Kapitalizm içine düştüğü tarihsel krizle birlikte insanlığı sadece derin bir yoksulluğun ve sefaletin içine itmiyor, aynı zamanda doğaya da büyük zararlar vererek tüm canlıları büyük bir tehlikeye atıyor. Son yıllarda küresel ısınmaya bağlı olarak iklimlerin değişmesi yaşanan afetlerin sayısını ve şiddetini de artıyor. Seller, kasırgalar, orman yangınları sonucu bir taraftan çevre büyük bir yıkıma uğrarken diğer yandan binlerce insan da yaşamını yitiriyor.
ABD dünyanın en gelişmiş ve teknolojik olarak en ileri ülkelerinden biridir. Ne var ki tüm teknik gelişime rağmen sel, kasırga ve yangın gibi olaylarda en çok insan kaybının yaşandığı ülkelerin başında geliyor. 4 Temmuzda Texas eyaletinde yaşanan sel baskını sonucu 120’den fazla kişi yaşamını yitirirken 170’ten fazla insan da kayboldu. Egemenler ağız birliği etmişçesine her felâketten sonra kendilerinin bir suçu olmadığını, yaşanan felâketin beklenmedik boyutlarda olduğunu ve buna karşı yapacakları bir şey olmadığını söyleyerek suçu doğanın üzerine atmaktadırlar. Texas’ta aşırı yağış sonucu bir anda sel yaşam alanlarını vurmuş, birçok yerleşim alanı sular altında kalmıştır. Aşırı yağışlar ve sel baskınları durup dururken olan bir olay değildir. Küresel ısınmaya bağlı olarak doğa olaylarının aşırı derecede yıkıcı bir hale geldiği ortadır. Ve bunun tek müsebbibi kapitalist sistem ve onun kâr hırsıdır.
İnsanların ölmesi, şehirlerin kasabaların yıkılıp yok olmasının sebeplerinden biri de gerekli önlemlerin maliyetli olması gerekçesiyle alınmamasıdır. Texas’ta yaşanan sel baskını aslında beklenmedik bir şey değildi. Yerel yetkililerin geçmiştekilerden çok daha yıkıcı bir sel bekledikleri, hazırlanan raporlara da yansımıştı. Fakat buna rağmen ABD’li egemenler hiçbir önlem almamışlardır. Üstelik gece saat 01:14’te Ulusal Hava Durumu Servisi'nin (NWS) uyarı yayımlamasına rağmennehir kıyısındaki halk ve gençlik kamplarına sabah 4’ten önce uyarı yapılmaması ve tahliye emri verilmemesi de nasıl bir ihmalin yaşandığını açıkça ortaya koyuyor. Önemlerin göz göre göre alınmadığı ortadayken bölgedeki bir yargıcın “Bunu kimse öngöremedi” demesi burjuva ikiyüzlülüğünün somut örneklerinden biridir. Yaşanan ihmallere yanıt veren Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt “Sel takdir-i ilahi. Selin gerçekleşmesi yönetimin suçu değil ve öncesinde yeterli uyarı vardı” demesi de bildiğimiz, tanıdık gelen söylemlerin başında geliyor.
Türkiye’den tanıklık ettiğimiz bu ifade egemenlerin ortak tavrıdır. Türkiye’de de yaşanan deprem, sel, katliama varan iş cinayetleri vb. olaylarda alınmayan önlemler yüzünden binlerce insanın yaşamını yitirmesi karşısında burjuva devletin temsilcileri “takdir-i ilahi” diyerek sorumluluğu üzerlerinden atmışlardır.Bugünlerde Türkiye’de orman yangınları sonucu binlerce hektar yanıp kül olurken, gerekli teçhizatı sağlamakla (uçak, helikopter, işçilere yanmaz kıyafet vb.) sorumlu olan iktidar, yine sorumluluk kabul etmemekte ve sorumluluğu muhalif büyükşehir belediyelerinin üzerine yıkmaya çalışmaktadır. Özetle dünyanın neresinde olursa olsun egemenlerin tavrı aynı iğrençlikte ve ikiyüzlülüktedir.
ABD’li emekçilerin sorunlarını çözeceğini söyleyip onları aldatarak iktidar koltuğuna kurulan Trump’ın ilk icraatlarından biri, kamu harcamalarını kısmak ve kamuda istidam edilen binlerce işçinin işine son vermek oldu. Devasa kaynaklar Elon Musk gibi büyük sermaye gruplarının hizmetine sunulurken, deprem, sel ve yangınlarda erken uyarı sistemleri ve altyapıya ayrılacak pay maliyetli bulunduğundan kısıtlamalara gidilmiştir. Texas’ta sel taşkınının bir felâkete dönüşmesinin altında yatan nedenlerden biri de alınmayan bu önlemlerdir. ABD’li egemenlerin bu konuda sicilleri epey bir kabarıktır. Aynı tutumu daha önce Katrina kasırgasının yol açtığı yıkımda da görmüştük. “Katrina kasırgası yol açtığı yıkım ve teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda ABD’nin bu yıkıma engel olamaması yüzünden büyük tartışmalara sebep olmuştu. Ölenlerin büyük çoğunluğu yoksul siyahlardı. Zenginler fırtına öncesinde bölgeyi terk etmişlerdi. Yoksullar ise ya evlerinde beklemek zorunda kalmışlardı felâketi ya da yollarda yakalanmışlardı. Kasırganın şiddeti ve dolayısıyla nasıl bir yıkıma yol açacağı biliniyordu. Buna rağmen ABD egemenleri halkı sadece uyarmakla yetinmişti. Bölgenin zamanında tahliye edilmesi için gerekli önlemler alınmamıştı ve tahliye işlemi bölge sakinlerinin kendi imkânlarına bırakılmıştı. Başkan Bush felâket bölgesini ziyaret bile etmemiş, tabloyu uçaktan izlemekle yetinmişti.”[1]
Katrina kasırgası 2005 yılında meydana gelmişti. Bu felâketten sonra da ABD’de nice kasırga, sel baskını ve yangınlarda binlerce insan can verdi. Trump’ın yeni iktidara geldiği 2017 yılında da yine Texas’ta Harvey kasırgası sonucu 50 kişi yaşamını yitirmiş, 136 bin ev sular altında kalmıştı. “Kasırga öncesinde sel olacağı biliniyordu fakat buna rağmen riskli bölgelerin tahliye edilmesi için herhangi bir hazırlık yapılmadı. Gerekçe olarak milyonlarca insanın yollara dökülmesinin daha büyük bir felâkete yol açabileceği gösterildi. Hatta bölge sakinlerine evlerini terk etmeme çağrısı yapıldı. Katrina’da olduğu gibi zenginler daha güvenli bölgelere geçtiler. Yoksullar ise beklemekten başka bir şey yapamadılar. Kasırganın hemen öncesinde bölge sakinlerinden birisinin, BBC muhabirinin «neden burayı terk etmiyorsunuz?» sorusuna «bütçem yetmiyor» cevabı yoksulların kendi kaderine terk edildiğini gösteriyor. Selden etkilenen evlerin %80’inin sigortasının olmadığı tahmin ediliyor.”[2]
Harvey kasırgası öncesinde Trump ekonomiye büyük yük getiriyor gerekçesiyle Paris İklim Anlaşmasından çekilmişti. Daha sonra 2021 yılında Joe Biden tekrar anlaşmaya dâhil olsa da Ocak 2025’te Trump tekrar bu anlaşmadan çekildiğini açıkladı. Her iki felâkette insanların ölmesi, yerleşim yerlerinin büyük yıkıma uğramasının bir rastlantı değil, bizzat Trump’ın uyguladığı politikaların sonucu olduğu ortadadır. Sel suları altında kalan öğrenci kampında hayatını kaybeden kız çocuklarına atıf yapan Trump’ın “Onlar Tanrı’yı sevdikleri için oradaydılar ve bu akıl almaz trajedinin yasını tutarken, Tanrı’nın o küçük güzel kızları cennetteki rahatlatıcı kollarına kabul ettiğini bilmek bize teselli veriyor”[3] demesi, kapitalist çürümüşlüğün ne boyutlara ulaştığını da gösteriyor. Trump teselli bulsa da bu durum bölgede yaşamını yitiren ve evlerini kaybeden binlerce insana teselli değil acıdan başka bir şey vermiyor. Çünkü bölge insanın yaşadığı mağduriyet sonrası hiçbir şey yapılmadı. Oysa bu felâket istenseydi rahatlıkta önlenebilirdi. Önlenmediği gibi sel mağduru olan insanların sorunlarını çözmek için gereken yardım da yapılmadı.
Kapitalist sömürü düzenin üretmiş olduğu ve insanlığın yaşamını tehdit eden en büyük sorunların başında iklim krizi geliyor. İklim krizinin neden çıktığı ve aldığı boyutu çeşitli yazılarımızda ele aldık. Burada konuya tekrar girmesek de iklim krizinde başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin oynadığı role dikkat çekmek anlamlı olacaktır. Kuşkusuz burada en büyük pay sahihi ABD’dir. İklim krizine yol açan fosil yakıtların kullanıcısı ve karbon salımı yapan ülkelerin başında ABD geliyor. İklim krizine yol açan nedenler ve bilimcilerin yaptığı uyarılar uzun yıllar göz ardı edilmiştir. “Nihayet1997’de Japonya’nın Kyoto kentinde düzenlenen konferansa katılan ülkeler, atmosfere karıştıklarında sera etkisi yaratan karbondioksit, metan, kloroflorokarbon, hidroflorokarbon, asitoksit gibi gazların salımını engelleyecek ya da azaltacak «önlemlerin» altına imza attılar.”[4] Kyoto konferansında alınan kararlar 2015 yılında düzenlenen Paris İklim Anlaşmasında tekrar edilip yeni hedefler konuldu. Sonuç olarak aradan yıllar geçse de anlamlı bir ilerleme sağlanamadı. Çünkü karbon salımında büyük paylara sahip ABD ve Çin gibi emperyalist ülkeler, üzerlerine düşen yükümlülükleri doğru dürüst yerine getirmedikleri gibi tam tersine fosil yakıtların kullanımına tam gaz devam ettiler. Kâğıt üzerinde olan yükümlülükler bile Amerikan tekellerini rahatsız ediyordu. Yürüyen hegemonya mücadelesinde iklim anlaşmasını bir ayak bağı olarak gören Trump’ın seçimlerdeki vaatlerinden biri de Paris İklim Anlaşmasından çekilmekti. “ABD’yi daha büyük yapacağım” propagandasıyla emekçileri aldatan Trump seçildikten hemen sonra Paris İklim Anlaşmasından çekildiğini açıkladı. İşin acı tarafı Trump’ın bunun ABD’li emekçilerin çıkarına olduğuna kitleleri inandırmasıydı. Elbette ki kitlelerin bu yalanlara kanmasının temelinde bilinçsizlik ve örgütsüzlük yatıyor.
Teknolojinin bu boyutlara geldiği bir dönemde insanların ölmesi, yaşam alanlarının yerle bir olmasının sorumluluğunu doğaya yıkmanın izah edilebilecek bir yanı yoktur. Yerle bir olan Gazze’ye lüks oteller yapmayı düşünecek kadar kendinden geçen bir zihniyetin ABD’li emekçileri yeni felâketlere sürüklemesi kaçınılmazdır.
Kapitalizm miadını doldurmuştur ve insanlığa verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Her felâket sonrası takdir-i ilahi kabilinden sözler sarf edilmesi ve hiçbir yardımın yapılmaması adeta rutin haline gelmiştir. Bu durum ister ABD ister Türkiye’de olsun değişmemektedir. Kapitalizm insanlığa sonu gelmez felâketler yaşatmaya yazgılı bir sistemdir. İklim krizinin de gösterdiği gibi insanlığın kapitalist sömürü düzeninden kurtulmaktan başka bir çaresi yoktur.
[1] İsmail Karagil, Süper Güç ABD ve Harvey Kasırgası, Eylül 2017, www.marksist.net
[2] İsmail Karagil, age
[4] Hakan Sönmez, Yağmalanan Doğa ve İklim Krizi, Eylül 2024, www.marksist.net
link: Hakan Sönmez, Texas’taki Sel Felâketi ve Burjuvazinin Umursamazlığı, 2 Ağustos 2025, https://en.marksist.net/node/8566
Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /24
Ya İşçi Sınıfının Beka Sorunu?






