Navigation

December 2015 tarihli yazılar

Erdoğan’a Hakaret Davaları ve Basın Özgürlüğü

Olağanüstü rejimlere veya polis devletine has uygulamaların, otoriterleşme eğilimlerinin, baskıların, anti-demokratik politikaların dünyanın her yerinde arttığı bu dönemde, Türkiye gibi ülkelerde ise, “basın özgürlüğü”ne ait son kırıntılar da giderek geri alınmaktadır. Söz konusu ülke Türkiye olunca, tarihinin hiçbir döneminde, Batılı ülkelerdekine benzer bir “basın özgürlüğü”nden söz etmek mümkün değildir. Ancak özellikle son birkaç yıllık süreçte ciddi bir daralma olduğu da açıktır. Köşeye sıkışan Erdoğan-AKP iktidarının, özellikle de kriz-savaş konjonktüründe, muhalif ve düzen karşıtı güçlerin üzerine daha fazla gideceği de açıktır. Bonapartlaşan Erdoğan’ın yeni Türkiye’sindeki gidişat, bu saldırılara karşı direnmeyi ve gerçekleri teşhir etmeyi her geçen gün daha fazla zorunlu kılmaktadır.

Elbet Bitecek!

Elbet bitecek bu kan, bu gözyaşı / Güneşli mavili sabahlara uyanacağız / Uçsuz bucaksız ovalarda özgürce koşacağız / Zalimler, zorbalar, haramiler! / Yaptığınız yanınıza kâr kalmayacak / Ne kadar öldürseniz de, yok etseniz de / Bitmeden, tükenmeden çoğalacağız / Elbet bitecek bu kan, bu gözyaşı / Hayatı yaratan nasırlı eller cellâdınız olacak / Artık çocuklarımıza kıyamayacaksınız / Onlar, yarattığımız dünyada özgürlüğe kanat açacaklar, / Güneşli, mavili sabahlara uyanacaklar

Paris Zirvesi Küresel Isınmayı Durduracak mı?

Burjuvazi, doğanın korunması, küresel ısınmanın önüne geçilmesi taleplerini dahi sert bir biçimde bastırıyor. İklim değişikliği ve küresel ısınma gibi doğa ve insanlık için son derece ciddi sorunların çözümü kapitalizme karşı örgütlü mücadelenin yükseltilmesinden geçmektedir. Doğanın ve insanlığın düşmanı kapitalizm yıkılıp yerine doğayla uyumlu bir üretim tarzı inşa edilmedikçe doğanın mahvı son bulmadığı gibi insanlığın kurtuluşu da mümkün olmayacaktır!

Sarayın Muhtarları

Cumhurbaşkanlığına seçildiği günden bu yana fiilen başkan gibi hareket eden Erdoğan, muhtarları sarayında toplamaya devam ediyor. 27 Ocak-23 Aralık tarihleri arasındaki yaklaşık bir yılda Erdoğan muhtarlarla tam 17 kez buluştu. Erdoğan, 2015 yılı başında astronomik paralar harcanarak inşa edilen Ak Saray’a yönelik tepkiler karşısında, Sarayın “milletin evi” olduğunu söyleyip, bunun bir göstergesi olarak muhtarları 2 bin kişilik gruplar halinde Ak Saray’da toplayacağını açıklamıştı. Ancak elbette niyet sarayın kapılarını millete açmak değil, tersine muhtarlar aracılığıyla her mahalleye hatta her eve girmektir. Bonapartlaşan Erdoğan, düzenli olarak toplayıp nutuk attığı muhtarları, toplumu kontrol altında tutmanın bir aracı olarak kullanmaya çalışmaktadır. Türkiye’de 53 bin muhtarın olduğu ve muhtarların görevleri düşünüldüğünde Erdoğan’ın bu toplantılara neden bu denli önem verdiği daha iyi anlaşılacaktır.

AKP’nin Eylem Planı ve Erdoğan’ın Başkanlık Arzusu

1 Kasım seçimleriyle tek başına iktidar olan AKP, 2016 eylem planını açıkladı. 3, 6 ve 12 ay içerisinde gerçekleştirilecek “reformlar” olarak sınıflandırılan 216 düzenlemenin ezici çoğunluğunu sermayenin önünü açacak ekonomik icraatlar ve Erdoğan’ın başkanlık arzusunun önündeki engelleri kaldıracak siyasi hamleler oluşturuyor. Burjuva ekonomistlerin de eleştiriler getirdiği paketten, işçiye-emekçiye düşen pay ise son derece sınırlı. Asgari ücretin 1300 lira yapılması gibi, işçi-emekçilere “seçim rüşveti” olarak verilen göz boyayıcı vaatlerin de, temel sorunları ortadan kaldırmayacağını baştan söyleyelim.

DTK Olağanüstü Genel Kurulu Diyarbakır’da Toplandı

Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) Genişletilmiş Olağanüstü Genel Kurulu, 26-27 Aralık tarihlerinde Diyarbakır’da toplandı. Kürt halkına yönelik büyük bir abluka ve imha harekâtının yürütüldüğü olağanüstü koşullarda gerçekleştirilen genel kurula, HDP, HDK, DBP eşbaşkan ve sözcülerinin, milletvekillerinin yanı sıra, çok sayıda konuk katıldı. Pek çok sosyalist örgütün ve demokratik kitle örgütünün temsilcileri, bu zor günlerde Kürt halkına destek vermek üzere Diyarbakır’daydı.

DTK: Özyönetimlerle İlgili Siyasi Çözüm Deklarasyonu

Diyarbakır’da 26 Aralıkta başlayan DTK Genişletilmiş Olağanüstü Genel Kurulu 27 Aralıkta sona erdi. Genel kurulun sonuç bildirgesi, “Özyönetimlerle ilgili siyasi çözüm deklarasyonu” başlığıyla DTK eşbaşkanları Selma Irmak ve Hatip Dicle tarafından Kürtçe ve Türkçe olarak okundu.

Ülkenin Batısında da İnfazlar Artıyor

Erdoğan-AKP yönetimindeki devletin Kürt halkına karşı savaşı tırmandırma kararı, sadece Kürt illerindeki abluka ve imha operasyonlarında, Suriye ve Irak’taki yeni saldırgan hamlelerde somutlanmıyor. Savaşın tırmandırılması kaçınılmaz olarak otoriterleşme eğiliminin de tırmanması anlamına geliyor. Ülkenin batısındaki büyük kentlerde de devrimciler, sol güçler, işçi örgütleri baskı ve saldırılardan nasiplerini alıyorlar.

Yürü

Her gündoğumunda / Bir bebek gibi yenilen / Ayağına taşlar takılsa da yılma / Büyüyeceksin düşe kalka / Koşar adım yürü kavgaya, umutla, sevdayla… / Yaşamı yeniden kurmaya yürü / Hürriyet dolu şarkılar söylemeye yürü / Yürü son kavgaya proletarya / Yürü kurtuluşa! / Kuşanıp da gel Marx’ın öğretisini / Prometheus’un ateşi gibi ışık tutuyor sana / Tarih götürecek seni aydınlığa / Dikenli yollardan gül bahçelerine varacaksın gör bak.

Jones Ana

Bölüm 26 - Ortaçağ Batı Virginia’sı

Jones Ana'nın özyaşamöyküsünün 26.bölümü

Yakıp Yıkıp TOKİ’yi “Göreve” Çağırmak!

AKP hükümeti, bir yandan HDP etrafında kenetlenen Kürt halkından intikam almaya ve onu boyun eğdirmeye çalışırken, bir yandan da bu yıkım harekâtını, karşılaştığı direnç nedeniyle uygulamaya koyamadığı rantsal dönüşüm projelerini devreye sokmak için fırsat olarak değerlendirmektedir. “Gecekondulardaki vatandaşlar modern konutlara yerleşecek” diyenler, talan ettikleri mahallelerden sürdükleri yoksul Kürtlerle adeta dalga geçmektedirler. Ama unutmamalılar ki, bu yalanlarla batıyı belli bir süre kandırabilseler de, katlettikleri, kentlerini harabeye çevirdikleri Kürt halkının sillesini yemeye devam etmekten kurtulamayacaklardır.

Third World War Theses and Elif Çağlı

As early as 2002, while the USA was preparing for the invasion of Iraq, and following the invasion in 2003, Elif Çağlı explained in her articles that, with the end of the bipolar world conditions, the imperialist system was facing a new power struggle for re-division of the world. She pointed out that the USA embarked on a number of invasions in the name of “war against terrorism” for the purpose of retaining its hegemonic position, which it had gained in the aftermath of the Second World War but could no longer maintain with the same ease.

Egemenler Neden Savaş İster?

Patronlar için, iktidar için, silah tüccarları, kapitalistler için cephelerde yok olup gidecek miyiz? Bunun cevabını dünya işçi sınıfı 1917’de verdi. Birinci Dünya Savaşı büyük katliamlarla devam ederken Rusya’da işçi sınıfı “artık yeter,  egemenler için ölmek istemiyoruz” diyerek Lenin önderliğinde işçi devrimini gerçekleştirmişti. Avrupa işçi sınıfı da bu rüzgâra kapılmış, devrimci durumların oluşması egemenleri korkutmuş ve savaş sonra ermişti.

Hapishaneler Dolup Taşıyor!

Hapishaneler dolup taşıyor. AKP hükümetinin inşa ettiği yeni zindanlar da, sayıları katlanarak artan mahpusları almaya yetmiyor. Daha geçen yıl Türkiye’de cezaevlerine kapatılmış insan sayısı üç şehrin nüfusunun toplamına ulaşmıştı. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında hükümlü ve tutuklu sayısı 55 bin 609 iken, bu sayı 2015 yılı Kasım ayı itibarıyla 176 bin 116’ya çıktı. Siyasi tutuklu ve hükümlü sayısı 7 bin 469 kişi olarak görünse de, son aylarda artan polis saldırıları ve operasyonlar bu sayıyı her geçen gün arttırmaktadır. Kürt illerinde yürütülen kirli savaşın bir parçası olarak her gün onlarca insan gözaltına alınıp tutuklanmaktadır. Bunun yanı sıra, Erdoğan başta olmak üzere AKP’li zevata hakaret etmek, devlete karşı suç işlemek vb. gerekçelerle haklarında dava açılan ve tutuklanan insanların sayısı da katlanarak artmaktadır. Bunlar arasında çok sayıda gazeteci de bulunmaktadır.

Henüz 17 Yaşındaydı

Erdal Eren gencecik bir devrimci fidandı. Burjuva devlet onun devrimci ruhundan, direncinden korktuğu için, diğer devrimcilere ibret olsun diye idam etti ve kendi düzenine başkaldıran herkese gözdağı vermek istedi. Erdal Eren, 13 Aralık 1980’de Ulucanlar Cezaevi’nde idam edildiğinde henüz 17 yaşındaydı. Onun idamı, vicdan sahibi, duyarlı yüreklerde kalıcı bir iz bıraktı.

İHD ve Barış Bloku’ndan Meclis Önünde Basın Açıklaması

Kürt illerindeki savaş hali devam ediyor. Devlet, zorla halkın evlerini boşaltmasını, kentleri terk etmesini söylüyor. 21 Aralık günü, Cizre ve Silopi’de, ordu birlikleri anonslarla halka mahalleleri terk etmelerini, aksi takdirde olacaklardan sorumlu olmayacaklarını duyurdu. Bölgedeki öğretmenlerin zorla sürgünüyle alenen katliam sinyalleri veriliyor. 22 Aralık Salı günü İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Ankara Barış Bloku TBMM önünde basın açıklaması ve oturma eylemi yaptı.

Ve Direnmek Kalırdı Kürde…

AKP, Kürt halkına karşı 7 Haziran seçimleri öncesinde başlattığı savaşı 1 Kasım seçimlerinden sonra tam bir intikam savaşına dönüştürdü. Gelinen noktada AKP medyasının “Topyekûn Temizlik” manşetleriyle psikolojik ayağını yürüttüğü bu kirli savaş, doksanlı, hatta seksenli  yılları aşan biçimler altında yürütülüyor. Bölgede artık fiili olağanüstü halin de ötesinde, mevcut düzen hukukuna bile tümüyle aykırı biçimde adı konulmamış bir sıkıyönetim ve savaş hüküm sürüyor.

Barış Bloku: Meclis Göreve!

Barış Bloku, 18 Aralıkta Kürt halkına karşı yürütülen savaşın son bulması ve barış ortamının yaratılması için bir basın açıklaması düzenleyerek TBMM’yi göreve çağırdı. İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen basın açıklamasında, Barış Bloku Eşsözcüleri Gençay Gürsoy ve Nuray Sancar birer konuşma yaptı.

Emperyalist Maceracılığı Meşrulaştırma Çabaları

Ortadoğu’daki emperyalist savaş kritik bir eşiğe gelirken, paylaşım masasına güçlü bir şekilde oturmak isteyen emperyalist-kapitalist güçler mevzi tutmaya çalışıyorlar. Önümüzdeki dönemde Suriye’nin nasıl şekilleneceği, hiç kuşkusuz Ortadoğu’daki emperyalist paylaşımın genel seyrine bağlı olacaktır. Lakin şu hususu da hesaba katmak lazım: Bugün Irak, Suriye ve Yemen gibi ülkelerde çeşitli güçler üzerinden dolaylı olarak kozlarını paylaşan emperyalist-kapitalist devletler, hiç beklenmedik anda doğrudan karşı karşıya gelebilirler. Bu hiç de zayıf bir ihtimal değildir. Aslında Ortadoğu’da sürüp giden emperyalist savaşın genel eğilimi bu yöndedir. Akdeniz’e bu denli yoğun bir savaş yığınağının yapılması tesadüf değildir. Emperyalist savaşın dinamikleri bunu zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla çok daha yıkıcı bir düzeye sıçrayacak ve daha da genişleyecek bir emperyalist savaş süreciyle karşı karşıyayız.

Örgütsüz İşçilerin Bağımsız Düşünceleri Olur mu?

Bu kuşatma altında, örgütsüz işçilerin kendilerine ait fikirleri, sermayenin şu ya da bu kesiminden bağımsız düşünceleri  olabilir mi? Elbette hayır! Gerçekleri öğrenmemizin tek yolu, sınıfımızın sesine kulak veren, işçi sınıfının bağımsız çıkarları doğrultusunda yayın faaliyeti yürüten dergileri, gazeteleri, kitapları, radyoları ve televizyonları takip etmekten geçmektedir. Bu nedenle kendi basınımıza sahip çıkmak, diğer işçilere ulaşmasını sağlamak, güç vermek bugün çok daha büyük bir önem taşımaktadır.

Türkiye’nin Musul Hamlesi

Küresel ve bölgesel güçler de kendi nüfuzlarında bir Irak için pozisyon alıyor, siyasi ve askeri adımlar atıyorlar. Türkiye’nin Musul çevresindeki askeri kuvvetlerini arttırmak istemesinin önemli sebeplerinden birisi budur. Şii milisler tarafından ele geçirilecek bir Musul’da İran’ın Türkiye’ye göre söz hakkının daha fazla olacağını düşünen Türkiye mevzi tutmaya çalışıyor. ABD de, Türkiye de sözde Sünnileri güvence altına almak adına, Musul gibi IŞİD’in elinde olan bölgelerin kurtarılması için yapılacak operasyonlarda Şii milislerin yer almamasını istiyor. Gerek ABD’nin Ortadoğu politikaları, gerekse Türkiye’nin bölgenin hamisi olmak için izlediği mezhepçi politikaya baktığımızda, bunun tam bir ikiyüzlülük olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bölgesel güçler ve küresel güçler için asıl önemli olan Musul kurtarıldıktan sonra ne olacağı, fiilen üçe bölünmüş olan Irak’ın resmen bölünüp bölünmeyeceği ve nüfuz alanlarının nasıl oluşacağıdır.

Fransa Seçimleri: Tehlike Geçti mi?

Çeşitli isimler ve görünümler altındaki faşist partilerin ve/veya hareketlerin mevcut söylemlerinin ve politikalarının işçi ve emekçileri yanıltmasına izin verilmemelidir. Şu anda onlar, sivri dişlerini ve pençelerini olabildiğince gizlemeye uğraşmakta ve demagoji yaparak popülerliklerini arttırmaya çalışmaktadırlar. Faşist tırmanışın önlenememesi durumunda işçi sınıfı büyük kayıplar verecektir. İşçi ve emekçi sınıflara bu gerçeklerin anlatılması ve kavratılması son derece önemlidir. Çünkü 3. Dünya Savaşının günbegün kızıştığı ve yayıldığı bir dünyada, faşizmin güç kazanmasının yarattığı tehlikenin büyüklüğü, 2. Dünya Savaşının Hitler Almanyasında ve Mussolini İtalyasında yaşananlardan hatırlanabilir.

Ortadoğu’da Emperyalist Yığınak Artıyor

Türkiye’nin Rus jetini düşürdüğü 24 Kasımdan bu yana, emperyalist paylaşım savaşının Ortadoğu ayağında hızlandırılmış bir sürece girildi. Rusya’nın Esad rejimine desteğini hava bombardımanlarıyla bir üst evreye taşıması zaten bölgedeki savaş rutininin ötesinde bir hareketlilik yaratmıştı. Böylesi bir ortamda uçak düşürülmesi olayı Türkiye ile Rusya arasında büyük bir kriz yaratmakla kalmadı, emperyalist kutupların birbirlerine daha açık bir şekilde diş göstermeye başlamasına da sebep oldu. Batılı emperyalistler bunu Rusya’yla kozlarını paylaşmak için fırsat bilip hazırlıklarını yoğunlaştırırlarken, Rusya da bölgedeki varlığını her türlü siyasi ve askeri manevrayla güçlendiriyor.

İktidarın Yalanlarına Karşı Emekçi Kadınlar Mücadeleye!

Patronlar sınıfının temsilcilerinin riyakârlıklarına, yalanlarına gün geçmiyor ki yenisi eklenmesin! Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Kadına Yönelik Şiddetin Sonlandırılması: İlerleme Temelinde Değişimi Hızlandırma” konulu toplantıda konuştu. NTV’nin haberine göre, konuşmasında dünyanın her tarafında kadınların erkeklerin aldığı kararlar nedeniyle mağdur olduğunu söyledi. Davutoğlu, “Dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir kadının çığlığı bize ulaştığında, o çığlığın yanında önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacaktır ve o çığlığa ilk sesi her zaman biz vereceğiz” dedi. Kadına şiddetle mücadeleye çok önem verdiklerini dile getirdi. Kadına yönelik ve aile içi şiddette en önemli mekanizmanın sığınma evleri olduğunu söyleyen Davutoğlu, açılan 135 sığınma eviyle övündü.

Türk-İş Olağan Kurulunda Olağanüstü Gidişata Doğru

Türk-İş, kurulduğu günden bugüne, “siyaset ve partiler üstü sendikacılık anlayışı” adı altında, işçi sınıfına burjuva siyasetin empoze edilmesinin aracı olmuştur. 12 Eylül faşizmi döneminde DİSK ve diğer sendikalar kapatılırken Türk-İş’in faaliyetleri sürmüş, korporatist anlayış ve işleyiş bütün bünyeye egemen kılınmaya çalışılmıştır. Sınıf işbirlikçiliğinin ve uzlaşmacılığın doruğa çıkarılmasına, Türk-İş içindeki bazı sendikaların oluşturdukları Sendikal Güç Birliği benzeri muhalefet platformlarıyla tepki gösterilmeye çalışılmışsa da, ciddi bir yol alınamamıştır. Nihayetinde AKP hükümetinin hamleleri Türk-İş bürokrasisi üzerinde etkili olmuş, konfederasyonun milliyetçi, muhafazakâr kimliği pekiştirilmiştir.

Çile Çekmeye Alışmak İstemiyoruz!

Bir türlü alışamadık, sizlerin çocuklarınız yurtdışında pahalı okullarda okuyup askerlik yapmazken, işçi-emekçi çocuklarının birbirine kırdırılıp öldürülmesine. Alışamadık yaşamını yitiren bir askerin annesinin “yavrum askerlik maaşını bana gönderiyordu, şimdi ben kime muhtaç olacağım” demesine. Sizleri eleştirenleri iftiralar atıp teröristlikle suçlamanıza, basın açıklamaları yapanları vurup öldürmenize, Kürt halkının köylerini ve şehirlerini bombalamanıza, gazetecilerin, aydınların, devrimci ve yurtsever gençlerin katledilmesine hiç mi hiç alışamadık.

Sokağa Çıkma Yasakları Ankara’da Protesto Edildi

Kürt illerinde sokağa çıkma yasakları ve ölümler devam ediyor. HDP Ankara İl Örgütü, 14 Aralık Pazartesi günü, sokağa çıkma yasaklarını protesto etmek için Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması düzenledi. Demokratik kitle örgütlerinin de katılımıyla, “Artık Silahlar Konuşmasın, Biz Hep Birlikte Bu Savaşı Durduracağız!” dendi.

Deprem ve Açgözlü Sermaye

Doğayı, tüm yaşam alanlarımızı talan edenler, kendilerine saraylar inşa ediyorlar. Emekçi sınıfları, yoksulları ise kitleler halinde felâkete itiyorlar. Bütün bunları hafızalarımızda tutalım. Deprem öncesi, sırası ve sonrasında hepimizin hayatını çalan vurguncuların, soyguncuların düzenine, bu düzenin koruyucularına karşı, büyük acılar yaşamayı beklemeden mücadeleyi büyütelim. Aksi halde daha yapılırken inşaatlarında bile binlerce işçinin hayatına mal olan konutlar, yarın yüz binlerce işçiye, emekçiye mezar olacak.

Gençlik ve Pompalanan Hayaller

Üniversitelerin temel işlevinin inceleme-araştırma yapmak, bilimsel bilgi üretmek, öğretmek olduğu varsayılır. Oysaki üniversitelerdeki tablo bundan çok uzak. Üniversiteler bilgiye ulaşmak için gerekli olan bilimsel yöntemleri zihinlerden uzak tutmaya çalışan bir anlayışla yönetiliyor. Eleştiren, sorgulayan genç beyinler soruşturmalara maruz kalmakta, kimi zaman kolluk güçleri tarafından “bilim yuvası”ndan atılabilmektedir.

AKP’nin Bayır-Bucak Sevdası

Bayır-Bucak Türkmenlerinin ismi ilk olarak MİT tırları yakalandığında duyulmuştu. Suriye’deki çeşitli İslamcı muhalif gruplara silah götüren MİT tırlarından birisi, o zamanki kapışma içerisinde, AKP’nin “paralel” dediği devlet görevlilerince durdurulmuş ve kirli çamaşırlar ortalığa saçılmıştı. Başbakan Davutoğlu da çıkıp “vallahi de billahi de o tırlar Bayır-Bucak Türkmenlerine insani yardım götürüyor” demişti. Tabii sonradan Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan belgelerle iyice kanıtlanmıştı bu “insani yardımın” ne olduğu!

Örgütsüzsek Güçsüzüz

Eğitim sistemindeki çarpıklıklar, psikolojik problemler, işsizlik, genç işçilerin yaşadığı sorunlar her gün büyüyor. Savaşa, silahlanmaya ayrılan bütçe her gün artıyor. 3. Dünya Savaşı artık çok daha etkili bir biçimde kendini gösteriyor. Kapitalizm dünyayı bir yok oluşa sürüklüyor. Bu koşullarda gençlik yanıltıcı ve çarpık bir özgürlük anlayışına kapılmamalıdır. Çürüyen kapitalizm karşısında ah etmek yetmez, bataklıktan sıyrılıp onu kurutmak için mücadele etmek gerekir.

Bolivarcı Hayallerin İflası

Bolivarcı hareket, ekonomik ve toplumsal alanda sınıflar arasında bir denge kurmaya, siyasal alanda ise anti-Amerikan bir söylemle Latin Amerika sathında bir tür milliyetçilikle prim toplamaya dayanıyordu. Tarihsel açıdan bakıldığında, Bolivarcı hareket, işçi sınıfını ve yoksul emekçileri oyalayan, proleter devrim dinamiklerini çıkmaz sokaklara sürükleyen bir rol oynamıştır. Onun, devrimci dinamiği ilerletici değil frenleyici ve geriletici bir rol oynadığının bilincine varamayıp Chavez’in devrimciliğine ve Bolivarcılığa methiyeler düzen sosyalist çevreler için gerçek bir muhasebe ve özeleştiri zamanıdır.

Oku Ali, Oku!

G20 zirvesi bu sene Türkiye’de toplandı. Peki, bu zirveye kimler katılıyor? Avrupa Birliği’nden ABD’ye, dünyanın en güçlü ekonomisine sahip ülkeler. Ülkemizde gerçekleşen bu zirvede, yine, sermayenin çıkarları, işçilerin emekçilerin daha fazla nasıl sömürülüp kârların nasıl yükseltileceği, Ortadoğu’da yürüyen kapışmada kimin ne pay alacağı gibi konular konuşuldu. Tabii bunları medya ve uluslararası basının önünde değil kapalı kapılar arkasında yaptılar. Ancak basının önüne çıktıklarında gerçek yüzlerini saklayıp sanki çok masumlarmış gibi haktan, adaletten, eşit paylaşımdan dem vurdular.

10 Ekimde Katledilen Emekçiler Anıldı

Katliamdan 2 ay sonra, yaşamını yitirenlerin yakınları, milletvekilleri, sendika yöneticileri ve emek örgütleri, barış şehitlerini anmak ve katliamı protesto etmek için Ankara Tren Garında bir araya geldi. İlk olarak hayatını kaybeden emekçiler adına saygı duruşunda bulunuldu. “Anaların Gözyaşı Katilleri Boğacak”, “Gün Gelecek Devran Dönecek Katiller Halka Hesap Verecek” sloganlarıyla beraber Kürtçe ağıtlar yakıldı.

İşçiler Sınıf Kimliğini Kuşanmalıdır

Yaratılan kutuplaşma işçi ve emekçilerin Erdoğan-AKP iktidarının gerçek niteliğini kavramasını engellemekte, onları şu veya bu burjuva partinin arkasında saf tutmaya itmektedir. İşçiler ve emekçiler adeta takım tutar gibi parti tutmaktadırlar. Sınıfın ezici çoğunluğu olup biteni kavramaktan uzaktır. Her işçi “kendi tuttuğu partisinin” söylediği yalana inanmakta, diğer partiyi tutan işçiyi de neredeyse düşmanı olarak görmektedir. 1 Kasım seçimleri bu suni kutuplaşmanın tavan yapmasına neden olmuştur.

Profesör Olup da Adam Olamayanlar

Yaşadığımız ülkede elitistler çeşitli toplum kesimlerini veya genel olarak halkı aşağılamak için “cahil” sözcüğünü sık sık kullanırlar. Peki, ne demektir cahil? TDK’nın sözlüğünde cahil “öğrenim görmemiş, okumamış, belli bir konuda bilgisi olmayan, deneysiz, genç, toy” olarak tanımlanmış. Seçkinler veya seçkinci Beyaz Türkler ise “cahil” kelimesini çoğunlukla AKP’ye oy veren halk katmanları için kullanıyorlar. Bunlara göre, halkın çoğunluğu cahil, eğitimsiz olduğu için AKP’ye oy veriyor

Turkey Downed Russian Fighter Jet: War Goes Deeper

The argument based on air space violation and so-called rules of engagement is nothing but a fake and hypocritical argument to obscure the minds of the public and secure a diplomatic foothold. Just three years ago when a Turkish fighter jet was downed by Syrian air forces with the same justification Erdogan said “you can’t down a jet for just an air space violation of few seconds”. Moreover, a few months ago, a Russian jet violated the air space just the same way and the prime-minister Davutoglu announced that it was by mistake and that Russia had no intention of disrespecting the borders. And it is known that since then there have been many such minor violations occurring and all cases handled peacefully in mutual communication.

Kıbrıs’a “Suyu Özelleştirin” Dayatması

AKP hükümeti Kuzey Kıbrıs yönetimine “suyu özelleştirin” dayatmasında bulunmuştu. Bu dayatma kabul görmeyince, AKP seçim öncesinde bu projeyi propaganda malzemesi olarak kullanmak üzere açılış töreni düzenledi ancak gerçekte vanaları açmadı. Kıbrıs halkına en kirli ve gayri insani şantajlardan birini yaparak “ya dediğimi kabul edersin ya da susuz kalırsın” diyen AKP, böylece su gibi hayati bir maddenin bile (aslında “bile” değil, tam da bu nedenle) kolayca şantaj malzemesi yapılabildiğini bir kez daha gösterdi.

Kapitalizm Çıkmazda, İnsanlık “Depresyonda”

Kapitalizm insanlığın çok büyük bir bölüğü için mutsuzluk ve çıkışsızlık üretmeye devam ediyor. Kapitalizmin temel dayanak noktası olan insanın insan üzerindeki sömürüsü nedeniyle milyarlarca insan bu dünyada gün yüzü görmüyor. Yaşamın, doğanın, birlikteliğin tadını çıkarmak şöyle dursun, dünya yüzündeki yüz milyonlarca insan için yaşam sadece katlanılması gereken zorlukların ve acıların bir geçidi gibi. Toplumun, ezenler ve ezilenler, zenginler ve yoksullar, yani patronlar ve işçiler olarak yarılması insanlığın başına her türlü belâyı sarmaya devam ediyor. Kapitalizmin içinde debelenip durduğu yapısal kriz ve bunun bir sonucu olarak kendine özgü yöntemlerle giderek yayılan Üçüncü Dünya Savaşı bu güvensizlik ve mutsuzluğu daha da arttırıyor. Yüz milyonlarca insan, kapitalizmin yarattığı karanlığın, kasvetin doğrudan etkisi altında depresyonla boğuşuyor.

Vicdanlı Bir Kapitalizm Mümkün mü?

Kapitalistlerin kapitalizmi eleştirir gözüktüğü açıklamalar, aslında, büyük burjuvazide giderek artan bir korkunun dışa vurumudur. “Toplumsal olaylar patlak verebilir” şeklinde kodladıkları şey aslında işçi sınıfının kapitalist düzeni devrimci yoldan tasfiye etmesinden duydukları korkuyu ele veriyor. Bunun olmaması için kapitalizme güya eleştiriler getirerek, sınırlarını ve çerçevesini kendilerinin çizdiği, kontrolünü kendi ellerinde tuttukları ve hatta gerekirse finansmanını da kendilerinin sağladıkları düzen içi bir “sol”a, ehlileştirilmiş bir anti-kapitalist söyleme ihtiyaç duyuyorlar. Emperyalist kapitalist çürümenin ayyuka çıktığı bir dönemde bu tarz bir ehlileştirilmiş anti-kapitalizm aslında kapitalizmin devamının önkoşullarından biri, olmazsa olmazı haline gelmiştir. Büyük patronlar sırtlarında taşıdıkları muazzam servetten şikayetçiymiş gibi görünmeden o servete sahip olmanın sürdürülebilir olmadığını görmüş durumdalar. Kimi büyük patronların söz konusu türden sansasyonel beyanları ile çeşitli ülkelerde kimi “alternatif sol” projelerin savunduğu sözde anti-kapitalist anlayışın aynı doğrultuya işaret ettiğini, bir paralellik oluşturduğunu gözden kaçırmamak gerekir.

Türkiye-Rusya Gerginliği: Filler Tepişirken Emekçiler Eziliyor

Farklı ülkelerin kapitalistleri güç yarışı içerisinde karşılıklı olarak tepişirlerken, bu tepişmelerin bedelini her zamanki gibi emekçi kitleler ödemek zorunda kalıyorlar. Her iki ülkenin emekçileri, fillerin tepişmesinde ezilecek çimenler olarak görülüyorlar.

Kim Kazandı?

AKP’ye oy vermiş işçi kardeşim! Yoksa inandın mı AKP’nin “istikrar sürecek” yalanlarına? Onların istikrardan kastı, savaş, katliam, uyduruk suçlarla insanları tutuklamak ve kendisinden olmayanları baskı altına alıp susturmaktan ibarettir. Onların istikrardan kastı emperyalist savaşı sürdürmek, hakkını arayanları düşman ilan ederek çatışma ve düşmanlaştırma üzerinden kendi saltanatlarını sürdürmektir. İstikrardan kasıtları budur.

AKP’nin İstikrar Kandırmacası

Senaryosu incelikle yazılmış bir korku filmini beş ay boyunca ustalıkla yöneten AKP, 1 Kasımda 4,6 milyonluk bir oy artışıyla yeniden iktidar koltuğuna oturdu. Bu süreçte, Kürt halkına yönelik kirli savaş bilinçli bir şekilde tırmandırıldı; doların fırlaması, piyasalarda belirgin bir durgunluğun yaşanması gibi kötüleşen ekonomik faktörlerin yanı sıra beş ay boyunca bir koalisyon hükümeti kurulamaması çıkışsızlık ve belirsizlik hissini alabildiğine güçlendirdi ve tüm bunların katkısıyla halkta ciddi bir kaos algısı oluşturuldu. Bu algıyla geniş kitleleri felçleştiren AKP, nihayetinde kendisinin bile beklemediği bir oy artışıyla tek başına iktidar oldu. Seçimlerin ardından özellikle AKP medyasının öne çıkardığı “seçmen istikrarı seçti”, “milletimiz istikrarı seçti”, “Türkiye istikrarı seçti” türünden manşetler, aslında yürütülen algı operasyonunun dayandığı temel argümana da işaret ediyordu: İstikrar!

Tahir Elçi’nin Katledilmesi Okan Üniversitesi’nde Protesto Edildi

Okan Üniversitesi öğrencileri olarak, 2 Aralık Çarşamba günü, bu katliamı kınamak ve barış talebimizi dile getirmek için bir yürüyüş gerçekleştirdik. Sağlık fakültesinin önünde bir araya gelen kitle meydana doğru yürüdü. Yürüyüş boyunca “Katil Devlet Hesap Verecek”, “Hepimiz Elçi’yiz Öldürmekle Bitmeyiz”, “Şehit Namirin” sloganları atıldı. Yürüyüş esnasında çevreden geçenler alkışlarıyla yürüyüşümüze destek oldular.

Selam Olsun Ekim Devrimine Yürüyenlere

Günümüzde Ekim Devrimi her yönüyle yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. 3. Dünya Savaşının kızıştığı şu dönemde biz sınıf devrimcilerinin sorumluluğu ve yükü her zamankinden daha ağır ve zorludur. Ekim Devrimi 1. Dünya Savaşına noktayı koymuştu, ama işçi sınıfı tüm dünyada iktidarı ele geçiremediği için bugün geldiğimiz noktada savaşlar hâlâ devam etmektedir. Ancak kapitalizmi kökünden söküp attığımız zaman savaşlar da, sömürü de, adaletsizlik de, sınıflar da ortadan kalkacaktır.

Fumiaki Hoşino’ya Özgürlük!

Fumiaki Hoşino haksız bir suçlamayla 1975 yılından bu yana ağır koşullarda hapis cezası çekiyor. İşçi sınıfı davasının aktif bir militanı olan Hoşino, 1971 yılında Okinawa’daki Amerikan askeri üslerinin kapatılması için yürütülen kitlesel mücadelelerde aktif biçimde yer almıştı. Tüm dünyada Vietnam savaşı ile ilgili olarak büyük bir protesto ve mücadele dalgasının yaşanmakta olduğu o günlerde bu protesto ve eylemler aynı zamanda büyük bir devlet baskısıyla karşılaşıyordu. Bu üsler Vietnam savaşı bağlamında özellikle önemliydi, zira bu savaşta Vietnam halkına büyük acılar yaşatan korkunç Napalm bombaları tam da bu üslerden havalanan Amerikan uçaklarından atılıyordu.

Mahallenin Değil Sarayın Muhtarları

“Ben istemiyorum”, “tarafımca uygun görülmemektedir” kalıplarıyla konuşanlar bu ülkede Arapçeşme muhtarıyla sınırlı değildir. “Ben istemiyorsam olmayacak, olursa bunun bedeli ödenecek” diye esip gürleyenler, “eşek sudan gelinceye kadar döverim” diyenler de. İktidar sahipleri ve onların etrafına kümelenenlerin dili de, anlayışı da, zihin yapısı da budur. İktidar alanlarını ellerine geçirenler ve bunu sınırsızca kullanmaya girişenler muhtarken gençleri dövüyor, başbakan ya da cumhurbaşkanıyken seçimleri boşa çıkarıyor, gazetecileri hapse attırıyor, polis devleti uygulamalarını rutinleştiriyor, bir halkın üzerine havan toplarıyla yürüyor, Ortadoğu’nun hâkimi olmaya çalışıyor, Rus uçaklarını düşürüyor… Herkes gücüne göre!

3. Dünya Savaşı Tespitleri ve Elif Çağlı

ABD’nin Irak işgaline hazırlandığı 2002 yılında ve ABD’nin 2003’deki Irak işgalini takip eden süreçte kaleme aldığı makalelerde Elif Çağlı, 1990’larda iki kutuplu dünya koşullarının sona ermesiyle birlikte emperyalist sistemin yeni bir paylaşım kavgasına tutuştuğunu açıklıyordu. ABD’nin 2. Dünya Savaşı sonunda elde ettiği hegemonik pozisyonu aynı güçle sürdüremediği, pozisyonunu korumak üzere, terörle mücadele gerekçesini ileri sürerek bir dizi savaşa giriştiğini açıklıyordu. 2003’de Avrupa şehirlerinde ve İstanbul’da El Kaide’nin gerçekleştirdiği bombalı saldırıların ardından yaptığı analizlerde bu saldırılara “terör saldırıları” denilerek geçilemeyeceğini, bu saldırıların emperyalist paylaşım savaşı sürecinden ayrı değerlendirilemeyeceğini açıklıyor; bu tür patlamaların emperyalist paylaşım savaşının giderek daha yaygın hale gelecek bir yöntemi olacağını öngörüyordu. 11 Eylül ile başlayan ve 2003’deki sansasyonel bombalamalarla devam eden saldırılar üzerine Elif Çağlı’nın yaptığı değerlendirme ve öngörüleri tarih haklı çıkarmıştır.

Tahir Elçi: Bir Güvercin Daha Katledildi!

Diyarbakır Barosu başkanı Tahir Elçi’nin katledilişi içine girdiğimiz dönemin karakterini somutlayan baskılara ve katliamlar dizisine eklenen yeni halka oldu. Yeni ama çok önemli bir halka! Bu cinayet Kürt halkını hedef alan baskı ve katliam sürecinde yeni bir aşamaya geçildiğine dair işaretler veriyor. Bugünlerde sıkça hatırlara düşen 90’lı yıllar da Kürt halkı için büyük bir baskı ve katliam sürecini ifade ediyordu. O süreçte Vedat Aydın’ın katledilmesi çok önemli bir semboldü ve “faili meçhul” denen cinayetler silsilesinin açılış fişeğinin atılması anlamına gelmişti. Bugün Tahir Elçi’nin katledilmesi de işte bu tür olasılıkları akla getiriyor.

Yedi Kızgın Nehir Gibi Yedi Koldan Akacağız

Ayın ve yıldızların / Ve güneşin / Ve gök kubbenin altında ne varsa / Ne varsa / Ufkunda gözlerimizin / Ya da ötesinde ufkumuzun / Sizin / Elimizin değdiği ya da değmediği / Gözümüzün gördüğü ya da görmediği / Aklımızın erdiği ya da ermediği ne varsa / Sizin

1 Kasım ve AKP’nin Emperyalist Siyaseti

AKP’nin amacı istikrar getirmek falan değildir. O işçi-emekçi kitleleri dindar-dindar olmayan diye kutuplaştırmak, itaatkârlaştırıp alıklaştırmak, büyük güç olma propagandası eşliğinde ulusal gururu okşamak ve emperyalist siyasetinin payandası haline getirmek istemektedir. Rus uçağının düşürülmesinden sonra kitlelerde gazlanan milliyetçilik bunun bir ifadesidir. Karagül gibileri, AKP öncülüğünde sürdürülen emperyalist siyasete ideolojik ve toplumsal destek oluşturma peşindedirler. “Şanlı Selçuklu ve Osmanlı” efsanesi eşliğinde “Büyük Türkiye” söyleminin öne çıkartılması, “Anadolu’ya hapsedilmek istenen ümmetin lideri Türkiye”nin artık kabına sığmadığı ve “milletin omurgasının siyasi öncülere güç verip yollarını açtığı” yollu propagandalar bu emperyalist ideolojiyi kitlelerin bilincinde hâkim kılmaya dönüktür.

10 Ekim Sabahı

Tetikçinin ya da maşaların kim olduğu önemli değil, asıl suçlu tepemizdeki burjuva devlettir. Ama her ne yaparlarsa yapsınlar halkların kardeşliğini bozamayacaklar. Dünyadaki tüm ezilenlerin, işçilerin, emekçilerin özlem duyduğu barışı işçi sınıfının örgütlü mücadelesi getirecektir. Yezitlere karşı, haksız savaşlara karşı mücadeleye!