Navigation

November 2016 tarihli yazılar

Castro Hayata Veda Etti

Fidel Castro hayata gözlerini yumdu. Küba devriminin liderlerinden Castro’nun 90 yaşında hayatını kaybetmesi elbet beklenmedik bir şey değildi. Yine de başta Küba halkı olmak üzere, Latin Amerika’nın yoksul kitlelerinin Castro’nun ölümüyle birlikte derin bir üzüntü duyduklarını söylemek yanlış olmaz. Zira Castro, 1959’da yol arkadaşlarıyla birlikte önderlik ettikleri devrimle, ABD’nin burnunun dibinde, onun yarı-sömürgesi olan bir ülkeyi bağımsızlığına kavuşturmuştu.

1905’ten Yirmi Yıl Sonra

Bu konuşma Lev Troçki tarafından 26 Aralık 1925’te yapılmış ve 8 Haziran 1926’da Pravda’da “1905’ten Yirmi Yıl Sonra” başlığıyla yayımlanmıştır.

Revolutionary Work in Mass Organisations

Mass organisations of the working-toiling classes are of great importance and carrying on work in these organisations in a revolutionary way plays a key role in class struggle. It is an essential part of the task of fulfilling revolutionary strategy and tactics to create such organisations and conduct a correct work within them. A successful organising that provides the ground for fulfilling this task can only rise above historical tradition, principled attitude and experience. The path to take in organisational area has been developed by contributions of Marx and Engels and other revolutionary leaders, but illuminated principally by Lenin and the Bolsheviks in his leadership. What happened as a result of the bureaucratic counter-revolution that altered the nature of the Bolshevik Party and the Soviet power after Lenin’s death is a completely different matter.

Yeni Ekimlere

Kapitalist sistemin krizi derinleştikçe egemen sınıf daha da saldırganlaşıyor. İnsanlığı bir yok oluşun içerisine sürüklüyor. Teknolojinin ve üretim araçlarının gelişmesi, iddia edildiği gibi kapitalist sistemin krizini aşmasına olanak sağlamıyor. Aksine bu durum krizi daha fazla tetikliyor. Kriz, derin ve sancılı olarak kendini dışa vuruyor.

OHAL’de Cezaevleri ve İnsan Hakları İhlalleri

Faşizmin tırmanış sürecinde bugüne kadar yaşananlar önümüzde uzanan sürece de ayna tutmaktadır. Ancak her tırmanışın bir inişi, her karanlığın bir sonu vardır. Tarih bize emekçilere, ezilen halklara acı çektiren, onları cezaevlerine dolduran zihniyetlerin günü geldiğinde halkın mahkemelerinde yargılanmaktan kurtulamadığını da, cezaevlerinin bizzat emekçiler tarafından boşaltılarak siyasi tutsakların özgürlüklerine kavuşturulduğu dönemler olduğunu da gösteriyor.

İşçi Sınıfının Kadınları Mücadeleyle Özgürleşir

Sınıfımızın devrimci kadınları bugünün devrimci işçi kadınlarına yol göstermeye devam ediyor. Bizler bir taraftan mücadelemizi sürdürürken, diğer taraftan da zafere ulaşmak için işçi sınıfının kadın devrimci önderlerinden ve onların mücadele dolu hayatlarından öğrenmeye devam edeceğiz. Başta Ekim Devriminin kahramanı olan devrimci kadınlar olmak üzere işçi sınıfının mücadelesinin devrimci kadınlarını gururla hatırlayacağız.

Kriz, Savaş ve Yükselen Faşizmin Bir Ürünü: Trump

Tüm dünyada burjuvazi derin bir çıkışsızlığın içinde debelenip duruyor. Ne yapacaklarını, bu krizden nasıl çıkacaklarını bilmez bir halde, krizi yönetmeye çalışarak günü kurtarma uğraşındalar. Tüm nesnel koşullar faşizm eğilimini ve emperyalist savaşın derinleşip yaygınlaşmasını giderek daha güçlendiriyor. Kitlelerin hoşnutsuzluğunun ve öfkesinin farkındalar ve bunun devrimci bir arayışa kanalize olmaması için bir yol arıyorlar. Kitleler manipüle ediliyor, korkutuluyor, güce tapar hale getiriliyor, önlerine güçlü lider pozlarındaki sahtekârlar konuluyor ve kitlelerin kendilerini bu liderlerle özdeşleştirip, sorgusuz sualsiz onların peşine takılması isteniyor. Ama bunu ilânihaye başaramayacaklar. Gün gelecek her şey tersine dönecek.

Patronların İşçileri Aldatma Aracı: Medya

Bu topraklarda 1700’lü yıllarda İstanbul’da küçük bir matbaada başlayan medyanın serüveni neredeyse iki yüzyıl boyunca kayda değer bir gelişme gösteremedi. 1940’lara gelindiğinde gazetelerin sayısı artmaya başladı, 1960’larda televizyon hayatımıza girdi. Özellikle 1980’li yıllarda medya o güne dek görülmemiş bir gelişme gösterdi. Günümüzde medya, yüzlerce televizyon kanalı, binlerce radyo, gazete, dergi gibi görsel ve işitsel araçlarla, hayatımızın hemen her alanına girmiş durumda. İnşaattan enerjiye, madencilikten finansa, otomotivden turizme pek çok alanda faaliyet gösteren Doğan, Doğuş, Demirören, Ciner, Albayrak, Turkuaz, İhlas ve Es gibi holdinglerin medya sektörüne girişiyle, medya patronlar sınıfının ellerinde yükselişe geçti.

HDP ve DBP’ye Siyasi İmha Operasyonu Hız Kazandı

Her gün yeni bir saldırıyla yüz yüze geliyoruz. Televizyonların, radyoların, gazetelerin, dergilerin kapatılması, HDP milletvekillerinin ve Cumhuriyet yazarlarının tutuklanması, daha önce tutuklanan Özgür Gündem yazarları hakkında müebbet hapis cezası istenmesi, bir kararnameyle 370 vakıf ve derneğin kapısına kilit vurulması derken, bu kez AKP-MHP koalisyonu yeni bir saldırı hamlesinde daha bulundu. 16 ve 17 Kasımdaki operasyonlarla, henüz kayyum atanmayan DBP’li belediyelere de kayyum atanırken, çok sayıda HDP ve DBP yöneticisi ve belediye başkanı tutuklandı.

İşçi Sınıfı ve Sınıf Bilinci

Sınıflar mücadelesinin kapitalizmin yıkılmasına doğru ilerleyebilmesi için devrimin hem nesnel hem de öznel koşullarının olgunlaşması şarttır. Devrimin nesnel koşulları oluşmadan yani kitleler “artık yeter” diyerek ayağa kalkmadan, en azından bu yönde huzursuzluk kendini açığa vurmadan bir devrimci örgüt kendi iradesiyle bir devrim yaratamaz.

Çıkar İçindeki İnsanı

Çıkar içindeki insanı, / Gör önündeki sis perdesinin ardını, / Ümran bebeğin yüreğini gör. / Ermenek’te oğlunu kaybeden ananın yüreğini, / Roboski’de kardeşi paramparça olmuş ablanın yüreğini gör. / Çıkar içindeki insanı, / Gör önündeki sis perdesinin ardını, / Aklınla düşün. / Neden savaşlar var? / Kim başlatır savaşları ve kim kâr eder savaşlardan? / Sanayide işçi Ömer mi? / Pancar tarlasında ırgat Hacer mi?

Mücadeleye Adanmış Bir Ömür: Clara Zetkin

İşçi sınıfı devrimcilerinin verdikleri zorlu mücadeleleri, inandıkları dava uğruna fedakârlıklarını anlatan pek çok kitap bulunmaktadır. Luise Dornemann’ın “Adanmış Bir Ömür” adlı kitabı da bunlardan biridir. Dornemann bu kitabında, tarihe adını yazdırmış, işçi sınıfının unutulmaz devrimci kadın önderlerinden Clara Zetkin’in hayatını anlatmaktadır. Bu yüzden de “Adanmış Bir Ömür”, tüm işçi ve devrimci kadınlar için okunması gereken bir kitaptır. Özellikle de bugünkü gibi karanlık dönemlerde mücadele etmeye, direnmeye çalışan kadınlar için…

HDK 7. Olağan Genel Kurulu Yapıldı

Milletvekillerinin yanı sıra yüzlerce HDP ve DBP yöneticisinin tutuklanması, televizyonların, radyoların,  gazetelerin, dergilerin kapatılması, gazetecilerin, aydınların zindana tıkılması, KHK’lerle onbinlerce insanın işten atılması, cezalandırılması, belediyelere kayyum atanarak Kürt halkının iradesinin hiçe sayılması, yüzlerce derneğin kapatılması gibi faşist saldırıların birbiri ardına sökün ettiği bir dönemde, Halkların Demokratik Kongresi 7. Genel Kurulu, 13 Kasımda Ankara’da toplandı.

Proleter Milis

14 Nisanda gazetemiz [Pravda] Nizhni-Novgorod Gubernia’nın Kanavino bölgesindeki bir muhabirinin, “fabrika yönetimleri tarafından ücreti ödenen işçi milisi pratik olarak tüm fabrikalarda uygulamaya konuldu” içerikli bir raporu yayınladı.

Fransa Nereye?

Bu sayfalarda ileri işçilere önümüzdeki yıllarda Fransa’yı bekleyen kaderi açıklamak istiyoruz. Bizim açımızdan Fransa ne borsadır, ne bankalardır, ne tröstlerdir, ne hükümettir, ne devlettir, ne de kilisedir –tüm bunlar Fransa’nın ezenleridirler–, Fransa işçi sınıfı ve sömürülen köylülüktür.

Yolda: Proletarya Devriminin Gelişimi Üzerine Düşünceler

Troçki’nin “Komünist Enternasyonal’in İlk Beş Yılı” başlıklı kitabında (The First Five Years of the Communist International, Monad Press, 1977, c.1) yer alan bu makale, Troçki tarafından Denikin’in saldırı başlattığı Güney cephesine giderken yolda yazılmıştır (Mayıs-Ağustos 1919). Troçki’nin bu dönemde yazdığı yazıların birçoğu “yolda” başlığını taşır. Bunlar, sayısız diğer belgeler, ordulara çeşitli emirler vs. ile beraber, ünlü trende yazılmıştır. Bu tren 7 Ağustos 1918 gecesi örgütlendi ve ertesi sabah Çekoslovakya cephesindeki Svyazhsk’e doğru yola çıktı. Trene ilişkin aşağıdaki bilgi, Troçki’nin iç savaş sırasındaki sekreteri tarafından aktarılmıştır: “Daha 1918’de tren, hareketli bir idari aygıtı temsil ediyordu. Kendi matbaası, telgrafı, radyosu, elektrik santrali, kütüphanesi, garajı ve banyosuyla donanmıştı. Tüm iradeleri çelikleştiren ve kendisiyle birlikte zaferi getiren bu tren, en kritik anlarda çeşitli cephelerin kilit noktalarında beliriyordu. Yudeniç’in Ekim saldırısı sırasında (1919), tren Petrograd’a gönderildi. Personelinden, zırhlı treni takviye eden bir müfreze oluşturuldu. Diğer bir müfreze de Libovo bölgesinde Kızıl Ordu’ya katıldı. Bu savaşlara katılımı nedeniyle tren Kızıl Bayrak Nişanı aldı. İç savaş boyunca tren 97.629 verstlik yol katederek, 36 görevi yerine getirdi.” (Leon Trotsky, How the Revolution Armed Itself, c.2, kitap 1, s.463)

Güney Kore’de Yüz Binler Devlet Başkanının İstifası İçin Sokakta

Devlet başkanı Park Guen-hye’nin gizli devlet belgelerini eski arkadaşı ve “ruhani yönlendiricisi” Choi Soon-sil’e verdiğinin ve bu kadının söz konusu ilişkiyi kullanarak büyük maddi kazançlar elde ettiğinin ortaya çıkmasının ardından, Güney Kore haftalardır kitlesel protesto gösterileriyle çalkalanıyor. Park Guen-hye, Soon-sil’in sadece 2012 seçim kampanyasında kendisine yardımcı olduğunu söyleyerek halktan özür diledi ve kabinenin istifasını isteyerek yeni bir hükümet kuracağını açıkladı. Ne var ki, Guen-hye’nin sorumluluğu üstüne almayı reddeden pişkin tutumu halkın öfkesini daha da arttırdı. Seul’de yapılan protesto gösterilerine 5 Kasımda 200 bin kişi katılırken, bu sayı 12 Kasımdaki gösterilerde 1 milyona yaklaştı. Yüzbinler Seul sokaklarını “istifa” çağrılarıyla inlettiler.

Yükseliş ve Kriz Üzerine

Komintern Üçüncü Kongresinin 23 Haziran 1921 tarihinde yapılan İkinci Oturumunda Troçki tarafından okunan “Dünya Ekonomik Krizi ve Komünist Enternasyonal’in Görevleri Üzerine Rapor”dan alınmıştır.

Karanlık Dönemlerde İşçi Sınıfının Mücadelesine Dair

Genel olarak bakıldığında dünya işçi sınıfı hareketi ikinci emperyalist dünya savaşı sonrasındaki süreçte 60’lı ve 70’li yıllarda ulaştığı zirve noktasından sonra 80’li yıllarla birlikte önemli kayıplar yaşamış ve esasen gerilemiştir. 2000’li yıllarla birlikte tarihsel anlamda yeni ve uzun bir sınıf mücadeleleri dönemini haber veren bir hareketlenme ve mücadele eğilimi yeniden ortaya çıkmakla beraber, bu eğilim henüz 80’li ve 90’lı yılların kaybettirdiklerini geri kazandıracak noktaya gelmiş değildir. En önemlisi de hiç kuşkusuz sınıf bilinci ve örgütlülüğünün yaşadığı ağır kayıplardır. Yeni kuşaklar ile eski kuşaklar arasındaki bağlar ciddi bir yara almış, mücadele yoluna koyulan yeni kuşaklar eskinin paha biçilmez deneyimlerinden ciddi ölçüde mahrum biçimde el yordamıyla ilerlemek durumunda kalmışlardır. Dünya kapitalizminin ağır bir kriz içinde olduğu mevcut şartlarda bu hareketlerin yeni yükselişleri mutlaka olacaktır. Yeni yükselişler geldiğinde geçmişin yanılgılarından ne denli uzak durulabilirse hareketin başarıları o denli büyük olacaktır.

Güneşin Çocukları

Terk ettiler gökyüzünü / Maviye bu denli vurulmuşken hem de / Düşman gökkuşağımıza kara çaldı / Ankara’nın “kara”sından… / Ağladı tüm renkler / Can verene küstü / Eller, kollar ağladı / Ankara’nın soğuk taşları ağladı / Kuşlar göçtü bu topraklardan/ Kanat çırpa çırpa / Yırtarak karanlığı güneşe seslendiler / “Öldürdüler” dedi en öndeki ağlayarak “öldürdüler çocuklarını…” / Güneş sırtını döndü bize, karanlığınız tüketecek ışığımı deyip gitti…

Kapitalizmde “Temiz Enerji” Olmaz

Dünya Enerji Konseyinin raporuna göre, sürekli artan küresel enerji talebi 2030 yılında tavan yapacak ve ardından da düşmeye başlayacak. Küresel düzeydeki düşük büyüme hızlarından dolayı halihazırda enerjiye olan talebin artış hızının da giderek yavaşladığını belirten rapor, şu anda enerji üretiminin %4’ünü oluşturan güneş ve rüzgâr enerjilerinin 2060’a kadar büyük gelişme kaydedip enerji üretiminin %20 ve %39’luk kısmını oluşturacağını söylüyor. Yani o kadar da üzülmemize gerek yok diyor rapor, karbon emisyonunu arttıran ve küresel ısınmaya sebep olan fosil yakıtların kullanımı giderek azalacak!

“Kapitalistleri İktidarda Tutan Sihir” İşçiler Arasındaki Bölünmedir

Ülkemizde ve dünyada kapitalistler tarafından çıkarılan bütün savaşları ancak örgütlenerek durdurabiliriz. Örgütlü bir işçi sınıfı dünyayı değiştirebilir. Örgütsüz olduğumuz sürece burjuvazinin askerliğini, cephanesini üretmeyi, savaş cephelerinde kendi sınıf kardeşlerimizi öldürmeyi, asıl düşmanı unutup kendi içimizde bölünmeyi sürdüreceğiz.

Ekim Devrimi, Demokrasi, Diktatörlük

Kapitalizm tarihsel bir kriz içinde çırpınırken, varlığını sürdürmek için attığı her adım bu krizi daha da derinleştiriyor ve insanlığı yok oluş girdabına çekiyor. Burjuvazi siyasi açıdan alabildiğine gericileşmişken, çürüyen burjuva demokrasisi yerini otoriter, totaliter rejimlere bırakmaktadır. Ve yüz yıl sonra temel sorun insanlığın karşısına aynı şekilde çıkmaktadır: “Ya yok olmak ya da daha yüksek bir üretim biçimine elden geldiğince hızlı ve köktenci bir biçimde geçmek için, yazgısını en devrimci sınıfın eline vermek. Yok olmak ya da son hızla ileriye doğru atılmak!”

Kendi Sınıf Penceremizden Görmek

İşçi sınıfı tüm bu saldırılara, içine çekildiğimiz savaşa ve faşist tırmanışa karşı bir araya gelip mücadele etmedikçe faşistlerin elleri bir o kadar rahatlıyor. Erdoğan ve ekibi adım adım faşizmi örerken içerde işçi ve emekçileri birbirine karşı düşmanlaştırmak istiyor ve görünen o ki bunu şu ana kadar başardı da. İşçi sınıfı tüm bu saldırılara, baskılara, haksız uygulamalara karşı sustukça, örgütlü bir şekilde bu saldırıları geri püskürtmedikçe bizi hiç de iyi günler beklemiyor. Faşist tırmanışı durdurmanın yolu bir araya gelip örgütlü bir şekilde mücadele etmekten geçiyor.

“Halkın İradesi Teslim Alınamaz, Teslim Olmayacağız”

5 Kasımda, İstanbul’da, Makine Mühendisleri Odasında biraraya gelen sosyalist parti ve gruplar, emek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri de, yaptıkları basın açıklamasıyla, “halkın iradesi teslim alınamaz, teslim olmayacağız” diyerek HDP’ye sahip çıkma ve baskılara karşı omuz omuza mücadele etme iradesini beyan ettiler. Yaşananın fiili bir darbe olduğuna dikkat çeken basın açıklamasının tam metnini yayınlıyoruz:

Genç Nüfusta İşsizlik Yükseliyor

İşsizlik sorununa karşı çalışan-çalışmayan ayrımı yapılmaksızın işçi sınıfının tüm kesimleriyle birlikte mücadele edilmelidir. Ücretler düşürülmeksizin işgünü kısaltılmalı, fazla mesailer kaldırılmalıdır. Var olan tüm işler, çalışabilir durumdaki tüm işçiler arasında paylaştırılmalıdır. Kârlarının düşmesini istemeyen kapitalistler ve onların ekonomistleri, ideologları bu taleplerimizin mümkün olmadığını, birer hayal olduğunu söylüyorlar. Evet, bu talepler kapitalizmin özel mülkiyeti koruyan duvarlarına çarpıp geri dönebilir. Ancak kapitalist duvarlar parçalanıp yıkılmadan milyarlarca emekçiye reva görülen işsizlik, açlık ve sefalet koşulları son bulmayacaktır. Bu sorunların son bulması için verilen işçi sınıfının devrimci mücadelesinde en çok da kapitalizmin geleceksizleştirdiği gençler yer almalıdır.

YÖK Bugün de Görev Başında

12 Eylül faşizminin yarattığı YÖK 35 yıldır varlığını sürdürüyor. Türkiye bugün de 12 Eylül’ü aratmayacak bir dönemden geçiyor. Fakat egemenler bir şeyi unutuyorlar; devrimci işçi sınıfı en baskıcı, karanlık dönemlerde bile mücadeleyi sürdürmüş, aydınlığa çıkmasını bilmiştir. Bugün de olağanüstü bir dönemden geçiyoruz, ama öyle diye sınıf bilinçli öğrenciler olarak YÖK gibi çürümüş bir kurumun altında sinecek, ezilecek değiliz! Tarih bize gösteriyor ki her koşulda yapılacak bir şey vardır. Yeter ki seçimimizi yapıp işe girişelim. Dolayısıyla biz sadece YÖK’ü değil, onu yaratan sistemi ve zihniyeti kökünden söküp atacak bir mücadele yolunu seçiyoruz: İşçi Sınıfının Devrimci Mücadelesi!

HDP’li Vekillere Gözaltı ve Tutuklama: Milyonların İradesine Saldırı!

Bu gece yarısı, HDP eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu 12 HDP milletvekili gözaltına alındı. Üstelik de evleri basılarak, kapıları kırılarak, milletvekilliği dokunulmazlıkları hiçe sayılarak… Aralarında eşbaşkanların da olduğu vekillerin bir bölümü tutuklandı. Cumhuriyet gazetesi yazarlarının gözaltına alınması ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanları Kışanak ve Anlı’nın tutuklanarak belediyeye kayyum atanmasının ardından gerçekleşen bu son saldırı, iktidarın ülkeyi nereye götürdüğünün de son kanıtlarından biridir. Erdoğan’ın fiili başkanlığında Türkiye hızla faşizme doğru sürüklenmektedir.

Asya-Pasifik Bölgesinde Emperyalist Gerilim

Asya-Pasifik hattında çıkarları çatışan iki kamp mevcut. Bunlardan birini, ABD ve bu süper gücün işbirliği içinde olduğu ülkeler oluşturuyor. Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) örgütü içinde etkisini büyük oranda kullanan ABD, kapitalist krizle birlikte artık mevcut pozisyonunun yetersiz kaldığını anlamış ve uygulamaya geçirdiği stratejik hamlelerle bunu değiştirmeye çalışmaya başlamıştır. Asya-Pasifik hattının diğer kampını ise Şangay Beşlisi olarak yola çıkan ve daha sonra adını Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) olarak değiştiren kamp oluşturuyor. Bu kampın başını Rusya ve Çin (bu örgüte dâhil olan diğer devletler Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’dır) çekiyor. ŞİÖ, üye ülkelerin yanı sıra 10’un üzerinde ülke ile de ilişkilerini diyalog vb. adlarla sürdürüyor. Üye sayısı önümüzdeki yıldan itibaren 8’e çıkacak bu birlik, bölgede Rusya ve Çin’in önderliğinde hareket ediyor.