Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /37

Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /37 Elif Çağlı

Bölüm 38: Farklılık Rantı: Genel Açıklamalar

Marx toprak rantını çözümlerken, toprak ya da madencilik ürünlerinin tüm diğer metalar gibi üretim fiyatlarına satıldıklarını varsayacağını belirtir. Bu ürünlerin ortalama satış fiyatlarının, bunların üretim fiyatlarına eşit olduğunu kabul eder. “Bu durumda gündeme gelen soru şu: Bu varsayım altında bir toprak rantının ortaya çıkması, yani kârın bir kısmının toprak rantına dönüşmesi, bu nedenle de meta fiyatının bir kısmının toprak sahibinin payına düşebilmesi nasıl mümkün olur?”

Bir metanın üretim fiyatı, tek tek her bir sınaî üreticinin kendi maliyet fiyatıyla değil, o metanın üretim alanındaki tüm sermayenin ortalama koşullar altındaki ortalama maliyet fiyatıyla belirlenir. “Aslında, bu fiyat, piyasa üretim fiyatıdır, yani, salınmalarından farklı olarak ortalama piyasa fiyatıdır.” Bir metanın değeri kendisini, o metayı üretmek üzere belirli bir bireysel üretici için gerekli olan emek-zamanla değil toplumsal olarak gerekli olan emek-zamanla ortaya koyar. Bir başka deyişle, bu değer, verili ortalama toplumsal üretim koşulları altında piyasada bulunan meta türlerinin toplumsal olarak gerekli toplam miktarını üretmek için gerekli emek-zamanla belirlenir. Bu da kendisini, genel olarak piyasa fiyatı şeklinde ve dahası düzenleyici piyasa fiyatı ya da piyasa üretim fiyatı şeklinde ortaya koyar. Yukarıdaki varsayımlar temelinde piyasa üretim fiyatı (bir başka deyişle metanın satış fiyatı), maliyet öğeleri (tüketilmiş olan değişmeyen ve değişen sermayenin değeri) üzerine toplam sermaye üzerinden hesaplanan bir ortalama kârın eklenmesiyle belirlenir.

Marx’ın çeşitli örnekler eşliğinde ele aldığı bu bölümde, öze ilişkin hususlar üzerinden ilerlemek yararlı olacaktır. Önemli noktalardan biri, bazı kapitalistlerin metalarını piyasa üretim fiyatından satmalarına rağmen artı-kâr elde edebilmeleridir. Bunun nedeni, o kapitalistlerin sahip olduğu üretim koşullarının o alanda egemen olan ortalama koşullara oranla çok iyi olmasıdır. “Demek ki, bu artık kâr da, avantajlı üreticinin bireysel üretim fiyatı ile bu üretim alanının bütününün genel, toplumsal, piyasa düzenleyici üretim fiyatı arasındaki farka eşittir. Bu fark, metanın genel üretim fiyatının, onun bireysel üretim fiyatını aşan fazlalığına eşittir.” Bu fazlalığın iki düzenleyici sınırı, bir taraftaki bireysel üretim fiyatı ile diğer taraftaki genel üretim fiyatıdır.

Konuyu açımlamak için, üretimde doğal çağlayanı hareket ettirici güç olarak kullanan bir kapitalistten örnek verir Marx. “Çağlayanla üretilen metaların değeri daha küçüktür, çünkü bunların üretimi daha küçük bir toplam emek miktarını gerektirir, yani, nesnelleşmiş biçimde, değişmez sermayenin bir parçası olarak metalara eklenen emek daha azdır. Burada kullanılan emek daha üretkendir, bunun kendi üretici gücü, aynı tür fabrikaların çoğunluğunda kullanılan emeğinkinden büyüktür. Bunun daha büyük bir üretici güce sahip olduğu, aynı miktarda meta üretmek için, diğerlerine göre daha küçük bir değişmez sermaye niceliğine, daha küçük bir nesnelleşmiş emek niceliğine, ayrıca, su çarkının ısıtılması gerekmediğinden, daha küçük bir canlı emek niceliğine gereksinim duymasından anlaşılır. Kullanılan emeğin daha yüksek olan bu bireysel üretici gücü, metanın değerini, ama aynı zamanda onun maliyet fiyatını ve dolayısıyla da üretim fiyatını azaltır. Bu, sanayici kapitaliste, kendisini, metanın maliyet fiyatının onun için daha düşük olması şeklinde gösterir. Ödemesi gereken nesnelleşmiş emek de, kullanılan canlı emek miktarı azaldığından ödemesi gereken ücretler de daha azdır. Metasının maliyet fiyatı daha düşük olduğundan, bireysel üretim fiyatı da daha düşüktür.”

Bir kapitalistin metasının bireysel üretim fiyatı ile toplam piyasadaki genel üretim fiyatı arasındaki fark onun artı-kârının kaynağıdır. “Onun artık kârının sınırlarını oluşturan büyüklüklerden biri budur. Diğeri, genel kâr oranının düzenleyici etmenlerden biri olarak katıldığı genel üretim fiyatının büyüklüğüdür. Kömür ucuzlasaydı, onun bireysel maliyet fiyatı ile genel maliyet fiyatı arasındaki fark ve dolayısıyla da onun artık kârı azalırdı. Metalarını bireysel değerlerine ya da bunların bireysel değerleriyle belirlenen üretim fiyatına satmak zorunda kalsaydı, bu fark tümüyle ortadan kalkardı. Artık kâr, bir yandan, metaların genel piyasa fiyatına, yani rekabetin tek tek fiyatları eşitlediği fiyata satılmasının, diğer yandan, onun harekete geçirdiği emeğin daha yüksek olan bireysel üretici gücünün, emeğin her tür üretici gücü gibi, işçilere değil kullanıcılarına yaramasının; kendisini sermayenin üretici gücü olarak göstermesinin sonucudur.”

Marx’ın örnek olarak ele aldığı, hareket ettirici güç olarak buhar yerine doğal çağlayanı kullanan fabrikatörün artı-kârı, tüm diğer artı-kârlardan hiçbir şekilde farklılaşmaz. Bu artı-kâr rastlantısal satış işlemlerinden ya da piyasa fiyatındaki dalgalanmalardan kaynaklanmaz. Artı-kâr, bu özel sermayenin metalarının bireysel üretim fiyatı ile genel olarak bu üretim alanının sermayesinin metalarının piyasa fiyatlarını düzenleyen genel üretim fiyatı arasındaki farkla belirlenir. “Üzerinde durduğumuz örnekte, fabrikatör, artık kârını, yani genel kâr oranıyla düzenlenen üretim fiyatının kişisel olarak ona getirdiği fazlalığı neye borçlu? Her şeyden önce, doğada hazır bulunan ve suyu buhara dönüştüren kömür gibi emek ürünü olmayan bir doğa gücüne, çağlayanın hareket ettirici gücüne. Kömür, emek ürünü olduğundan, bir değere sahiptir, karşılığında bir eş değerle ödeme yapılmasını gerektirir, bir maliyete sahiptir. Çağlayanın hareket ettirici gücü, üretimine emeğin katılmadığı doğal bir üretim etmenidir.”

“Ama her şey bundan ibaret değil. Buhar makinesiyle çalışan fabrikatör de, ona hiçbir maliyet çıkarmayan doğa güçleri kullanır; bunlar, emeğin üretkenliğini artırır ve bu yolla işçiler için gerekli olan geçim araçlarını ucuzlatmaları ölçüsünde, artık değeri ve dolayısıyla kârı artırır; dolayısıyla, bunlar da, emeğin, el birliğinden, iş bölümünden vb. kaynaklanan doğal toplumsal güçleri gibi, sermaye tarafından tekel altına alınabilir. Fabrikatör, kömür için ödeme yapar, ama suyun hal değiştirerek buhara dönüşme yeteneği için, buharın esnekliği için vb. ödeme yapmaz. Doğa güçlerinin, yani onların sağladığı emek gücü artışının bu şekilde tekel altına alınması, buhar makineleriyle çalışan tüm sermayelerin ortak özelliğidir.”

Marx bu durumun, artı-değeri işçi ücretleri aleyhine büyütebileceğini fakat bir artık kâr (artı-kâr) yaratmayacağını belirtir. Çünkü artı-kâr bireysel kârın ortalama kârı aşan kısmından oluşur. “Doğa güçlerinin sanayide kullanılması, kendi başına, zorunlu geçim araçlarının üretilmesi için gerekli olan emek miktarını etkilediğinden, genel kâr oranının yüksekliği üzerinde etkide bulunabilir. Ama kendi başına, genel kâr oranından herhangi bir sapmaya yol açmaz.” Ayrıca, tek bir sermayenin özel bir üretim alanında gerçekleştirdiği artı-kâr, tümüyle rastlantısal olan sapmalar bir yana bırakılırsa, üretim maliyetlerindeki bir azalmadan kaynaklanır. Bu azalmanın bir nedeni, sermayenin ortalamadan yüksek niceliklerle kullanılması ve bu yüzden de emeğin üretici gücü artar ve etki düzeyi yoğunlaşırken üretici olmayan zorunlu giderlerin azalmasıdır. “Ya da, faal sermayenin hacmi bir yana bırakılırsa, daha iyi çalışma yöntemlerinin, yeni buluşların, iyileştirilmiş makinelerin, kimyasal imalat sırlarının vb., kısacası, yeni, iyileştirilmiş, ortalama düzeyi aşan üretim araçlarının ve üretim yöntemlerinin kullanılmasıdır.”

Marx, sermayeler arasındaki rekabetin, yukarıda değinilen ve artı-kâr elde edilmesine neden olan farklılıkları giderek ortadan kaldırma yönünde etkide bulunduğunu vurgular. “Değerin toplumsal olarak gerekli olan emek-zamanla belirlenmesi, kendisini, metaların ucuzlamasıyla ve metaların aynı elverişli koşullar altında üretilmesi zorunluluğuyla gösterir. Ama çağlayanı kullanan fabrikatörün artık kârı için durum farklıdır.” Onun elde ettiği artı-kâr, “emeğin doğal üretici gücünün, bir doğa gücünün kullanılmasıyla bağlantılı olarak daha büyük olmasından kaynaklanır; ama söz konusu doğa gücü, örneğin buharın esnekliği gibi, aynı üretim alanındaki tüm sermayelerin kullanabileceği bir doğa gücü değildir.” Örneğin çağlayan, yalnızca yeryüzünün belirli parçalarını ve tamamlayıcı unsurlarını ellerinin altında bulunduranların kullanabileceği ve tekel altına alınabilir bir doğa gücüdür. “Emek üretkenliğini artırmanın bu doğa koşulunu, her sermayenin suyu buhara dönüştürebilmesi örneğinde olduğu gibi ortaya çıkarmak, hiçbir şekilde sermayenin elinde olan bir şey değildir. Doğada yalnızca yerel olarak bulunur ve var olmadığı bir yerde belirli bir sermaye harcamasıyla oluşturulması mümkün değildir. Makineler, kömür vb. gibi emeğin üretebileceği ürünlere değil, toprağın belirli parçalarının belirli doğa koşullarına bağlıdır.”

“Çağlayanlara sahip olan fabrikatörler, bunlara sahip olmayanların söz konusu doğa gücünü kullanmasını olanaksız hale getirir, çünkü toprak ve asıl önemlisi çağlayana sahip olan toprak sınırlıdır.” Bu durumun, bir ülkedeki doğal çağlayanların miktarının sınırlı olmasına rağmen, sanayi için kullanılabilecek olan su gücünün arttırılamayacağı anlamına gelmeyeceğini belirtir Marx. “Hareket ettirici gücünü eksiksiz olarak kullanabilmek için çağlayanın konumu yapay olarak değiştirilebilir; çağlayanın konumu veriliyken, su gücünün mümkün olan en fazlasını kullanabilmek için su çarkı iyileştirilebilir; sıradan su çarklarının su akışına uymadığı yerlerde türbinler kullanılabilir vb. Bu doğa gücünün mülkiyeti, sahibinin elinde bir tekel oluşturur; yatırılan sermayenin daha yüksek bir üretici güce sahip olmasının, sermayenin kendi üretim süreciyle oluşturulamayacak olan bir koşuludur; bu şekilde tekel altına alınabilir olan bu doğa gücü her zaman toprağa bağlıdır.”

Çağlayanın kapitaliste ait olmaması durumunda, toprak sahibi artı-kârı kapitalist olarak değil, çağlayanın sahibi olarak elde eder. Bu durumda elde edilecek fazlalık, kapsamı sınırlı bir doğa gücünün elde bulundurulmasından kaynaklandığından, toprak rantına dönüşür. Marx bu noktada toprak rantı üzerinde durarak maddeler halinde açıklamada bulunur.

Birincisi, bu rantın her zaman farklılık rantı olduğudur. İkincisi, bu toprak rantı, üretici güçlerin yararına olan bu istisnai durumun, doğanın yarattığı aynı koşullara sahip olmayan sermaye yatırımlarına oranla daha büyük bir göreli verimliliğe sahip olmasından kaynaklanır. Üçüncüsü, doğa gücü artı-kârın kaynağı değil doğal temelidir. “Farklı değerler, üretim fiyatlarına ve farklı bireysel üretim fiyatları, genel ve piyasayı düzenleyen bir üretim fiyatına eşitlenmeseydi, çağlayan kullanımı yoluyla emeğin üretici gücünün artırılması, kendi başına, sadece, çağlayanla üretilen metaların fiyatını düşürür, ama bu metalarda saklı bulunan kâr parçasını büyütmezdi; diğer yandan, aynı şekilde, sermaye, kullandığı emeğin doğal ve toplumsal üretici gücüne kendi üretici gücü olarak el koymasaydı, emeğin üretici gücündeki bu artış hiçbir şekilde artık değere dönüşmezdi.” Dördüncüsü, “çağlayan üzerindeki toprak mülkiyetinin kendisiyle, artık değerin (kârın) ve dolayısıyla da genel olarak metanın fiyatının, çağlayanın yardımıyla üretilen kısmı arasında hiçbir ilişki bulunmaz. Toprak mülkiyeti var olmasaydı da, örneğin çağlayanın bulunduğu toprak fabrikatörler tarafından sahipsiz toprak şeklinde kullanılsaydı da, bu artık kâr var olurdu. Demek ki, toprak mülkiyeti, artık kâra dönüşen değer parçasını yaratmaz; onun tek yaptığı, toprak sahibini, çağlayanın sahibini, bu artık kârı fabrikatörün cebinden alıp kendi cebine indirebilir kılmaktır. Toprak mülkiyeti, bu artık kârın yaratılmasının nedeni değil, onun toprak rantı biçimine dönüşmesinin, bu nedenle de kârın ya da meta fiyatının bu kısmına toprak sahibinin ya da çağlayan sahibinin el koymasının nedenidir.”

“Beşincisi, çağlayanın fiyatının, yani toprak sahibinin onu üçüncü bir kişiye ya da hatta fabrikatörün kendisine satacak olsa elde edeceği fiyatın, fabrikatörün bireysel maliyet fiyatına girecek olmakla birlikte, ilk aşamada, metaların üretim fiyatına girmeyeceği açıktır; çünkü burada, rant, buhar makineleriyle üretilen aynı türdeki metaların çağlayandan bağımsız olarak düzenlenen üretim fiyatından kaynaklanır. Ama ayrıca, çağlayanın fiyatı, genel olarak, arkasında gerçek bir iktisadi ilişkinin saklandığı akıl dışı bir ifadedir. Genel olarak toprak gibi, her tür doğa gücü gibi, çağlayanın da değeri yoktur, çünkü kendisinde nesnelleşmiş herhangi bir emeği temsil etmez.” Bu nedenle bir fiyatı da yoktur, değerin olmadığı yerde hiçbir şey kendi başına parayla temsil edilemez. Buna rağmen, çağlayan örneğimizdeki akıl dışı fiyat, sermayeleştirilmiş ranttan başka bir şey değildir. “Toprak mülkiyeti, mülk sahibinin, bireysel kâr ile ortalama kâr arasındaki farkı kapabilmesini sağlar; bu şekilde alınan ve her yıl yenilenen kâr, sermayeleştirilebilir ve bu durumda doğa gücünün kendisinin fiyatı olarak görünür.” Marx, genel farklılık rantı kavramını bu şekilde saptadıktan sonra, bunu gerçek tarımda ele alacağını ve tarım hakkında söylenecek olanların genel olarak madenler için de geçerli olacağını belirtir.

(devam edecek)

28 Ağustos 2026