June 2007 tarihli yazılar


Savaş Tehdidi Altında Derinleşen Kriz

Türkiye’nin emperyalist savaş cehenneminin içine çekilme olasılığı bugün işçi-emekçi kitleler açısından can yakıcı bir önem kazanmış bulunuyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi vesilesiyle statükocu-darbeci güçler tarafından yaratılan ve Kürt halkına yönelik şovenist bir kampanya ve savaş tehdidi ...

Kore Nire?

Türkiye tarihinde önemli bir yeri olan Kore savaşı bundan 57 yıl önce, Haziran ayında başlamıştı (25 Haziran 1950). Savaş, ulusal bağımsızlığı elde etme yolunda mücadele eden kuzeydeki ulusal kurtuluşçu güçler tarafından, esasen ABD emperyalizminin böldüğü ülkenin birliğini sağlamak üzere ...

Gorki’nin ANA’sı

Gorki’nin Ana isimli romanı bundan tam yüz yıl önce, 1907 yılında yayınlandı. O dönemin Rusya’sını pek çok yönüyle çarpıcı bir şekilde anlatan roman, bugünün işçi ve devrimci kuşakları için kesinlikle okunması gereken bir kitap.

Burjuva Demokrasisi ve İşçi Demokrasisi

Statükocu-devletçi burjuva güçler ile liberal geçinen AB’ci burjuva güçler arasında şiddetlenen tepişme ve ortaya çıkan kriz, Türkiye’deki burjuva demokrasisinin dar çerçevesini ve sınıfsal özünü bir kez daha gözler önüne serdi. Ön cephede ağırlıklı olarak asker-sivil bürokrasinin yer aldığı statükocu güçler, tarihsel mevzilerini –devlet-siyaset üzerindeki hâkimiyetlerini– kaybetmemek için her türlü anti-demokratik yönteme başvuruyorlar.

Kaybedilen Mevziler Mücadeleyle Kazanılır

Taksim 1977’de 500 bin kişiyle 1 Mayıs alanına çevrilmişti. Üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen Türkiye işçi sınıfı, bir daha ’77 1 Mayısının bilinç ve örgütlülük düzeyini aşan bir miting gerçekleştiremedi. Ancak Türkiye işçi sınıfının gerçekleştiremedikleri ve kaybettiği mevziler bununla sınırlı değildir.

Gebze’de 15-16 Haziran Etkinlikleri

16 Haziran cumartesi günü, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde 15-16 Haziran genel direnişini anma etkinlikleri gerçekleştirildi. 15-16 Haziran, Türkiye işçi sınıfının tarihinde henüz aşılamayan bir zirve olması ve işçi sınıfının devrimci gücünü dosta düşmana göstermesi sebebi ile sınıf tarihimizin önemli bir kesitini oluşturuyor.

İşçi Olduklarını Kabul Etmeyenlere

ÖSS Duvarını da, Kapitalizm Duvarını da Yıkalım!

9 Haziran Cumartesi günü Kadıköy’de “ÖSS Duvarını Yıkalım” mitingi düzenlendi. Numune Hastanesi önünde saat 14.00’da başlayan miting, rıhtımda saat 17.30’a kadar devam etti.

Seçim ve Görevler

Türkiye savaş ve olağanüstü rejim tehdidi altında ciddi bir siyasal kriz döneminden geçiyor. 22 Temmuzda yapılması öngörülen erken genel seçime bu kriz şartlarında gidilmektedir ve ne yazık ki bu süreç işçi sınıfı hareketinin son derece zayıf ve örgütsüz olduğu koşullarda yaşanmaktadır. Bu gidişatın tüm acı faturasını ödeyecek olan işçi sınıfı, emekçi katmanlar ve Kürt halkıdır. Bu nesnel ve öznel şartlar altında biçimlenen seçim sürecinde, işçi sınıfı devrimcilerinin görevi, sürecin gerici-faşizan niteliğini teşhir etmek ve burjuva kamplardan bağımsız devrimci bir sınıf çizgisinin gerekliliğini propaganda etmektir.

Bürokrasinin Sultası ve Sendikal Birleşmeler

Dünya işçi sınıfı, burjuvazinin 80’lerle başlayan ve 90’lı yıllardan itibaren ivme kazanan saldırılarıyla yüz yüze bulunuyor. Ekim Devrimini takip eden dalganın dünya kapitalist sisteminde yarattığı kırılmanın “onarılması”, ücretli kölelik sisteminin küresel ölçekte yayılmasının ve egemenliğini derinleştirmesinin önündeki tüm engellerin yıkılmasını da beraberinde getirdi. Sermaye kendisini dizginleyecek örgütlü bir gücün bulunmamasının verdiği rahatlıkla, alabildiğine pervasızlaştı ve saldırganlaştı.

Onların Kadınları, Bizim Kadınlarımız

Siyaset meydanı ısındıkça ve sınıf mücadeleleri kızıştıkça, feminizmin sınıflarüstü yaklaşımının ne denli kof olduğu iyice açığa çıkıyor. Kadınların aralarındaki sınıf farklılıklarını silikleştirerek, sorunu, sanki ortak bir mücadele hattında buluşabilirlermiş gibi ele alan bakış açısı, toplumsal gerçeklik karşısında her seferinde çuvallıyor.

Marksizmin ateşini harlayalım

Marksist Tutum’a teşekkürler

Burjuva Siyasetinde Yeni Dönem

Türkiye 27 Nisan muhtırasıyla birlikte yeni bir siyasal kriz ve baskı dönemine girmiş bulunmaktadır. Böylece 2005 Newroz’undan bu yana genel bir geriye kayma biçiminde cereyan eden geçiş süreci bir bakıma tamamlanmış ve AB süreci bağlamında yaşanan göreli gevşemeden, ufukta kara bulutların belirdiği bir baskı dönemine geçilmiştir.