Navigation

June 2016 tarihli yazılar

Devrimci Mücadeleye Adanan Yaşamlar

Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.

Faşist Tırmanışta Yeni Adımlar

En tepeden en aşağıya kadar iktidarın sahipleri ve sözcüleri fütursuzca nasıl bir düzen istediklerini söylüyorlar. “Tek adam” konuştukça “küçük adamlar” cesaret ve feyiz alıyorlar. “Küçük adamlar” konuştukça da “tek adam” daha da şişiniyor. Örgütsüz milyonlar ise bu gidişatı durdurabilecek durumda değiller verili koşullarda. Fakat unutmayalım, ne kitlelerin örgütsüzlük durumu kalıcıdır ne de faşist tırmanış süreci tamamlanmıştır. Tarihte yalnızca Bonapartlar, Führerler, Duçeler yok. Adları tarihe geçmese de, bilsek de bilmesek de, bunlara ve bunların kokuşmuş düzenlerine karşı mücadeleyi ve umudu büyüten sayısız insan da var.

Fransa’da İşçi Sınıfının İsyanı Büyüyor

Fransa, işçi sınıfının eylemleriyle sarsılmaya devam ediyor. Fransız egemenlerinin arzuları doğrultusunda hayata geçirilmek istenen ve Çalışma Bakanı Myriam El Khomri’nin adıyla anılan yasa tasarısı Fransız işçi sınıfının öfkesini bileyliyor. İş yasasında köklü değişiklikler öngören yasa tasarısı işsizliği azaltacağı, ekonomiyi güçlendireceği yalanlarıyla kitlelere sunuldu. Ancak sendikal örgütlülüğü nispeten güçlü olan Fransız işçi sınıfı bu yasanın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Yasanın hayata geçmesi Fransa egemenleri için ölüm kalım meselesi haline gelmişken Fransa işçi sınıfı ise bunu engelleme kararlılığını militan eylemleriyle ortaya koyuyor.

AKP’nin Bir Yıllık “İstikrar” Bilançosu

AKP “kaos karşısında istikrar” diyerek ve tırmandırdığı milliyetçiliğe ve yarattığı korku atmosferine dayanarak tek başına iktidar olanağına kavuştu. Fakat 2015 Temmuzunda düğmesine bastığı kaos, yerini “istikrar”a bırakmak ne kelime, her alanda daha da şiddetlenerek devam ediyor. Bu bir yılın bilançosuna bakıldığında son derece net bir yıkım tablosu görülüyor.

Özel İstihdam Büroları: Kölelik Büroları

İşçilerin özel istihdam büroları aracılığıyla kölelik koşullarında kiralanmasının önünü açmak üzere İş Kanunu ve Türkiye İş Kurumu Kanununda değişiklik yapan yasa Meclis’te kabul edildi. Bu değişiklikle, iş arayan işçilerin özel istihdam bürosu adı altındaki işçi simsarlığı bürolarına başvurmaları, patronların da bu bürolar aracılığıyla işçi temin etmeleri amaçlanıyor. Buna göre, işçi kiralama sözleşmesi karşılığında işveren özel istihdam bürolarına bir bedel ödeyecek. Özel istihdam bürosu bu bedelin içinden kendi komisyonunu aldıktan sonra işçinin ücretini ödeyecek. İşçinin patronu ve muhatabı özel istihdam bürosu olacak. Kiralık işçiyi çalıştıran işletme sahibinin mali ve sosyal haklarla ilgili bir yükümlülüğü olmayacak. Kiralandığı işyerinde çalışma süresi dolan işçi, bağlı bulunduğu istihdam bürosu tarafından başka bir yere kiralanmayı bekleyecek.

Meksika’da Saldırı Paketine Karşı Mücadele Sürüyor

Meksika’nın Oaxaca eyaletinde, polisin 19 Haziranda direnişteki öğretmenlere karşı düzenlediği vahşi saldırıda 13 kişi öldü, 100’den fazlası yaralandı. Öğretmenlerin bağlı olduğu CNTE (Eğitim İşçileri Ulusal Koordinasyonu) sendikası sözcüsünün verdiği bilgilere göre, 23 kişi “kayıp” durumunda, 21 kişi tutuklandı ve 45 kişi de halen hastanede tedavi görüyor.

Despotlar ve Devşirmeleri

Erdoğan’ın izlediği tasfiye ve devşirmeleştirme süreci “geçici” veya “tesadüfî” yahut Erdoğan’a has bir olgu değildir. Politik tasfiyeler devam edecek ve öncekilerin yerini alan devşirmeler de tasfiye edilerek yerlerini başkalarına bırakacaktır. Bu sürecin bir işlevi de parti ve devlet aygıtının bütünleşmesidir ki aslında şimdilerde yaşanan da budur. “Partili cumhurbaşkanı” meselesini de bu temelde kavramak gerekir. Hem devletin hem de iktidar partisinin başı olarak Erdoğan, bu sayede, parti-devlet bütünleşmesini nihayetine erdirmeyi hedeflemektedir. Yavaş yavaş ortaya tek parti ve tek adam rejimlerindeki manzaralar çıkmaktadır. Dokunulmazlıkların kaldırılması vesilesiyle parlamentonun fiilen feshi süreci zaten başlamıştır. Türk tipi başkanlığa geçildiğinde de parlamento ya ortadan kalkmış ya da tamamen işlevsizleşmiş veya sadece AKP’li vekillerden oluşan bir aygıta dönüşmüş olacaktır.

“Komşum Tok, Benim Sınıfımdan Ölen de Yok”

AKP iktidarı ile birlikte kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin sayısı katlanarak arttı. İktidar, şiddete uğrayan kadını koruyacağına, uğradığı şiddete boyun eğmeyip hakkını arayan kadına yardım etmiyor, kadını şiddet uygulayan erkeğin eline teslim ediyor. Kadından, erkeğine hizmet etmesi, bol bol çocuk doğurması ve kaderinde dayak, şiddet ya da ölüm ne varsa sessizce razı olması isteniyor. İşte egemenlerin ve onların siyasetçilerinin biz işçi sınıfının kadınlarından istediği budur. Çocuk doğurmak ve şiddete, tacize karşı sesini çıkarmadan “kaderine” razı gelmektir. Burjuvazinin işçi sınıfının kadınlarına yazdığı kader bu! Hangi kadın bu kadere razı gelebilir?

Sanayi 4.0, Kapitalizm 1.0

Birkaç yıldır burjuva mahfillerde, teknolojik gelişmeler temelinde şekillenen yeni bir sanayi devriminden söz ediliyor ve bu “devrim” Sanayi 4.0 olarak adlandırılıyor. Bu kavram ilk kez 2011’de, Almanya’daki Hannover Fuarında kullanılmış ve ardından büyük tekellerin sözcüleri Alman federal hükümetine sundukları bir raporda, “Sanayi 4.0” için altyapı çalışmalarına hız verilmesi talebinde bulunmuşlardı. Söz konusu kavram o zamandan bu yana yaygın bir şekilde dolaşımda.

“Reis-i Cumhur” Buyurdu: Kıyamete Kadar Savaş!

Kapitalizmin halklar arasında yapay sorunlar oluşturarak çıkardığı savaşlarla kendisini yeniden yeniden ürettiğini görüyoruz. 105 milyon ölü gibi çok ağır bir bilançoyla sonuçlanan iki dünya savaşı ve içinden geçtiğimiz 3. Dünya Savaşı, Ortadoğu’da devam eden savaş, durumu yeterince somutlamaktadır. Hedefi saptırmak isteyen Erdoğan, olup bitenleri “terör” başlığı altında değerlendirerek, bir tarafta devletlerin insanlık için iyi şeyler yapmak istediklerini ama bunun karşısında terör belâsının sürekli kargaşa çıkardığını söylüyor.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi: Nasırlı Ellerin Yumruğu!

15 Haziran sabahı yüzlerce fabrikada üretim durdu ve bacalar tütmez oldu. Değişik kollardan kent meydanlarına ve Valiliğe doğru yürüyüşe geçen 75 bin işçi, DİSK’i kapattırmayacağını haykırıyordu. 16 Haziranda direniş daha da büyüdü. Bu kez tam 168 fabrikada üretim durmuş, işçiler, İstanbul, Gebze ve Kocaeli’de sokaklara dökülmüşlerdi. Yollar asker ve polis barikatlarıyla kapatılmıştı ama işçiler tankları görecek durumda değillerdi. İşçiler yükleniyor ve barikatlar birer birer aşılıyordu. İşçi devriminden korkan patronlar İstanbul’u terk ettiler. Adalet Partisi hükümeti, işçileri durdurmak için sıkıyönetim ilan etti ve DİSK yöneticilerini gözaltına aldırmaya başladı. Ancak devam eden günlerde, DİSK’i hedef alan yasayı geri çekmek zorunda kaldı. Böylece bir kez daha kazanan örgütlü, bilinçli ve mücadeleci işçiler oldu.

Yürüyorlar!

Ahhh! tüm heyecanıyla yaklaşıyor O gün, / bütün kararlığıyla geliyor. / Esiyor rüzgâr, / gecenin karanlığını yırtarcasına / uğulduyor. / Devrimi müjdeliyor sabah, / marşlar söylüyorlar, / bayraklarıyla yürüyorlar!

Muhammed Ali’yi Sömürerek Şov Yapmak

Irkçılığa ve emperyalist savaşlara karşı dik duruşuyla ezilen dünya halklarının gönlünde taht kurmuş olan Muhammed Ali 3 Haziranda hayata gözlerini yumdu. “Kelebek gibi uçup, arı gibi sokan” bu cesur adamın ölümü, ırkına, diline, dinine bakmaksızın ezilenleri üzdü. Burjuva medya ise, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, inanılmaz bir ikiyüzlülük örneği sergileyerek, bu ölümü “rating” malzemesi olarak değerlendirmeye koyuldu.

Yüzlerce İşçi UİD-DER’in 10. Yıl Şöleninde Buluştu

UİD-DER, kuruluşunun 10’uncu yılını 12 Haziran Pazar günü yüzlerce işçinin katıldığı coşkulu bir şölenle kutladı. UİD-DER’in 10’uncu yıl şölenini, tıpkı kuruluş şenliği gibi 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişinin yıldönümünde gerçekleştirdik. 10 yıl boyunca işçi sınıfı içinde örgütlenen ve mücadeleyi büyüten UİD-DER, 15-16 Haziran ruhuna sahip çıktığını 10’uncu yılında da ortaya koydu.

Faşist Tırmanış Sürecindeki Çelişkiler

Erdoğan zulümle abâd olacağını sananların ne ilkidir ne sonuncusu. Tarihin tekerleği diğerlerini nasıl altına alıp yuvarladıysa onu da istisna etmeyecektir. Tarihe Marksist diyalektik gözle bakanlar iyimserliklerini ve umutlarını yitirmezler. Güncel süreçlerin karanlığına teslim olmak, yılgınlık, tarihe, toplumsal ve siyasal olaylara diyalektik bir gözle bakamayanların fıtratı olabilir ancak. Önemli olan kavgayı sürdürmek ve er ya da geç gelecek devrimci kaynamanın işçi sınıfının iktidarıyla sonuçlanmasını sağlayacak bir perspektifle hazırlanmaktır.

Gericiliğe Sırtını, Mücadeleye Yüzünü Dönmek

Türkiye’de nüfusun dörtte birini gençler oluşturmaktadır. Bunların bir kısmını işçiler, diğer kısmını ise büyük çoğunluğu birer işçi adayı olan öğrenciler oluşturuyor. Yoğun bir genç nüfusun olduğu böyle bir ülkede, gençliğin nasıl bir hayat sürdüğünü ve nasıl bir toplumda yaşadığını sorgulaması, tepeden dayatılanlara boyun eğmemesi, hayatı daha anlamlı kılmaya çalışması önemlidir. Böylece gençliğin bir parçası olduğu işçi sınıfının yolunun onun yolu olduğu gerçeğini görmesi ve mücadeleyi daha ileri taşıması mümkün olacaktır.

Akdeniz Yine Kan Denizi

Türkiye’nin egemenleri, sorumluluklarını gizlemeye çalışırken “biz 3 milyon Suriyeliye kucak açtık” diye övünme ve Avrupa’yla mülteciler üzerinden kirli pazarlıklar yürütme ikiyüzlülüğünü sergiliyorlar. AB’yle pazarlıkta elini güçlendirmek için mültecileri Avrupa’nın üstüne salanlar, o dönemde Ege’de yüzlerce insanın ölümüne seyirci kalarak bu kanlı politikayı sürdürmüşlerdir. Ta ki 3 milyar euroyu alma sözünü koparana kadar! Bundan sonra sınırları kapayarak geçişleri sonlandırmışlardır. Sonuç ise bu kez Akdeniz’de yüzlerce insanın derin sulara gömülmesi olmuştur.

Unutmadık!

Geçmişin katliamcı zihniyetini hâlâ devam ettiriyorlar. Suruç’ta, Ankara’da barıştan yana insanların katledilmesine göz yumdular. Doğuda Kürtlere yönelik yürüyen savaşta insanları katlediyorlar. Cizre’de ölmemek için bodruma sığınan onlarca insan diri diri yakıldı. Kürt illerinde taş üstünde taş bırakmayan burjuva devlet utanmadan “geçmişimiz temiz” demeye çalışıyor. Sonuçta Bakan Bozdağ sermayenin çıkarlarını savunan bir zattır ve geçmişi unutturup bugün yapılanları gizlemeye çalışmaktadır.

Faşist Gidişat ve İşçi Sınıfı

Daha ne kadar ileri gideceğinden bağımsız olarak, çoktandır Bonapartist bir karakter kazanan rejim, işçi sınıfının yaşam ve çalışma koşullarına çok daha kapsamlı saldırılar geliştirecektir. Gerek doğrudan bağlantılı olduğu İslami sermaye kesimlerinin gerekse de geleneksel büyük sermayenin iktisadi beklentilerini yerine getirmeye devam edecektir. Sonuçta işçi sınıfını daha fazla, daha dizginsiz bir sömürü bekliyor. Ekonomi alanında bu aşırı ve dizginsiz sömürü, faşist baskıların artması ve askeri alanda maceracı girişimlerle birlikte düşünüldüğünde, bunların hepsi emekçi kitlelerin yaşam koşullarının daha da kötüleşmesi, çalışma koşullarının daha da ağırlaşması, savaşın daha da acımasızlaşması, halkların birbirine düşürülmesi ve sonuç olarak tarifsiz yıkımlar, kıyımlar anlamına geliyor. Bu kapkara gelecek tablosundan kurtulmak için emekçilerin mücadele etmekten başka seçeneği yok. Görev, emekçiler cephesinde sınıf eksenli politikalarla, AKP’yi geriletecek bir muhalefeti inşa etmektir.

Bireysel Emeklilik Yağması

AKP’nin bu adımıyla emeklilik sisteminin tamamen özel sektöre devredilmesinin yolu açılıyor. Fonda biriken ve 50 milyar liraya yaklaşan para, sermayenin kullanımına bu şekilde sunulacak. Bugüne kadar sadece orta ve üst gelir grubundaki çalışanları kapsayan sistem, otomatik katılım sayesinde asgari ücret alan milyonlarca işçiyi de kapsayacak. Asgari ücretliler, sadece zorunlu süre doluncaya kadar sistemde kalsalar dahi, fonda biriken paranın yüksek oranda artmasına istekleri dışında katkıda bulunacaklar. Tasarruf oranı da sermayenin hedeflediği yüzde 30’lar seviyesine ulaşabilecek, hatta geçebilecektir. Bu seviyeye ulaşmaktaki amaç, 2023 hedeflerine doğru bir adım daha ilerlemek.

Dünya İnsani Zirvesi: İkiyüzlülükte Zirve

İstanbul’da, 23-24 Mayısta, 173 ülkeden 9 bin kişinin katılımıyla Dünya İnsani Zirvesi adı altında bir zirve gerçekleştirildi. İstanbul’un hava trafiğini kilitleyecek denli yoğun ilgi gören bu zirveye 23 devlet başkanı, 23 başbakan ve 50’nin üzerinde bakan katıldı. Devlet adamları beraberlerinde iş dünyasından, sözde yardım kuruluşlarından, akademik çevrelerden, düşünce kuruluşlarından kalabalık heyetlerle geldiler. Zirvenin amacı insani yardım politikalarını revize etmek ve bu konuda küresel çözümler üretmek olarak açıklandı. Zirvenin çağrısını yapan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun, İkinci Dünya Savaşından bu yana en kötü insani krizin yaşandığını, zirvenin farklı bir gelecek şekillendirmek için toplandığını söyledi. Liderlere, bu toplantı ile insanların sadece hayatını korumak için değil aynı zamanda onlara onurlu bir yaşam sunmak için kararlı adımlar atmaları çağrısında bulundu. Oysa zirve, gerçekte bu süslü laflarla ifade edilen amaçlarının aksine kirli pazarlıkların yapıldığı, karşılıklı tehditlerin savrulduğu, oturma düzeni, yemek müziği gibi küçük ayrıntılarla politik mesajların verildiği bir uluslararası toplantı oldu. Şiddetli yoksulluk çeken ve yaşam savaşı veren yüz milyonlarca insanın temsilcileri bu toplantıda yer almadı, sorunları ise sadece anlamsız nutukların konusu oldu. Bu nedenle zirve, kapitalist düzenin çürümüşlüğünü, burjuva politikacıların ve politikaların ikiyüzlülüğünü ortaya koymak bakımından da bir zirve teşkil ediyor.