Kapitalist sistemin üretmiş olduğu göçmen sorunu büyümeye ve yaşanan yeni trajedilerle milyonlarca emekçinin hayatını karartmaya devam ediyor. Bugün sorunun bu boyuta ulaşmasının temelinde kapitalizmin içine girdiği ve çıkmasının da mümkün olmadığı tarihsel sistem krizi bulunuyor. Emperyalist savaşın şiddetlenmesi, doğanın katledilmesi, artan yoksulluk ve sefalet milyonlarca insanın kitleler halinde yerinden yurdundan göç etmesine ve büyük trajedilerin yaşanmasına sebep oluyor. “Norveç Mülteci Konseyine bağlı İç Göç İzleme Merkezi (IDMC) tarafından yayımlanan 2025 Küresel İç Yerinden Edilme Raporuna göre, dünya genelinde zorunlu iç göç yaşayan insanların sayısı 2024 sonu itibarıyla 83,4 milyonu aşmış durumda. Türkiye nüfusuna denk gelen bu sayı tüm zamanların en yüksek düzeyi olarak nitelendiriliyor.”[1]
Göç edenlerin 73,5 milyonunu savaş ve şiddet nedeniyle göçe mecbur kalanlar oluşturuyor. Kapitalist sistemin neden olduğu bu göç dalgası uzun zamandır metropol ülkelerin kapılarını zorlamaya devam ediyor. Başlangıçta Batılı ülkelerin uzağında olan göç dalgası emperyalistleri pek rahatsız etmiyordu. Ancak zaman içerisinde büyüyerek AB ve ABD’nin kapılarına dayanınca bu durum emperyalist egemenler için de büyük bir sorun haline geldi. Batılı emperyalist güçler göçmenlerin kendi ülkelerine girmesini engellemek için insanlık dışı pek çok uygulamaya başvurdular, vurmaya da devam ediyorlar. Sınırlara dikenli tellerin çekilmesi, teknelerin batırılması, ABD’de Trump’ın yaptığı gibi ülke sınırına yüksek duvarlar örmek gibi nice insanlık dışı uygulamalara girişildi. Bu uygulamalar nedeniyle binlerce göçmen emekçi yaşamını yitirirken, on binlercesi oluşturulan kamplarda insanlık dışı koşullarda yaşamaya mahkûm edildi.
Göçmenlerin yaşadığı trajedi elbette bunlarla sınırlı değil. Gittikleri ülkelerde ekonomik ve sosyal sorunların müsebbibi ilan edilerek ırkçı politikaların hedefi haline getiriliyorlar. Özellikle AB ve ABD’de göçmen düşmanlığı ırkçı faşist partilerin yükselişinin başlıca dayanağı haline gelmiştir. AB ülkeleri göçmen akışını durdurmak için şimdi de Kuzey Afrika ülkelerinde göçmen merkezleri kurmayı hedefliyor. Bugüne kadar Türkiye, Tunus gibi ülkelere göçmenleri tutması karşılığında milyonlarca euro ödeyen Avrupa, geçtiğimiz haftalarda, yasadışı göçmenlerin geri gönderilmesini hızlandıran bir uygulamayı devreye soktu. Avrupa Parlamentosu, 17 Haziranda faşist kanatla muhafazakârların işbirliği sonucunda, kaçak göçmenlerin geri gönderilmesini hızlandıran yasayı onayladı. Yasa, 30 çekimser ve 218 ret oyuna karşı 418 oyla kabul edildi. AB’nin göç politikasındaki en sert yön değişikliği olarak görülen yeni “geri gönderme tüzüğü”ne göre, AB dışındaki ülkelerde “geri gönderme merkezleri” kurulacak. Göçmenler, süre sınırı olmaksızın uzun süre bu merkezlerde tutulabilecek.
AP geçtiğimiz Mart ayında da sığınma başvurusu reddedilen kişilerin AB sınırları dışındaki üçüncü ülkelere gönderilmesini kolaylaştıran bir düzenlemeyi onaylamıştı. Sığınmacı ile gönderileceği ülke arasında aile bağı, dil yetkinliği veya geçmişte orada yaşamış olmak gibi kişisel bir bağın bulunmasını şart koşan “bağlantı unsuru” kriteri de kaldırılmıştı. Ayrıca yasanın onaylanmasıyla birlikte göçmenler nakledilmeden önce kapsamlı bir iltica gerekçesine ve kaçış öyküsüne bakılmaksızın üçüncü ülkeye gönderilebilecek. Kaçak göçmenleri Afrika ülkelerindeki kamplara gönderme yolunu açan ilk Avrupa ülkesi İngiltere olmuştu.
AP’nin Mart ayında kabul ettiği ve Haziranda yürürlüğe giren düzenleme, geri gönderilme kararı verilen kişilere sert yaptırımlar da getiriyor. “Yetkililerle iş birliği yapmayan, bilgi saklayan veya süreci zorlaştıran kişilere yönelik sosyal yardımların ve ödeneklerin kesilmesi kararlaştırılabilecek. Hatta iş birliği yapmamanın cezası olarak hapis cezası gibi yaptırımlar uygulanmasının önü açılıyor. Ayrıca düzenleme, «demokratik olmayan rejimlerle» veya «tanınmayan üçüncü ülke oluşumlarıyla» bile geri kabul amacıyla görüşmeler yapılabilmesine imkân tanıyor.”[2]
Bu uygulamayla birlikte sınır dışı edilen göçmenlere belirlenen ülkelerde adeta bir açık hava hapishanesi oluşturulacak. Tıpkı İngiltere’nin göçmenleri gemiye doluşturup denize salması gibi. Anlaşmalı üçüncü ülkelere gönderilecek göçmenlerin masrafları AB tarafından ödenecek. Böylesi bir durumda bu göçmenleri yeni bir trajedi daha bekliyor. Anlaşmalı ülkelerin aldıkları paraların ne kadarını göçmenlerin ihtiyaçlarına harcayacağı belli değildir. Türkiye bunun için iyi bir örnektir. Örneğin Suriyeli göçmenlerin ihtiyacı için ödenen paraların faşist iktidar tarafından nasıl gasp edildiği ve çok azının göçmenlere harcandığı tüm dünyanın malûmudur.
AB’li egemenlerin göçmenlerden kurtulmak için başvurdukları bu yöntemler meseleyi çözmediği gibi daha da büyütecektir. Kurulacak göçmen merkezlerinde şartlar nasıl olacak, göçmenlere uygun şartlar nasıl sağlanacak bunların hepsi belirsizdir. Ayrıca bu merkezlerin sürdürülebilir olması ise mümkün değildir. Çünkü göçmen sorunu kapitalizmin yol açtığı çoklu kriz nedeniyle gittikçe büyümektedir. Emperyalist savaşın tırmandığı, her geçen gün yakılıp yıkılan kentlere bir yenisinin eklendiği, işsizliğin, sefaletin kol gezdiği bir durumda göçün önünü almak mümkün değildir. Yine özellikle Afrika ülkelerinde emperyalistlerin neden olduğu ve kışkırttığı bitmeyen iç savaşlar nedeniyle göçmen nüfus sürekli artmaktadır.
Batılı emperyalistlerin sırf göçmenleri uzak tutmak için başvurduğu insanlık dışı yöntemler bir taraftan da kapitalist çıkışsızlığa karşı öfkeyi büyütmektedir. İngiltere’nin 500 sığınmacıyı Bibby Stockholm gemisine hapsetmesi emekçiler tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Nitekim bir tür akciğer hastalığına yol açan Lejyonella bakterisinin bulunması üzerine gemi boşaltılmıştı. Avrupalı emekçiler göçmenlere yönelik insanlık dışı uygulamalara sessiz kalmayarak bugüne kadar birçok eylem ve protesto gerçekleştirdiler.
Kapitalist sistemin ürettiği bu sorunun doğru temellerde ele alınıp anlaşılması gerekiyor. Çünkü burjuvazi kendi yarattığı sorunu göçmenlerin üzerine yıkarak işin içinden rahatça çıkmaya çalışıyor. Maalesef örgütsüz kitleler yaşadıkları sorunların göçmen emekçilerden kaynaklandığı propagandasına kanabiliyorlar. Dolayısıyla böyle bir sorundan kurtulmak için göçmenlerin uzak tutulması ve bir şekilde onlardan kurtulmak tek çare olarak akıllara kazınmak isteniyor. Böylelikle göçmenlere yönelik saldırı, göçmenlerin sınır dışı edilmesi veya açık denizlerde kurban edilmeleri sorunun çözümü için gerekliydi algısı yaratılıyor.
Kuşkusuz Türkiye nüfusu kadar bir kitlenin bir yerden başka bir yere göç etmesinin büyük sorunlar yaratmaması düşünülemez. Birçok şehrin demografik yapısını değiştiren göç dalgasının özellikle kültürel çatışma başta olmak üzere diğer pek çok sorunun ortaya çıkmasına ve büyümesine sebep olması kaçınılmazdır. Hiçbir entegrasyon planının olmadığı bir durumda özellikle farklı kültürlerden gelen insanların bir arada yaşaması kolay değildir ve gündelik yaşamı çok olumsuz etkileyen bir durumdur. Diğer taraftan işsizlik ve hayat pahalılığının olduğu bir durumda göçmen nüfusun bu sorunları büyütmesi de kaçınılmazdır. Ancak burjuvazi tüm bunları bildiği halde ne bir entegrasyon programı ne de bir istihdam programı uygulamaktadır. Burjuvazinin tek ilgilendiği göçmenleri ucuz emek gücü olarak ne kadar kullanabilirim, çeşitli vasıflarından nasıl yararlanabilirimdir. Gerisi ise işe yaramaz ve bir an önce kurtulunması gereken kalabalıktır.
Sonuçta sorunun bu şekilde dramatik bir hal almasının sebebi kapitalizmdir. Örneğin entegrasyon programıyla kültürel çatışmaya sebep verecek faktörler ortadan kaldırılabilir. İstidamda ise göçmen emekçiler ucuz işgücü olarak görülmeyip, örgütlenme hakkı dâhil olmak üzere diğer işçilerle aynı haklardan yararlanmaları sağlanabilir. Burjuvazi sorunu bu şekilde çözmek yerine göçmenleri bir sorun odağı haline getirip, kendi yarattığı sorunların müsebbibi olarak lanse ediyor. İşçi sınıfı ancak örgütlendiği ölçüde burjuvazinin bu oyununu bozabilir.
Elbette insanlar ilk defa kitleler halinde göç etmiyorlar. Tarih boyunca insanlar daha iyi bir yaşam umuduyla göç ettiler. Bu göçlerde yaşamlarını yitirdiler, trajediler yaşadılar. Ancak hiçbir dönem daha iyi bir yaşam kurma umuduyla yaşadıkları yerlerden göç eden insanlar kapitalizm altındaki kadar trajedi yaşamadılar. Bu nedenle kapitalizm altında yaşanan göçü ayrı değerlendirmek gerekiyor.
Kapitalizmin ilk dönemlerinde en başta Afrikalı siyahlar topraklarından koparılarak köle olarak Amerika kıtasına zorla getirildiler. Bugün Kuzey Afrika ülkelerine göçmen merkezleri kurmaya çalışan kapitalistler yüzyıllar önce bu topraklarda sömürge kolonileri kurdular. Buraların yeraltı ve yerüstü kaynaklarını talan ettikleri gibi milyonlarca siyahı zorla Avrupa ve Amerika kıtasına gemilerle taşıdılar. Tabii bu yolculuk sırasında binlercesi hastalık ve açlık yüzünden yaşamını kaybetti. Hayatta kalanlar ise götürüldükleri yerlerde köle olarak çalıştırılıp tıpkı bir mal gibi alınıp satıldı.
Kapitalizmle birlikte göçler sistematik bir hal almıştır. Göçe zorlamanın temel güdüsü emekçilerin ucuz işgücünden yararlanarak artı-değer sömürüsünü büyütmek olmuştur. Nitekim yüz binlerce insanın zorla yerinden edilmesi, köleleştirilmesi kapitalizmin sermaye birikiminde büyük sıçrama yarattı. Bugün Amerika kıtasındaki nüfusun önemli bölümünü başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen insanlar oluşturmaktadır. Özellikle ABD tekellerinin büyüyüp palazlanmasında Avrupa’dan göç eden emekçilerin payı büyüktür. Amerikan sermayesi göçmen emekçilerin ucuz işgücünden yararlanıp palazlanırken emekçilerin yaşadığı dram ve verdikleri mücadele pek çok romana da konu olmuştur.
Aradan yüzyıllar geçti, üretim araçlarındaki gelişme sayesinde milyarca insanın yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilecek olanaklara erişildi. Ancak kapitalist sistemin işleyişi ve çelişkileri değişmediği için tüm olanaklara rağmen bugün insanlık büyük trajediler yaşamaya devam ediyor. Kapitalist sistemin ürettiği diğer sorunlar gibi göçmen sorunun da kalıcı bir şekilde çözülmesi kapitalist sistemin yerle bir edilmesinden geçiyor.
[1] İlkay Meriç, Zorunlu İç Göç Tüm Zamanların En Yüksek Düzeyinde, Eylül 2025, marksist.net
link: Hakan Sönmez, AB’nin İnsanlık Dışı Göçmen Politikaları ve Göçmen Sorunu, 6 Ağustos 2026, http://en.marksist.net/node/8811
Şaşkınlık


