Bangladeş halkı 12 Şubatta hem parlamento seçimleri hem de reform programı olarak adlandırılan Temmuz Bildirgesinin oylandığı bir referandum için sandık başına gitti. Bir buçuk yıl önce bir devrimci durumun yaşandığı, bunun sonucunda Başbakan Şeyh Hasina Vecid’in ülkeden kaçmak zorunda olduğu bir ülke söz konusu olunca, seçim sonuçları haliyle ilgiyle izlendi. Ne var ki çıkan sonuçlar hiç de bu devrimci durumu yansıtan bir tablo ortaya koymadı.
Toplamda 51 siyasi partinin yarıştığı genel seçimlerde (Hasina’nın partisi Avami Birliği kitlelerin bastırması sonucu Yunus hükümeti tarafından yasaklandığı için seçime katılamadı) iktidar yarışı asıl olarak Tarık Rahman liderliğindeki merkez sağ olarak nitelendirilen Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP) ile ülkenin en büyük İslamcı partisi olan Cemaat-i İslami Partisi (JI) ve onun yanında yer alan Ulusal Yurttaş Partisi (NCP) ittifakı arasında gerçekleşti. Seçim sonucunda BNP 300 kişilik Parlamentoda 212 sandalye ile iktidar olurken, Cemaat-i İslami liderliğindeki 11 partili ittifak 77 sandalye ile muhalefeti oluşturdu. Referandumda ise partilerin “en demokratik benim” yarışının da etkisiyle “Temmuz Bildirgesi” kabul edildi. Seçimlere ilerleyen süreci kısaca hatırlayalım.
Bangladeş’te 2024 Temmuzunda ayağa kalkan gençler ve emekçiler onyılların birikmiş öfkesiyle, kendilerini baskı ve zorbalıkla diz çöktürmeye çalışan, işsizliğin ve yoksulluğun pençesine hapseden Hasina iktidarını devirmişlerdi. Tüm gücünü iktidar koltuğunda kalmak için kullanan Avami Birliği Partisi temsilcileri kitleleri kanla bastırmaya çalışmış, yüzlerce genç hayatını kaybetmiş, binlercesi yaralanmıştı. Ama rejime son vermek isteyen emekçi kitleler her şeye rağmen geri adım atmamış ve Şeyh Hasina Vecid’in 15 yıllık diktatörlüğüne son vermişlerdi. Bu devrimci durum elbette gençlerde de işçilerde de büyük bir umut yaratmıştı.
Hasina’nın ülkeden Hindistan’a kaçmasının ardından Genel Kurmay Başkanı Waker-Uz-Zaman, Hasina’nın istifa ettiğini duyurarak ordunun geçici hükümeti yöneteceğini açıklamıştı. Bu sırada ordunun yönetimine karşı da eylemlerine devam eden kitlelerin talebi doğrultusunda devrimci öğrenci liderleri, geçici hükümetin başına Grameen Bank’ın sahibi ekonomist Muhammed Yunus’un getirilmesini talep etmişlerdi.[1] Cumhurbaşkanının 6 Ağustosta onayladığı Yunus liderliğindeki geçici hükümetin asıl niyeti kuşkusuz devrimci durumu sönümlendirmekti. Muhammed Yunus sermaye açısından “isyancı halkla” devlet arasındaki güveni yeniden tesis etme rolüne ezelden hazır bir lider konumundaydı. Fakat elbette bunu keskin bir kılıç çeker gibi yapmadı. Önce devrimci öğrencilerin gazını alacak söylemler kullandı, devrim methiyeleri düzdü. Hatta kabinesine devrimci öğrenci liderlerinden iki kişiyi de aldı. Devrimin ileriye taşınması ve güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Yunus diğer yandan sabırlı olmak, Bangladeş’in ayağa kalkması için birlik olmak gerektiği yönünde konuşmalar yaptı.
En acil görevin ülkede “hukuk ve düzenin” yeniden tesis edilmesi olduğunu ifade eden Yunus’un ilk icraatlarından biri, eylemcileri ezilmesi gereken bir böcek gibi gören, ülkenin en büyük sanayicileriyle bir araya gelerek anlaşmak oldu. Diğer taraftan bu süreç sonrasında yıllardır çok düşük ücretlerle kölece çalıştırılan tekstil işçilerinin gerçekleştirdiği grevlere kulak vermesi beklenen hükümet, bizzat orduyla karşılık verdi. Demokrasiden dem vuran geçici hükümet, orduya verdiği yetkiyle işçilere Hasina rejimini aratmayacak şekilde ateş açılmasından geri durmadı. Bu eylemlere yapılan müdahalelerde 3 işçi yaşamını yitirdi, çok sayıda işçi ise yaralandı ve gözaltına alındı. Burjuvazinin 2006 yılında Nobel Ödülüne layık gördüğü burjuva iktisatçı Muhammet Yunus gibilerinden işçi ve emekçilerin yararına adımlar beklemek beyhudeydi. Kapitalizmin nasıl daha iyi sürdürülebilir olacağına kafa yoran Yunus’un tek derdi kendi sınıfının istikrara kavuşmuş bir ortamda yaşamına devam etmesiydi. Bu nedenle de kendisi de seçimlerin gelmesini ve asli işi olan “bankacılığa” bir an önce geri dönmek istemekteydi. Zira emekçilere daha iyi bir Bangladeş hayalleri satan “yoksulların bankacısı” Yunus’un hükümetinin bir buçuk yılda yarattığı tabloya bakınca; yoksulluğun derinleştiği, işsizliğin arttığı, enflasyonun yükseldiği, borçların ödenemez hale geldiği görülüyor. Bunun yanı sıra bu dönemde ülkede yolsuzluğun, yağmanın, haraç, gasp ve çeteleşmenin de had safhaya ulaştığı biliniyor.
170 milyon nüfuslu Bangladeş’in nüfusunun neredeyse beşte biri işsizlikten kırılıyor, bir iş bulabilenler ise çok uzun saatler kötü koşullara ve temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak ücretlere mahkûm ediliyor. Temmuz ayında özellikle genç kitleleri sokağa döken, 1971 Bağımsızlık Savaşı şehitlerinin aile üyelerinin devlet dairesinde çalışabilmelerinin önünü açan kota uygulaması Yunus hükümeti tarafından iptal edildi. Bu öğrencilerin ve emekçilerin başarısıydı. Ama bu uygulamanın yerine ne geldi? Geçici hükümet, Temmuz 2024’te tam da bu uygulamaya karşı savaş açtığı için yaşamını yitirenlerin ailelerini istihdam etmek üzere kota uygulaması getirdi. Yani el değiştiren iktidar bu sefer kendi ayrıcalıklı kesimini yaratma yoluna girdi. Yunus’un kabinesinde yer alan öğrenci liderleri başta olmak üzere istisnalar dışındaki öğrenciler kendilerine tanınan ayrıcalıklarla birlikte düzenin suyundan gitmeye başladılar. Her ne kadar seçimlere gelinen sürece kadar çeşitli biçimlerde protesto gösterileri devam etse de Yunus hükümeti kitleleri beklentiye sokup, 2024’teki ateşin harını almayı en azından bir süreliğine başardı.
Bangladeş’te de siyasi gücü elinde bulunduran kesim sermayenin hangi elde birikeceğini de belirleyen kesim olduğundan 12 Şubat seçimlerindeki iktidar kapışması kıyasıya gerçekleşti. Hasina rejiminin, temsilcilerini uzun yıllardır baskı altına aldığı, hapislere tıktığı, sürgünlere mahkûm ettiği BNP’nin seçimlerde zafer elde etmesi bu açıdan sürprizle karşılanmadı. Nihayetinde daha önce iktidar koltuğunda oturmuş ve yolsuzlukları saçılmış olan BNP ve koalisyon olarak yine iktidarda bulunmuş olan Cemaat-i İslami önceki vukuatları ortada olmasına rağmen oylarını geçmiş yıllara oranla epey yükseltmiş durumdalar. Elbette bundan sonraki süreçte BNP lideri Rahman’ın izleyeceği politikalar tıpkı tüm dünya ülkelerinin izlediği politikalar gibi kapitalizmin tarihsel krizinin yarattığı genel atmosferden bağımsız şekillenmeyecektir. İçinden geçtiğimiz süreç emperyalist savaşın kızıştığı, ekonomik krizin ve siyasal gerilimlerin had safhaya ulaştığı bir süreç. Asya-Pasifik hattının bu büyük gerilimin merkezinde olduğu bir konjonktürde Bangladeş’in bu çatışmalardan azade olacağı düşünülemez. Tam aksine hem jeopolitik konumu hem de dünya ticaretindeki konumu ve özellikle kapışmanın en büyük taraflarından olan Çin’le yakınlığı nedeniyle emperyalist devletlerin gözlerinin üstünde olduğu ülkelerden biri. Kısacası Bangladeş işçi sınıfını da bu sürecin bir parçası olarak daha fazla yoksulluk, daha fazla işsizlik, artan vergiler, kaos ve savaş beklemektedir.
Burada önemli olan şey kuşkusuz işçi sınıfını gerçek bir kurtuluşa götürecek olan sınıf savaşının nasıl bir seyir izleyeceğidir. Bangladeş’te son iki senede yaşananlar tarihte defalarca yaşanmış olan bir gerçeği gösteriyor bir kez daha; devrimci önderliği olmayan isyanlar eninde sonunda kapitalizmin kollarında erimeye mahkûmdur. Yine de unutmamak gerekir ki Bangladeş’te gerçekleşen kitlesel öfke ve ayaklanma bir ilk değildi, son da olmayacaktır. Özellikle 2008 kriziyle birlikte açılan süreçte Bangladeş emekçileri defalarca ayağa kalktı, kitlesel eylemler, grevler ortaya koydu. Şimdilik yatıştırılmış gibi görünse de sorunlar kökünden çözülmediği sürece Bangladeşli gençler de emekçiler de tekrar harekete geçeceklerdir. Üstelik bu durum sadece Bangladeş için değil dünya ülkeleri için geçerlidir. Asya özelinde son yıllarda özellikle Nepal’de ve Endonezya’da gerçekleşen isyan dalgası ve sonrasında yaşananlar da benzer bir gerçekliği ortaya koyuyor. “İsyana katılanlar işçiler, emekçiler ve öğrenciler, devrimci bir önderlikten yoksun oldukları için kendiliğinden bir hareketin ötesine geçemiyorlar. Bu nedenle isyanlar düzen sınırlarını aşamıyor ve egemenler tarafından kolaylıkla manipüle edilip sönümlendirilebiliyor ne yazık ki. Ancak her halükârda, bu isyanlar veya kitlesel protesto gösterileri, gelecekteki devrimlerin öncü sarsıntıları olarak görülmelidir.”[2]
[1] Demet Yalçın, Bangladeşli Emekçiler Hasina Rejimini Yıktı, 10 Ağustos 2024, https://marksist.net/node/8332
[2] İlkay Meriç, Endonezya ve Nepal: İsyan Ateşi Asya’da, 14 Eylül 2025, https://marksist.net/node/8600
link: Başak Güler, Bangladeş’te Seçim Süreci ve Anlattıkları, 23 Mart 2026, https://en.marksist.net/node/8734



