21 Mayısta Cumhurbaşkanlığı kararıyla Bilgi Üniversitesinin faaliyet izni kaldırılmıştı. Bu kararın ardından 22 bin üniversite öğrencisi eğitim faaliyetlerinin nasıl etkileneceğine, bini aşkın akademik ve idari personel ise geleceklerinin ne olacağına dair belirsiz bir sürecin içine girdi. Durdurulan üniversite faaliyetlerine ilişkin yetkililer tarafından net bir açıklama bile yapılmadı. Fakat bu sürece direnişle karşılık veren üniversite öğrencilerinin mücadelesi sonuç verdi. Mücadelenin yarattığı baskı sonucunda, 25 Mayısta üniversitenin yeniden faaliyetlerine devam edeceği YÖK tarafından duyuruldu.
YÖK Başkanı Özvar, kararı Cumhurbaşkanının süreci gençlere yönelik “güçlü hassasiyet” doğrultusunda ele aldığını ve herhangi bir mağduriyet oluşmasına izin verilmediğini söyleyerek açıkladı. Yani bu karar, üniversitenin tepkiler sonucu yeniden eğitime dönmesi olarak değil, meselenin Erdoğan’ın hassasiyeti ile çözüme kavuşturulması olarak yorumlandı. Ancak gerçekliğin böyle olmadığını biliyoruz. Üniversite öğrencileri ve emekçileri, “ben yaptım, oldu” zihniyetine mücadeleyle karşılık verdi, direndi ve taleplerine kavuştu. Direnenler, ancak direnişle kazanım elde edeceğini gösterdiler.
Öğrenciler ve eğitim emekçileri günlerdir üniversiteyi direniş alanına dönüştürmüştü. Mücadele eden öğrenciler polis saldırılarıyla karşı karşıya kalmalarına rağmen geri adım atmamışlardı. YÖK’ün kararının ardından Bilgi Üniversitesi direniş alanından kutlama alanına dönüştü. Öğrencileri temsilen yapılan konuşmada, yürütülen mücadelenin yalnızca üniversitenin yeniden açılmasıyla sınırlı kalmaması gerektiği ifade edildi. Tepeden inme kayyum rektörler, bir kararla üniversite kapatanlar, öğrencileri müşteri olarak gören anlayış ve üniversiteleri rant alanına çeviren uygulamalar değişmeden mücadelenin sona ermeyeceği vurgulandı.
Bu yaşananlar, yalnızca bir üniversitede gelişen münferit olaylar değildir. Milyonlarca emekçinin ve öğrencinin yaşamına nerede ve ne şekilde devam edeceği üzerinde söz sahibi olmak isteyen bir rejimin giderek artan saldırganlığının bir yansımasıdır. Eğitimden çalışma hayatına uzanan bu müdahale, işçilerin, kadınların, gençlerin ortak geleceğini ipotek altına alıyor; hak gasplarında, keyfi saldırganlıkta sınır tanımıyor. Ancak yaşananlar bir kez daha göstermektedir ki, baskının ve zorbalığın olduğu her yerde buna karşı mücadele eden, direnişi büyüten ve kol kola girenler de vardır. Maskesini düşüren faşist rejime ve bu çürümüş sisteme karşı mücadele alanlarını genişletelim ve dayanışmayı güçlendirelim.
link: İstanbul’dan MT okuru bir genç, Bilgi Üniversitesi Direnişi Zaferle Sonuçlandı, 28 Mayıs 2026, https://en.marksist.net/node/8774



