“Şanuar sinemasının oraya geldik. Bir yerlerde kocaman yüksek, tahta avlu kapıları birdenbire açıldı. Yanımızda mı, önümüzde mi, karşımızda mı fark etmedim. Kamyonlar, adamlar fırladı avlu kapısından. Ve bir feryat işittim. Herhalde bağıran birçok insandı o anda, ama bana bir tek insan feryat ediyormuş gibi geldi. Işıklı, telaşlı, upuzun caddeden, geceden, soğuktan güçlü bir tek insan feryat etti: Lenin öldü!”
Nâzım Hikmet’in Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim eserinde betimlediği o günde, mücadelemizin en değerli önderlerinden birini; Lenin’i kaybettik. Lenin, sürgün yıllarında, hapiste, gizli evlerde, soğuk odalarda tek bir soruyu büyütüyordu: “Ne yapmalı?” Bu soru aynı zamanda bir yol haritasıydı. Fabrikalarda, tarlalarda aynı sıkıntıları yaşayan, aynı çıkmazlara sürüklenen insanlar için de bu soru zamanla bir cevaba dönüştü: Devrim!
Devrim bir tercih değil, zorunluluktu. Çarlığın yıkılması için bütün koşullar olgunlaşmıştı. Rejim her geçen gün daha da saldırganlaşıyor, yasaklar ve baskılar artıyordu. Emeğin değeri ise sistemli biçimde ucuzlatılıyordu. İşçi ve köylüler açlıkla, zorbalıkla terbiye edilmeye çalışılıyordu. Savaş her geçen gün daha fazla can alıyordu, kalanların yaşamını eziyet ve kahırla dolduruyordu. Lenin bütün bunları görüyordu. Daha önemlisi, olan biteni yalnızca izlemiyor, tarihi okuyor ve çıkarımlar yapıyordu. Lenin için devrim, kendiliğinden patlayacak bir an değildi. Şansa bırakılamazdı. Çünkü burjuvazi işçi sınıfını yolundan saptırmak için her türlü tuzağı kuruyordu. Ona göre devrim, sabırla ve disiplinle örülmeliydi, örgütü yaratılmalıydı. Her adım hesaplanmalı, her ayrıntı düşünülmeli, örgütlenme gizlilik içinde büyütülmeliydi. İlmek ilmek işlenen bu süreç, rastlantılara değil kolektif bir iradeye dayanmalıydı.
Lenin’i ve Bolşevik Partiyi farklı ve sonunda başarılı kılan da buydu: hedefe mutlak bir kilitlenme! Lenin için mesele açıktı: ne olursa olsun devrim! Devrimi tehlikeye sokacak her şeye karşı oldukça sertti. Onun bu tutumu parti içinde bölünmelere yol açtı, eğri ile doğru birbirinden ayrıldı. Bu yolda zaman zaman yoldaşlarının ağır ithamlarıyla karşılaştı. Ama Lenin, hiçbir kişisel kaygıyı devrimin önüne koymadı. İşçilerin ve yoksul köylülerin mücadelenin gerçek öznesi olduklarını asla aklından çıkarmadı. Fabrikalardan, tarlalardan, atölyelerden gelen mektupların her bir satırını ciddiyetle okur, her şikâyeti ve talebi dikkatle dinlerdi. Lenin, devrimi kitleler adına değil, kitlelerle birlikte düşünüyordu. Saatlerini işçilerin sıkıntılarını anlamaya, taleplerini netleştirmeye, mücadeleyi ortaklaştırmaya ayırdı. Bu uğurda geceleri uykusuz geçirdiği, gündüzleri neredeyse durmaksızın çalıştığı dönemler oldu. Hayat arkadaşı ve yoldaşı Krupskaya bunun en yakın şahidiydi ve Lenin’e dair eserleri bunun sayısız örneklerinin aktarımıyla doludur. Bu eserler her dönemin genç devrimcileri için başucu kitaplarına dönüştü.
Lenin ve Bolşeviklerin bu çabaları boşa çıkmadı. Şanlı Ekim Devrimi, bütün heybetiyle dünyaya örgütlü bir mücadelenin nelere kâdir olabileceğini, işçi sınıfının kendi bayrağı altında neleri başarabileceğini gösterdi. Ancak yolun sonuna henüz gelinmemişti. Bundan sonra Lenin’in en önemli misyonu, devrimi ayakta tutmak, kazanımları korumak ve karşı-devrimci saldırılara karşı mücadeleyi sürdürmekti. Bu ağır sorumluluğun yükü altında geçen yılların ardından, alçak bir suikast girişiminde bedenine isabet eden bir mermi onu yavaş yavaş zehirledi ve Lenin, 21 Ocak 1924 günü hayattan koparıldı.
Lenin’in ölümünden sonraki 102 yıl içinde dünya büyük değişimler yaşadı. Yeni sınırlar çizildi, rejimler yıkıldı ve yerlerine yenileri kuruldu. Ama sömürü, zorbalık, adaletsizlik ve yoksulluk hiç değişmedi. Aksine daha da derinleşti. Lenin’in kendi zamanında sorduğu “Ne yapmalı?” sorusu, buna verdiği cevap ve dünyayı değiştirme cüreti, bugün hâlâ bizlere ışık tutuyor. Ekim Devrimiyle birlikte Lenin, yalnızca Rusya’da sosyalist bir devrime önderlik etmekle kalmadı. Tüm dünyada ezilen, baskılara ve zorbalığa mahkûm edilen sınıfa, yani işçi sınıfına çok önemli dersler bıraktı. Önümüzde hâlâ uzun ve zorlu bir mücadele yolu var. Ancak bu yolu aydınlatan bir miras, bir deneyim ve devrimci bir pusula da elimizde duruyor. Biz de bu pusulanın doğrultusunda yürümeyi sürdürüyoruz. Lenin’i ve onun şahsında tüm kavga neferlerini saygıyla anıyoruz.
link: Avcılar’dan MT okuru genç bir işçi, Örgütlü Mücadelenin Pusulası: Lenin!, 21 Ocak 2026, https://en.marksist.net/node/8690
Hrant’ın Ardından, Bir Kez Daha: “Buradayız Ahparig!”





