Resmi nüfusu 16 milyona yaklaşan, gayri resmi nüfusu 20 milyonu aşan bir şehirde, hatta kapitalizmin tanımıyla bir metropolde yaşıyoruz. Kulağa gayet havalı gelen bu kavram, bizler için ne anlama geliyor? Uzun ve güvencesiz çalışma koşulları, kiradan gıdaya, ulaşımdan sosyal aktivitelere pahalı bir yaşam, her yerde yükselen beton binalar, yok olan yeşil alanlar, gürültü, hava kirliliği, sağlık sorunları, stresli yaşamın getirdiği psikolojik sorunlar, sürekli bir yerlere yetişmenin getirdiği telaş, işsizlik, geleceksizlik… Bir tarafta rezidanslar, lüks konut projeleri, bulutların içinde kaybolan finans merkezleri, boğaz manzaralı yalılar, villalar; devasa bir sermaye birikimi ve zenginlik. Biz işçiler için en çıplak İstanbul tarifi ve kapitalizmin metropol gerçeği gün gibi ortada. Üretenlerin bir tarafta, el koyanların diğer tarafta olduğu, keskin bir sınıf ayrımı!