş parmak Tutunca bir omuzdan, taşırken bir pankartı Yahut devrederken kadim bayrağı bir ileriye Aksayan ses, kurtulunca sıkılmış dişlerin arasından Duyulur bileklerden ve görülür elbette O damarda bekleşen, Devleşen bir sınıfın can davası. Biziz, Ve bugün, çok daha biziz;
Kavuran acı koruktan helvayı Çıkartan ceketi dut yaprağından Derin denizlerin göğsünde süzerek Meydan okutan külfetli demirleri Ve esir edilen, demirlerin ortasında. Ve uğultulu yerin altına teslim edilirken bir baba, Taşıyamayan, ezilen altında Çocuğunun kirpiğindeki tonlarca ağırlıkta… Yine de, her yeni günde Dolaşır dipsiz kumlar bizim ellerimizde İnce belli bardak olur, sıcağıyla kavuşur Dumanı tüter kırmızının, yaz kış demez, İyi gün kötü gün dinlemez Bir yudumla dökülür dudaklardan, dönüşür Dokunur koyu sözcüklere, acılara, özlemlere, sevinçlere Heybetli hayaller uzanır sohbetlere, yüreklere… Bize has bu işler, emek ister. Acele işin şeytanıyla yoktur işimiz Ağır uykuların rehaveti uzak ola Sabır taşı dursun, hatta çekilsin kenara Çünkü biliriz ta evvelinden Var her şeyin bir zamanı Bekler her şey zamanını. İşte bundandır Hazırlanmalı inançla uyanışa Hazırlanmalı milyonlarca bakışa Şimdiden, bekleyen güne, zamanın en güzeline…
26 Ekim 2026
link: Başak Güler, Bekleyen Güne, 26 Ekim 2026, http://en.marksist.net/node/8855


