Bölüm 4: Devresel Sürecin Üç Şekli
Marx daha önce dile getirdiği açıklamalardan sonra sanayi sermayesinin dolaşım sürecinin ayırt edici unsurunu açıklar: “Demek ki, sanayi sermayesinin dolaşım sürecini ayırt eden, kökeninin evrensel karakteri, piyasanın dünya pazarı olarak var oluşudur. Başkalarının metaları için geçerli olan şey başkalarının paraları için de geçerlidir; meta-sermaye para karşısında nasıl yalnızca meta olarak işlev görüyorsa, para da meta-sermaye karşısında yalnızca para olarak işlev görür; para burada dünya parası olarak işlev görür.”
Marx’ın vurguladığı üzere, burada belirtilmesi gereken iki nokta daha vardır.
Birincisi: Kapitalist, para-sermayesi ile üretim süreci için üretim aracı şeklinde meta satın alır. Böylece o üretim araçları meta olmaktan çıkar ve üretken sermaye biçimindeki sanayi sermayesinin var oluş tarzlarından biri olur. “Ama kökenleri de böylece yitip gider; bundan böyle yalnızca sanayi sermayesinin var oluş biçimleri olarak var olur, onun içinde yer alırlar. Yine de şu var ki, yerlerine koyulmaları için bunların yeniden üretilmesi gerekir.” Fakat tüm üretimin kapitalistleşmediği bir tarihsel durumda, kapitalist üretim tarzı bu yerine koyma ihtiyacının bir kısmını kendi gelişme aşamasının dışında kalan üretim tarzlarından karşılayacaktır. “Ama onun eğilimi, üretimin tümünü elden geldiğince meta üretimine dönüştürmektir; bu konudaki temel aracı, tam da üretimi kendi dolaşım sürecinin içine çekmesidir; ve gelişmiş meta üretiminin kendisi kapitalist meta üretimidir. Sanayi sermayesi el attığı her yerde bu dönüşüme hız kazandırır, ama böylece bütün dolaysız üreticilerin ücretli emekçilere dönüşmesini de hızlandırır.”
İkincisi: Sanayi sermayesinin dolaşım sürecine giren metalar kökenleri (yani içinden çıktıkları üretim sürecinin toplumsal biçimi) ne olursa olsun, sanayi sermayesinin karşısına artık meta-sermaye biçiminde, meta ticareti yapan sermaye ya da tüccar sermayesi şeklinde çıkar. “Tüccar sermayesi ise, doğası gereği, bütün üretim tarzlarının metalarını kapsar.” Burada kastedilen metalara, işçilere değişen sermaye ile ödeme yapıldıktan sonra, o değerde değişen sermayenin emek gücünün yeniden üretilebilmesi için dönüştüğü geçim araçları da dahildir.
Kapitalist üretim tarzı yalnızca büyük ölçekli üretimi varsaymakla kalmaz, aynı zamanda ve zorunlu olarak, büyük ölçekli satışları, bireysel tüketicilere değil tüccarlara satışları öngörür. Eğer tüketici üretken bir tüketici yani sanayici kapitalist ise, bir üretim kolunun sanayi sermayesi, sanayinin diğer bir koluna üretim araçları sağlıyor demektir. Bu durumda bir sanayici kapitalist, pek çok başka sanayici kapitaliste (sipariş vb. biçiminde) doğrudan satış yapıyordur. “Her sanayici kapitalist, bu ölçüde, doğrudan satıcıdır, kendi kendisinin tüccarıdır; aslında tüccara satış yaparken de böyledir.”
Tüccar sermayesinin bir işlevi olarak meta ticaretinde bulunmak kapitalist üretimin bir öncülüdür ve kapitalist üretimin gelişimiyle birlikte giderek daha da gelişir. Bu nedenle, kapitalist dolaşım sürecinin özel yanlarını göstermek için bazen onun varlığı peşinen kabul edilir. Fakat kapitalist üretimin genel çözümlemesini yaparken, tüccarı işe karıştırmaksızın doğrudan satış yapıldığı varsayılmalıdır. Çünkü tüccarın işe karıştırılması, hareketin çeşitli yönlerinin anlaşılmasını zorlaştırır.
Marx bu inceleme sırasındaki varsayımları açıklar: “Devrenin genel biçimlerini incelerken ve genel olarak bu ikinci kitabın tamamı boyunca, parayı madeni para olarak alıyoruz; belirli ülkelerde yalnızca özgül işlemler için kullanılan ve salt değer simgesi olan simgesel parayı ve henüz açıklamadığımız kredi parasını dışarıda bırakıyoruz.” Bunun nedenlerinden biri, bunun zaten tarihsel gelişimde gözlenen sıra oluşudur; “kredi parası, kapitalist üretimin ilk döneminde ya hiçbir rol oynamaz ya da yalnızca önemsiz bir rol oynar”. İkinci neden, dolaşımda yalnızca madeni para bulunsaydı durumun ne olacağını anlamak üzere ileri sürülmüş görüşlerin, bu varsayımların gerekliliğini teorik olarak da kanıtlamasıdır. Ama madeni para hem satın alma aracı olarak hem de ödeme aracı olarak işlev gördüğünden, konuyu basitleştirmek için, ikinci ciltte para genellikle yalnızca birinci işlevsel biçiminde ele alınmıştır.
Kapital birinci ciltte üzerinde durulduğu üzere, aynı para kütlesi, örneğin 500 sterlin, paranın dolaşım hızı ne denli büyük olursa, dolayısıyla her bir sermaye kendi meta ya da para başkalaşımları dizisini ne denli çabuk geçerse, dolaşıma birbiri ardına o denli çok sayıda sanayi sermayesini sokar. Buna göre, kapitalistler arasında hesap denkleştirme ödemelerinden fazlasının yapılmaması ölçüsünde ve örneğin ücret ödemelerinin ödeme vadeleri de ne denli kısa olursa, belirli bir sermaye değeri kütlesinin dolaşımı o denli az para gerektirir. Öte yandan, dolaşım hızı veri alındığında, para-sermaye olarak dolaşması gereken para kütlesi, metaların fiyatlarının toplamına bağlıdır. Çünkü birinci ciltte üzerinde durulduğu gibi, dolaşımda gereken para miktarı, metaların fiyatlarının toplamının paranın dolaşım hızına bölünmesiyle belirlenir.
Dolaşım süreci ister meta-para ister para-meta-para şeklinde olsun, bir dolaşım işlemleri dizisi olarak bunlar yalnızca iki karşıt meta başkalaşımı dizisini temsil eder. Bu başkalaşımların her biri de, karşısında bulunan başkasına ait meta ya da başkasına ait paradır ve işte bu nedenle bunlar karşıt yönlü başkalaşımdır. Meta sahibi açısından M-P olan, alıcı açısından P-M demektir. Birinci işlemde meta, paraya dönüşerek başkalaşım geçirir ve ikinci başkalaşımda para, başka bir metaya dönüşür. Böylece bir aşamadaki herhangi bir metanın başkalaşımı, diğer bir aşamada başka bir metanın başkalaşımı ile iç içe geçmiş olur. Bu söylenenler genelde sermaye dolaşımı için de geçerlidir. Ancak sermaye dolaşımındaki iç içe geçiş, meta dolaşımındaki iç içe geçişle özdeşleştirilmemelidir. Marx bunun nedenlerini açıklar.
Birincisi, bir kapitalistin para-sermayesiyle bir başka kapitalistin metalarını üretim aracı olarak satın alması durumunda, farklı bireysel sermayelerin başkalaşımlarının iç içe geçişi söz konusudur. Fakat diğer bazı örneklerde ise, para-sermayenin kendisine çevrildiği üretim aracının kategorik anlamda meta-sermaye olması, mutlaka bir kapitalist tarafından üretilmiş olmasını gerektirmez. Örneğin bir kapitalistin üretim aracı olarak satın aldığı kömür, kapitalist olmayan birinden de satın alınabilir. Buna rağmen gerçekleşen her zaman bir yanda P-M, öte yanda M-P işlemidir. Fakat örnekten de anlaşılacağı gibi, bu işlem her zaman sermaye başkalaşımlarının iç içe geçişi değildir. Ayrıca, emek gücü bir işçinin metası olsa bile, emek gücü satın alımı hiçbir zaman sermaye başkalaşımlarının iç içe geçişi değildir. Çünkü emek gücü kapitalistin kullanımına girmedikçe sermaye halini almaz, yani emek gücü işçinin sermayesi değildir. Öte yandan, meta-para dönüşümünde elde edilen paranın mutlaka dönüşmüş meta-sermayeyi temsil etmesi gerekmez. Burada söz konusu meta, emek gücünün (ücretler) ya da bağımsız bir emekçinin, kölenin, serfin ya da topluluğun ürününün para olarak gerçekleşmesi olabilir.
İkincisi, eğer dünya pazarının tüm üretiminin kapitalist yolla yürütüldüğünü varsayarsak, bir bireysel sermayenin dolaşım süreci içinde gerçekleşen her başkalaşım, diğer sermayenin devresinde ona karşılık gelen karşıt bir başkalaşımı temsil etmek zorunda değildir. Dolayısıyla, toplam toplumsal sermayenin farklı bileşenlerinin dolaşım sürecinde karşılıklı olarak birbirlerinin yerini nasıl aldıkları, meta dolaşımının basit başkalaşımı temelinde iç içe geçişlerinden anlaşılamaz. Bunun anlaşılabilmesi başka bir araştırma yöntemini gerekli kılar. Marx, o güne kadar bu konuda yalnızca tüm meta dolaşımlarında ortak olan basit başkalaşımların iç içe geçişlerinden ödünç alınan bulanık düşüncelerden ibaret laflarla yetinildiğini vurgular.
Marx, sanayi sermayesinin devresel sürecinin ve dolayısıyla kapitalist üretimin en elle tutulur özelliklerinden birini şu şekilde açıklar: “Bir yandan üretken sermayenin oluşturucu öğelerinin meta piyasasından gelmesi ve sürekli olarak aynı piyasadan yenilenmek, metalar olarak satın alınmak zorunda olması; öte yandan emek sürecinin ürününün bu süreçten meta olarak çıkması ve sürekli olarak yeniden meta olarak satılmak zorunda olması. Örneğin, İskoçya ovalarının bir modern çiftçisiyle kıta Avrupa’sının eskilerden kalma bir küçük köylüsünü karşılaştırın. Birincisi tüm ürününü satar ve bu yüzden de üretimin bütün öğelerini, tohumu bile, piyasadan satın alarak yerine koymak zorundadır; öteki ise, ürününün daha büyük bölümünü doğrudan kendisi tüketir, elden geldiğince az satar ve az satın alır, aletlerini, giysilerini vb. elden geldiğince kendisi yapar.”
Bu tarihsel olgulardan çıkan önemli sonucu vurgular Marx: “Buradan hareketle, doğal ekonomi, para ekonomisi ve kredi ekonomisi, toplumsal üretimin üç karakteristik ekonomik hareket biçimi olarak birbirlerinin karşısına koyulmuştur.” Bunun nedenleri şöyledir:
“Birincisi, bu üç biçim eş değerli gelişme evrelerini temsil etmez. Kredi ekonomisi denen şey, kredi ekonomisi ile para ekonomisi terimlerinin üreticiler arasındaki karşılıklı ilişki işlevlerini ya da karşılıklı ilişki tarzlarını ifade etmesi ölçüsünde, para ekonomisinin bir biçiminden başka bir şey değildir. Gelişmiş kapitalist üretimde para ekonomisi artık yalnızca kredi ekonomisinin temeli olarak görünür. Para ekonomisi ve kredi ekonomisi, böylece kapitalist üretimin farklı gelişim aşamalarına karşılık gelir, ama doğal ekonomi karşısında hiçbir şekilde farklı bağımsız karşılıklı ilişki biçimleri oluşturmazlar.” Kapitalist gelişme kredi ekonomisi düzeyine ilerlemişse, artık para ekonomisi ve kredi ekonomisi iç içe geçmiştir ve yukarda da belirtildiği gibi, kredi ekonomisi para ekonomisinin bir biçiminden başka bir şey değildir.
İkincisi, para ekonomisi ve kredi ekonomisinin ayırt edici özelliği olarak üzerinde durulan nokta, üretim sürecinin kendisi olmayıp, üreticiler arasındaki ilgili ekonomik tarza tekabül eden karşılıklı ilişki tarzıdır. Böyle olduğundan, aynı şey doğal ekonomiye de uygulanabilir ve doğal ekonomi yerine değişim ekonomisi de denebilir. Ne var ki, Marx’ın bu noktada vurguladığı üzere, Peru’daki İnka devleti gibi tamamıyla tecrit edilmiş bir ekonomi, bu kategorilerin hiçbirine sokulamaz.
“Üçüncüsü: Para ekonomisi her tür meta üretiminin ortak yanıdır ve ürün, çok farklı toplumsal üretim organizmalarında meta olarak görünür. Bu durumda kapitalist üretimi, yalnızca, ürünün hangi ölçüde bir ticaret nesnesi olarak, bir meta olarak üretildiği ve dolayısıyla, kendisini oluşturan öğelerin de, çıktıkları ekonomiye hangi ölçüde yeniden ticaret nesneleri olarak, metalar olarak girmek zorunda oldukları karakterize ederdi.”
Gerçekte de kapitalist üretim, üretimin genel biçimi olarak meta üretimidir. Ne var ki, böyle olmasının ve gelişimi içinde gitgide daha fazla bu hale gelmesinin tek nedeni, emeğin burada bizzat meta olarak ortaya çıkması ve işçinin kendi emek gücünün işlevini satması ve –varsayımımıza göre– bu satışı kendi yeniden üretim maliyetleriyle belirlenen değeri üzerinden yapmasından kaynaklanır. Emeğin ücretli emek haline gelmesi ölçüsünde, üretici, sanayici kapitalist haline gelir. Kapitalist üretim (dolayısıyla aynı zamanda meta üretimi), işte bu nedenle, ancak dolaysız kır üreticisi de ücretli emekçi olduğunda, tüm boyutlarıyla ortaya çıkar.
“Kapitalist ile ücretli emekçi arasındaki ilişkide, para ilişkisi, alıcı ve satıcı ilişkisi, üretime içkin bir ilişki haline gelir. Ama bu ilişki, temelinde, karşılıklı ilişki tarzına değil, üretimin toplumsal karakterine dayanır; karşılıklı ilişki tarzı, tersine, üretimin toplumsal karakterinden kaynaklanır.” Zira kişi kendi emek gücünü kendi tercihinin sonucunda başkasına satmaz; kapitalist üretim tarzının karakteri onu buna mecbur bırakır. Ancak burjuva iktisatçılar gerçekliği inkâr ederek, üretim tarzının karakterinde ona uygun düşen karşılıklı ilişki tarzının temelini görmek yerine tam tersini yaparlar. Marx bu yaklaşımın, aklın fikrin iş yapmakta olduğu burjuva ufkuna uygun düştüğünü vurgular.
Sanayici kapitalist, dolaşımdan meta (işgücü ve üretim araçları) şeklinde çekmiş olduğundan daha fazla değeri dolaşıma meta biçiminde sokar. Çünkü üretim sürecinden çıkan meta ve onun dönüştüğü para değeri, artı-değer katkısı nedeniyle başlangıçtaki değerden daha büyük olur. Buradan çıkan sonuç şudur: Yalnızca sanayici kapitalist olarak işlev gördüğü kadarıyla, onun meta değeri arzı, meta değeri talebinden hep daha büyük olur. Eğer arz ve talebi denk olsaydı, bu, sermayesinin değerlenmemesiyle aynı anlama gelirdi. Yani üretken sermaye olarak işlevini görememiş olurdu; üretim sayesinde meta-sermayeye çevrilen üretken sermayenin artı-değer ile büyüyemediği anlamına gelirdi. Kapitalist, gerçekten de “satın aldığından daha pahalıya satmak” zorundadır. Ama bunu yapabilmesinin tek nedeni, kapitalist üretim sürecinin ona, satın aldığı daha düşük değerli yani daha ucuz olan bir metayı (emek gücü), daha yüksek değerde ve dolayısıyla daha pahalı bir metaya çevirme olanağını sağlamasıdır. Kârın kaynağını üretimde aramayan iktisatçıları yere seren Marx’ın gerçekliği gözler önüne seren ifadesiyle, “daha pahalıya satmasının nedeni, metasını değerinden fazlasına satması değil, üretim girdilerinin toplam değerinden yüksek değerde meta satmasıdır”.
Kapitalistin arzı ile talebi arasındaki fark ne kadar büyük olursa, yani piyasaya arz ettiği meta değeri piyasadan talep ettiği meta değerini ne denli çok aşarsa, sermayesini değerlendirme oranı da o kadar büyük olur. Kapitalistin amacı, arzı ile talebini denkleştirmek değildir. Tam tersine, bunlar arasındaki eşitsizliği, yani arzın talebe göre fazlalığını arttırmaktır.
“Tek bir kapitalist için geçerli olan, kapitalistler sınıfı için de geçerlidir. Kapitalistin yalnızca kişileşmiş sanayi sermayesi olması ölçüsünde, onun talebi, üretim araçları ve emek gücü talebiyle sınırlı kalır.” Onun üretim araçları talebi, yatırdığı sermayesinin bir kısmıdır; yani piyasaya sunduğu meta-sermayenin değerinden çok daha düşük değerde üretim aracı satın alır. Onun emek gücü talebi ise, değişen sermayesinin toplam sermayesine oranıyla belirlenir. Bu nedenle kapitalist üretimde emek gücü talebi, üretim araçları talebine oranla daha az büyür. Kapitalist, sürekli büyüyen bir ölçüde, emek gücünden çok üretim aracı alıcısıdır.
İşçinin ücretinin hemen hemen tümü geçim araçlarına ve çok büyük oranda da zorunlu geçim araçlarına çevrilir. Bu ölçüde, kapitalistin emek gücü talebi dolaylı olarak aynı zamanda işçi sınıfının tüketimine giren tüketim araçları talebidir. Ama bu talep neticede değişen sermayeye eşittir ve bunun bir milim ötesine geçemez. Marx burada bütün kredi ilişkilerinin konu dışında tutulduğunu belirtir. İşçi ücretinin bir bölümünü tasarruf ederse, bu durum onun ücretinin bir bölümünü gömülemesi ve bunu yaptığı ölçüde de bir geçim aracı alıcısı olarak ortaya çıkmaması anlamına gelir.
Kapitalistin talebinin en üst sınırı değişen ve değişmeyen sermaye için yatırdığı C kadar sermayedir. İngilizce sözcüklerin baş harflerinden hareketle yatırdığı toplam sermayeyi C, değişmeyen sermayeyi c ve değişen sermayeyi v harfleriyle ifade edersek: C = c + v diyebiliriz. Fakat kapitalistin arzı, üretimin sağladığı artı-değere denk gelen m kadar meta-sermaye değeri de eklendiğinden c + v + m olur. Kapitalist tarafından üretilen m kütlesinin yüzdesel oranı yani kâr oranı ne denli büyükse, arzına oranla talebi o denli küçük olur. Üretimin ilerlemesiyle birlikte, kapitalistin emek gücü talebi ve dolayısıyla bunun karşılığı olan zorunlu geçim araçları talebi, üretim araçları talebine kıyasla azalır. Fakat bu ne kadar azalırsa azalsın, kapitalistin üretim araçlarına olan talebinin her zaman yatırdığı toplam sermayesinden küçük olduğu unutulmamalıdır. “Demek ki, onun üretim araçları talebi, aynı sermayeyle ve aynı koşullar altında çalışan ve ona bu üretim araçlarını sağlayan kapitalistin meta-ürününden değerce her zaman daha küçük olmak zorundadır. Bu işin bir değil çok sayıda kapitalist tarafından yapılması, olayın özünü değiştirmez.”
Daha sonra ele alınacak olsa da, Marx bu noktada devir sorununa (sabit ve döner sermaye ayrımı temelinde) şöyle bir göz atmanın gerekli olduğunu belirtir. Diyelim kapitalistin toplam sermayesi 5000 sterlin ve bunun 4000 sterlini sabit, 1000 sterlini döner sermaye olsun. Bu durumda toplam sermayesinin yılda bir devir yapması için döner sermayesinin yılda beş devir yapması gerekir. Fakat döner sermayenin devir sayısının değişmesi, sermaye bileşimine ve kâr oranına ilişkin oranlar değişmedikçe, onun toplam talebinin toplam arzına oranını hiç değiştirmez.
Şimdi de kapitalistin sabit sermayesinin 10 yılda yenilendiğini varsayalım. Demek ki, her yıl bunun 1/10 = 400 sterlinlik bölümünü amorti fonuna yatıracaktır. Böylece artık elinde değeri yalnızca 3600 sterlin olan bir sabit sermaye ile bir de para olarak fonda 400 sterlin bulunacaktır. Eğer bazı onarımlar gerekiyor ve bunlar ortalamayı aşıyorsa, buna harcanan para sonradan yatırılan sermayeyi temsil eder. Eğer onarım ihtiyacı ortalamanın altındaysa kapitalist o kadar kârlıdır, ortalamayı aşıyorsa bu kapitalistin zararınadır. Fakat neticede aynı sanayi dalında iş gören kapitalistlerin bütünü söz konusu olduğunda bu sapmalar birbirlerini götürür. Her durumda, toplam sermayesi yılda bir devir yaptığında yıllık talebi aynen 5000 sterlin olarak kalsa bile, bu talep sermayenin sabit bölümü açısından sürekli olarak azalırken, döner kısmı açısından artar.
“Şimdi yeniden üretime gelelim” der Marx. Yine bir varsayım üzerinden örnek verir. Diyelim kapitalist artı-değeri tümüyle tüketmektedir ve yalnızca başlangıçtaki büyüklüğünde olan sermayeyi yeniden üretken sermayeye çevirmektedir. Bu durumda kapitalistin talebi onun arzıyla aynı değerde olur. Ama bu, onun sermayesinin hareketiyle ilgili değildir. Kapitalist olarak o, yalnızca arzının 4/5’i oranında (değerce) talepte bulunur. 1/5’ini ise kapitalistlik işlevi içerisinde değil, kendi özel gereksinimleri ya da zevkleri için harcar.
Fakat bu noktada dikkat edilmesi gereken şudur ki, aslında bu varsayım kapitalizmle bağdaşmaz. Marx’ın deyişiyle: “Bu varsayım, kapitalist üretimin var olmadığı ve dolayısıyla sanayici kapitalistin kendisinin de var olmadığı varsayımıyla aynı anlama gelir. Çünkü zenginleşmenin değil, hazzın itici güdü olarak iş gördüğü varsayımı, kapitalizmi daha en baştan ortadan kaldırır.”
Ayrıca böyle bir varsayım teknik açıdan da olanaksızdır. Kapitalist yalnızca fiyat dalgalanmalarına karşı kendisini koruyabilmek ve alım ve satımlar için en uygun koşullan bekleyebilmek için bir yedek sermaye oluşturmak zorunda değildir. Aynı zamanda, üretimini genişletmek ve teknik gelişmeleri kendi üretim organizmasına uygulamak için de sermaye biriktirmek zorundadır.
Kapitalist girişimci sermaye biriktirmek için, önce, dolaşımda realize ettiği artı-değerin bir bölümünü para biçiminde dolaşımdan çekmek ve bunu eski işi genişletmek ya da yeni bir işkolu açmasına yetecek miktara ulaşana dek istif etmek (gömülemek) zorundadır. Gömüleme süresince kapitalistin talebi artmaz, çünkü gömülenmiş para hareketsiz kılınmıştır. Bu durumda kapitalist, meta piyasasına arz ettiği metalar için, meta piyasasından bunların para olarak eşdeğeri olan bir meta çekmez. Nihayet Marx, yine önemli bir noktaya işaret eder ve burada kredinin hesaba katılmadığını hatırlatır. Oysa unutulmamalıdır ki, kapitalistin biriktirdiği parayı bir bankada faiz getiren bir hesaba yatırması kredi konusuna girer.
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, II. Cilt /8, 29 Ocak 2022, https://en.marksist.net/node/7564



