Navigation

May 2011 tarihli yazılar

Emperyalizme “İnsaniyet” Kılıfı

Örgütsüz ve devrimci bilinçten yoksun işçi ve emekçilerin bilincini belirleyen eninde sonunda burjuvazi olur ve Libya’da da yaşanan bu olmuştur. Gerek direniş cephesindeki, gerekse Kaddafi’nin kontrolü altındaki bölgelerdeki emekçilerin bilinci yanılsamalı bir bilinçtir. Komünistlerin görevi bu yanılsamayı ortadan kaldırarak, işçi sınıfını proleter sınıf bilinciyle donatmak ve bağımsız çıkarları doğrultusunda harekete sevk etmektir, bu yanılsamayı beslemek değil. Reformistler, reel politika adına, sınıf-işbirlikçi politikalarıyla Libya’da emekçi kitlelerin muhalif burjuva kliğin kuyruğuna takılmalarını savunurlarken, devrimci Marksistler, ezilen ve sömürülen kitlelere, kendi güçleri ve sınıf kardeşlerinin uluslararası destek ve dayanışması dışında hiçbir güce güvenmemeleri gerektiğini anlatmak zorundadırlar.

Kapitalizm ve Genç Nüfusta İşsizlik

İşsizlik tüm dünyada artıyor. Kapitalizmin istihdam sağlayamadığı yüz milyonlarca insan açlık, yoksulluk ve ümitsizlik bataklığına sürükleniyor. Ülkeden ülkeye farklılık gösterse de tüm dünyada işsizlik oranları çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: Kapitalizm özellikle genç nüfusun önemli bir kısmına istihdam sağlayamıyor. İş bulabilen gençler ise daha ziyade kayıt dışı, geçici ya da part-time işlerde çalışıyor. İşsizlik kırbacıyla terbiye edildikten sonra sürekli işlerde çalışan gençlere daha düşük ücretler ve ağırlaşan çalışma koşulları dayatılıyor.

Ortadoğu'da İşçi Sınıfı ve Sol

Örgütsüzlüğü ve buna bağlı olarak bağımsız sınıf politikaları geliştirmekteki zayıflığı açık olan Arap işçi sınıfının bu durumunun derin tarihsel ve siyasal nedenleri bulunmaktadır. Bölge ülkelerinin tamamı çok geç kapitalistleşmiş ve ulusal bağımsızlıklarını da oldukça geç tarihlerde elde etmişlerdir. Bu anlamda sanayinin ve işçi sınıfının oluşumu da gecikerek başlamış, işçi sınıfının “kendi hesabına” mücadele sahnesine atılması da ancak yakın tarihlerde gerçekleşmiştir.

"Arbeit Macht Frei!"

Kapitalist toplumda çalışmanın ancak bir türü insanı özgürleştirir: Kendi sınıfının kurtuluşu için çalışmak! Hem birey hem toplum böyle özgürleşir. Sınıflar ortadan kalktığında, ezenle ezilen ortadan kalktığında insan gerçekten insan olabilecek.

"Öğrenci Andı" ve Irkçı Uygulamalar

İlköğretim öğrencilerinin her gün sıraya dizilerek okumak zorunda kaldıkları “Öğrenci Andı” ile ilgili tartışmalar son birkaç yılda giderek yoğunlaşmıştı. Özellikle geçen seneden beri bu ırkçı andın kaldırılması için çeşitli eylemler yapılmakta.

Seçime Doğru: İç ve Dış Siyasetin Eğilimleri

Türkiye’de burjuva siyaseti önemli bir dönemece girmiş durumda. Yeni bir anayasanın gündemde olduğu bu dönemeçte, gerek Kürt halkının taleplerinin gerekse işçi sınıfının demokratik hak ve özgürlüklerinin savunulması bakımından, Kürt hareketinin ve sosyalistlerin sesinin mecliste yankılanması önemlidir. Gerici güçler karşısında işçi sınıfı içinden enternasyonalizmin bayrağı yükseltilmelidir. Emek, Demokrasi ve Özgürlük mücadelesinden yana adayların geniş kitlelerden alacağı oy, aynı zamanda inkârcı ve asimilasyoncu statükocu güçlere, şovenist cepheye ve Kürt halkını aldatmaya çalışan AKP hükümetine bir cevap olacaktır.

Nükleer Santrallere Geçit Vermeyelim

Devrimci işçi sınıfı sosyalist bir gelecek için yaşanabilir bir dünyaya ihtiyaç olduğunun bilincindedir. Çevre sorunu anti-kapitalist bir perspektifle ele alınıp işçi sınıfının kapitalist sistemi yıkacak devrimci mücadelesinin bir parçası haline getirilmek zorundadır. Bu doğrultuda komünistler, nükleer karşıtı talepler de dahil olmak üzere, tüm çevreci taleplerin gerçek sahibi ve savunucusu olduğunun bilinciyle hareket etmek zorundadırlar. Çünkü kapitalist sistemde çevre sorunu, küçük-burjuva “yüce gönüllülere” bırakılamayacak kadar ciddi bir sorundur.

Kütahya'da Siyanür Felâketiyle Karşı Karşıyayız

Çevre Mühendisleri Odasının 12 Mayısta yaptığı su analizinde, 4,5 kilometre ötedeki Köprüören köyündeki su kaynaklarında yasal olarak belirlenen maksimum sınırdan %40 fazla siyanür tespit edilmiştir. Dolayısıyla ortada ciddi bir felâket vardır. Ama patronların kâr hırsı her şeyden önce geliyor. Farklı farklı yerlerde yaşanan benzer olaylarda hep aynı sonuca varıyoruz. Patronlar işçileri ve köylüleri düşünerek önlem almazlar. Sermayeye ve devlete bu önlemleri ancak işçilerin birliği ve mücadelesi aldırtabilir. Bizler mücadele bayrağını daha da yükseltmeli ve birlik olmalıyız. Tek kurtuluş emekçilerin ellerindedir.

550'nin Yarısı ve Emekçi Kadınların İşgücüne Katılım Sorunu

12 Haziranda yapılacak seçimler vesilesiyle KADER başta olmak üzere kimi burjuva feminist yapılar “Meclis’te 275 kadın milletvekili olsun” talebi çerçevesinde bir kampanya başlattılar. Tüm siyasi partilere çağrılar yaptılar, birçok girişimde bulundular. Çeşitli görüşlerden gazetelerde bu talebi destekleyen içerikte onlarca yazı yayınlandı.

"Hayırsever" Kapitalizm!

Pek çok işçi, “Patronlar da insan, onlar da bu dünyada yaşıyorlar, emeğinden faydalandıkları insanlara o kadar da acımasız olamazlar. Niye kendileri ve çocukları için de gerekli olan dünyaya bu kadar hor davransınlar, ya da karınlarını doyuran işçilere niye bu kadar düşman olsunlar...” diye düşünmektedir. Elbette insanlar bu düşüncelere durup dururken kapılmaz. Aslında sorun zaten tek tek ya da kişi olarak kapitalistler değildir.

1 Mayıs Coşkusuyla Örgütlü Mücadeleyi Yükselt!

Birleşik ve kitlesel 1 Mayıs’ın coşkulu ve olumlu tablosuna rağmen işçi hareketinin ağır örgütsel zaafları olduğu yerde durmaktadır. Bu bakımdan işçi sınıfı devrimcileri açısından asıl görev elbette 1 Mayıs’ın coşkusunu ve mücadele ruhunu fabrikalara, işyerlerine, işçi mahallelerine ve giderek toplumun tüm ezilenlerine yaymak üzere örgütlü mücadeleyi yükseltmektir. Üstelik bu görev içinden geçtiğimiz şu günlerde daha bir yakıcı ve anlamlı hale gelmiştir.

Ankara’da 6 Mayıs Karanfillerini ve Halit Çelenk’i Anma Etkinliği

Bundan tam 39 yıl önce, üç devrimci yürek, bu düzeni değiştirmek istedikleri için, yani “ağır bir suç” işledikleri için asılarak katledildiler. 6 Mayıs 1972 tarihinde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan son nefeslerinde dahi devrimci fikirlerini haykırmaktan vazgeçmediler, burjuvazinin cuntasına boyun eğmediler. Katledilişlerinin 39. yılında da her sene olduğu gibi bir anma etkinliği düzenlendi. Ama garip bir tesadüftür ki 1972’de Denizleri savunan Avukat Halit Çelenk de 5 Mayıs Perşembe günü yaşamını yitirdi ve onlarla aynı yere aynı gün defnedildi.

Mersin’de 6 Mayıs Anması

Tüm hayatın yeniden canlandığı, renklendiği, güzelleştiği bir bahar sabahında, yani baharın gelişiyle akıllarımızda canlanan tüm güzelliklerin yaşandığı bir zaman olan Mayıs ayında, 3 yiğit devrimcinin, Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in düzen güçleri tarafından katledilişlerinin üzerinden 39 yıl geçti. Onlar ve onlar gibi nice yiğit devrimci, hayatlarının en güzel çağlarında, sırf devrimci oldukları için acımasızca katledildiler. Ancak onların sesleri hayatın yeniden canlandığı, umudun yeniden yeşerdiği her bahar yankılanmaya devam ediyor.

Katliamcı Devletin "Tufan Planı"

2000 yılı Aralık ayında devrimci tutsaklar, TC egemenlerinin dayattığı hücre tipi yaşama karşı bedenlerini ölüme yatırmış direniyorlardı. Egemenler devrimci tutsakları F tipi hücrelere tıkarak iradelerini teslim almanın kirli hesaplarını yapıyordu. Yüzlerce devrimci tutsak Ekim ayında açlık grevine başlamıştı. Kasım ayı sonlarına gelinirken onlarca tutsak açlık grevini ölüm orucuna çevirmişti. “İrademizi teslim alamazsınız” diyen tutsaklar direnirken kamuoyunda duyarlılık artmış, kitlesel eylemler Ecevit hükümetini köşeye sıkıştırmıştı.

Kapitalizm ve İnsan Sağlığı

Kapitalizm altında insan sağlığı demek, büyük paraların kazanıldığı ticari bir sektör demektir. Kapitalizm kâr uğruna milyonlarca insanın sağlığının bozulmasına, ölmesine neden oluyor. İnsanlık açlığın pençesinde kıvranırken bir taraftan tonlarca gıda maddesi imha ediliyor, diğer taraftan gıda ürünlerine çeşitli kimyasal katkı maddeleri eklenerek milyonlarca insan zehirleniyor, başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanıp hayatını yitiriyor.

İstanbul’da Coşkulu ve Kitlesel 1 Mayıs!

Dünyanın dört bir yanında işçi sınıfı “birlik, mücadele ve dayanışma günü” olan 1 Mayıs’ta alanlara çıktı. Ülkeleri, dilleri ve renkleri birbirlerinden farklı olsa da, işçi sınıfı omuz omuza, kol kola, coşkuyla ortak taleplerini haykırdı, sloganlarla meydanları inletti. Kadını ve erkeğiyle, genci ve yaşlısıyla sokaklara akan işçiler, kapitalist sisteme olan öfkelerini dile getirdiler. Asya’dan Afrika’ya, Amerika’dan Ortadoğu’ya her yerde, “varım, vardım, var olacağım” dediler.

Viyana'da 1 Mayıs Kutlamaları

Avusturya’nın başkenti Viyana her yıl olduğu gibi bu yıl da 1 Mayıs işçi bayramı kutlamalarına sahne oldu. Avusturya işçi sınıfının, emekçi halkının ve ilerici öğrenci gençliğin inisiyatifi altında organize edilip hayata geçirilen kutlamalarda, Sosyal Demokrat Parti bünyesinde örgütlü bulunan sendikaların, kadın ve gençlik kuruluşlarının yani sıra devrimci örgütler, demokratik kitle örgütleri, sosyalist gençlik grupları, Küba, Irak, İran, Türkiye gibi ülkelerden sol çevreler de kortej, pankart ve sloganlarıyla aktif şekilde yerlerini aldılar.

Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri

İnsan Hakları Derneği (İHD) 2010 insan hakları raporunu açıkladı. Raporun 137 sayfa olması bile Türkiye’de hak ihlalleri tablosunun ne kadar karanlık olduğunu göstermeye yetiyor. AB üyeliği doğrultusunda yapılan değişiklikler vesilesiyle “demokratikleşen” Türkiye’nin insan hakları karnesi, hem Türkiye açısından alınması gereken çok yolun olduğunu hem de burjuva demokrasisinin sınırlarının ne kadar dar olduğunu gösteriyor. Çok açık ki, burjuva demokrasisinin sınırları ancak işçi sınıfının mücadelesiyle genişleyebilir. Aksi takdirde insan hakları sadece kâğıt üstünde kalan yasa maddelerinden başka bir anlam taşımaz.

Mersin Üniversitesi’nde Faşistlerle Polis İşbirliğinde Saldırı