Navigation

August 2015 tarihli yazılar

Hopa’da Sel Değil Doğa Talanı Öldürdü!

Eğer kapitalizme dur denilmezse, sermayenin dinmek bilmez iştahı bütün dünyayı yutup kendisi de yok olana dek sürecektir. Çevre sorunu kategorisine sokulan tüm sorunlar aslında doğrudan kapitalizmin ürünü olan sorunlardır ve bunlara karşı mücadelenin kapitalizme karşı yürütülen devrimci mücadeleden bağımsız yürütülerek başarıya ulaşması mümkün değildir.

Metal Direnişi ve Sınıfa Dönük Olmak

Sosyalist hareketin ekseriyetinin sınıftan kopuk, işçi sınıfının ise bilinç ve örgütlülüğünün zayıf olduğu bugün, proleter sınıf devrimcilerinin işçi sınıfı içinde yürüttüğü çalışmalar çok ama çok değerlidir. Gerçekten de bu çalışmalar çok zahmetlidir ve iğneyle kuyu kazmaya benzemektedir. Ancak tarihten ve özellikle Bolşeviklerden de biliyoruz ki, bu zahmetli çalışmalar olmadan hedefe ulaşılamıyor.

Göçmenlerin Trajedisi ve Kuruyan Vicdanlar

Göçmenlerin birçoğu savaşlardan, açlıktan, işsizlikten kurtulmak düşüncesiyle çıktıkları deniz yolculuğunda, umutlarıyla birlikte yok olup gidiyor. Tam bir dram haline gelen tekne kazalarında insanlar onar onar, yüzer yüzer ölüyor. Son sekiz ayda en az 2000 göçmen umut yolculuğunda boğularak hayatını kaybetti. Kaçak yollarla Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışan göçmenler bu ülkelerin sahil güvenlikleri tarafından engellenerek açlığa ve susuzluğa terk ediliyor.

Savaşın Bedelini Kadınlar Ödüyor

Suruç katliamının ardından istediği ortamın oluşmasıyla birlikte AKP, “şiddet eylemlerinin önüne geçmek” bahanesiyle IŞİD’e yönelik operasyonlar adı altında Kürt hareketine karşı savaş başlattı. Bir dönem Kürt “kardeşlerinin” oylarını alabilmek ve iktidarını sağlamlaştırmak için “çözüm süreci”ni başlatan Erdoğan ve AKP’nin planları ters tepince “çözüm süreci” bir anda buzdolabına kaldırıldı. Savaş naraları atmaya başlayan Erdoğan ve AKP kısa süre içerisinde Kürt ve Türk emekçilerini yeniden çatışmalı sürecin içerisine sürüklemiş oldu.

“İşçiler, Emekçiler Barış İstiyor!” Forumu Sonuç Bildirgesi

23 Ağustosta, Cezayir toplantı salonunda yapılan “İşçiler, Emekçiler Barış İstiyor!” forumunun sonuç bildirgesini yayınlıyoruz.

Egemenlerin Serveti, Emekçilerin Çilesi Büyüyor

Egemenler Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü söylerken, toplum içerisindeki çelişkiler alabildiğine derinleşiyor. Patronlar ve onların temsilcisi olan AKP, ekonominin büyümesini ballandıra ballandıra anlatıyor, ardından da nasıl çok çalıştıklarını ekliyor. Tabii insan kendisine sormadan edemiyor: Büyüyen ekonomiden kime ne kadar pay düşüyor? Bunun cevabını da kendi hayatımızı, patronların ve güya milletin vekillerinin hayatıyla kıyaslayınca görüyoruz.

Barış Bloku Forumu: İşçiler Barış İstiyor!

Tek başına iktidar olamayan AKP hükümetinin başlattığı kaos, gerilim ve savaş sonucunda adeta 90’lı yıllara geri dönüldü. Her gün cenaze haberleri gelmeye, insanlar ölmeye devam ediyor. Böyle bir dönemde Barış Bloku’nun düzenlediği “İşçiler, Emekçiler Barış İstiyor” forumu pek çok sektörden işçinin katılımıyla gerçekleşti. 23 Ağustosta Galatasaray’daki Cezayir Restaurant toplantı salonunda düzenlenen forumda Ortadoğu’da yürütülen emperyalist savaşın ve Kürt halkına yönelik kirli savaşın en çok işçi ve emekçileri vurduğu ifade edildi, barış talebi dile getirildi.

Medyada Savaş Düzeni

AKP hükümeti savaş düzenine geçtikten sonra, burjuva medyanın neredeyse tamamını aynı doğrultuda hareket etmeye yöneltmiştir. Muhalif medyanın sesini susturmak üzere de derhal yasakları devreye sokmuştur. Bu kapsamda, aralarında sendika.org, Özgür Gündem ve ANF gibi internet sitelerinin de olduğu yüze yakın internet sitesine erişim, anti-demokratik ve keyfi bir biçimde engellenmiştir.

Bu Meclis Kimin Meclisi?

Kapitalist sistemde egemen sınıfın en önemli ve örgütlü aygıtı olan devlet siyasal bir güçtür. Devlet denilen siyasal oluşum ilk tarih sahnesine çıktığı günden beri egemen sınıfın diğer sınıflar üzerindeki tahakküm aracı olmuştur. Devlet, toplumda azınlık olan mülkiyet sahibi sınıfın, çoğunluğu oluşturan mülksüz sınıfın üzerinde sürekli baskı kurmasını sağlayan bir aygıt olmuştur. Çoğunluğu kontrol etmek, yönetebilmek, var olan durumuna razı olmasını sağlayabilmek için çeşitli yasalar çıkarılmış, baskılar kurulmuş, hukuki düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen egemen sınıf ile üretimi yapan fakat üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmayanlar arasında sürekli bir sınıf savaşımı var olmuştur.

Başkanlık Arzusunun Yarattığı Savaş Hali

7 Haziranda istediği sonucu elde edemeyen AKP ve Erdoğan’ın, seçim öncesinde yapamadıklarını seçim sonrasında yapabilecekleri elverişli ortamı oluşturmak için kolları sıvamasıyla son bir ayda adeta 90’lı yıllara geri dönüş yapıldı. AKP’sinden MHP’sine şoven koronun HDP’ye oy verenleri şerefsizlikle itham etmesi, havuz medyasında HDP’lilerin her vesileyle karalanması ve ırkçı söylemler, HDP binalarına saldırılar, Kürt işçilere linç girişimleri, Kürde “Türkün gücünü gösteren” özel timler, sokağa çıkma yasakları, askeri güvenlik bölgesi ilanları, gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler, infazlar, cenazelerin ailelerine verilmemesi…

Japonya’da Atom Reaktörleri Yeniden İşlemeye Başlıyor

Şinzo Abe başbakanlığındaki hükümet, Japon halkının büyük çoğunluğunun itirazına rağmen, geçtiğimiz yıl nükleer santralleri yeniden devreye sokmaya karar verdi ve bu kararını hayata geçirmeye girişti. Japonya’nın güneybatı sahilinde ve Tokyo’dan bin kilometre uzaklıkta bulunan Sendai nükleer santralinin birinci reaktörü 11 Ağustosta devreye alınırken, ikincisinin de önümüzdeki Ekim ayında faaliyete geçeceği açıklandı. 25 santralin de devreye girmek üzere başvurduğu belirtiliyor.

Ne Yapmadı ki Bu Devlet Bize!

Türkçülük ideolojisiyle devleti yöneten egemenlerin, bu topraklarda halklara ettiği zulmün haddi hesabı yoktur. Osmanlı’nın son yıllarında iktidar koltuğuna oturan, Türkçülük ideolojisini benimsemiş İttihatçı paşalar, ülke topraklarını genişletme hayalleriyle 1914’te ülkeyi savaş felâketine sürüklemişlerdi. Anadolu’da tek kimlikli bir ulus yaratmayı hedefleyen Türkçülük ideolojisi, Türk olmayan tüm kimlikleri yok saymayı, asimile etmeyi, Türk kimliğini benimsemeyeni de yok etmeyi hedefledi.

İşçi Sınıfının Kadınları Susmayacak!

İşçiler, kendilerinin adeta makinelerin bir aksamı haline getirildiği, nefes dahi alamaz halde tempolu, ağır çalışma koşullarına, sosyal yaşamlarının hiçe sayılmasına, zorunlu mesailere, köle yerine konulmalarına karşı inanılmaz bir öfke biriktiriyorlar. Son süreçte bu öfkenin pek çok işyerinde, fabrikada patlak verdiğini ve direnişlerin, grevlerin yaşandığına tanıklık ediyoruz. İşçi kadınlar da kapitalist toplumun tüm dayatmalarını ve kendilerine biçilen rolü bir kenara atıp bu mücadelelerde en önde yerlerini alıyor, erkek işçi kardeşlerine cesaret ve moral veriyorlar. Patronlar sınıfının pervasız saldırılarına karşı kadın işçiler, birlik oluyor, kenetleniyor ve susmayacaklarını haykırıyorlar!

İşsizlik Artmaya Devam Ediyor

İşkur’un verileri, bu yılın Temmuz ayında kayıtlı işsiz sayısının 3,1 milyonu geçtiğini gösteriyor. İşkur’un hazırladığı rapora göre, geçen yılın verilerine göre kayıtlı işsiz sayısı %30 oranında artmış, bir yıldan daha uzun süredir işsiz olanların sayısı da 1,5 milyonu geçmiş.

Yanılsamalar ve Düş Kırıklıkları: Sıra Podemos’ta

İspanya’da etkisi hızla artan ve reformist solun gözbebeği haline gelen Podemos üzerinde durmak istiyoruz. Bu partinin “ideoloji”sinin son yıllarda Türkiye sol hareketinde de (özellikle Gezi hareketinin ve Kürt hareketi bağlamında da Öcalan’ın “teorik açılımları”nın etkisiyle) yaygın bir kabul görmeye başlayan politik yönelimle örtüşmesi, bu yazıyı yazma ihtiyacının temelini oluşturuyor. Bu yönelimin “teorik” altyapısını, sınıfın yerine “çokluk”u, “halk”ı vb. koyan; toplumsal değişim ve dönüşümün ateşleyici gücü olarak sınıf hareketinin yerine muğlak bir “sokak” söylemi eşliğinde “yeni toplumsal hareketler” denilen hareketleri (kadın hareketi, ırk ayrımcılığına karşı yükselen hareketler, öğrenci hareketleri, çevre hareketleri, savaş ve “küreselleşme” karşıtı hareketler, eşcinsel hareketi, yerli hareketleri, gecekondu direnişleri, göçmen isyanları vb.) ikame eden; kapitalizmi devrim yoluyla ortadan kaldırmayı değil bu tür mücadeleler sayesinde demokratik temellerde dönüştürmeyi amaçlayan bir anlayış oluşturuyor.

AKP Asgari Ücrete Bulamadığını Silaha ve Savaşa Nereden Buluyor?

Birkaç haftalık savaşın maliyeti rakamların büyüklüğünden de gözle görülmektedir. MK-84 tipi 900 kiloluk bombanın tanesi 26 bin dolar, bir F-16’nın bir saatlik uçuşunun maliyeti 25 bin dolar civarında iken haftalardır sürdürülen bu haksız savaşın maliyetini varın siz düşünün. Bunun kaç milyon evsizin sorununu çözeceğinden, kaç milyon işsizi iş sahibi yapacağından, kaç milyon kötü beslenmekte olan çocuğu kurtaracağından, asgari ücretin arttırılması için nasıl işe yarayacağından söz etmeye ve kanıt sunmaya gerek var mı?

Savaş Politikaları, Milliyetçilik ve İşçi Sınıfı

Sınıfın gündelik mücadeleleri ne kadar militan olursa olsun hiçbir zaman işçileri sınıf bilincine taşıyacak doğrudan bir yol sunmuyor. İşçi sınıfının o yolu yürümesi sınıf devrimcilerinin kararlı, sabırlı ve istikrarlı çabasına bağlıdır. Gündelik hayatın akışı içerisinde, tıpkı bugünkü gibi, işçi ve emekçilerin ruh halinde negatif yönde değişiklik yaratan dönemeç noktaları her zaman oldu ve olacak. Bu dönemeç noktalarında sınıf devrimcilerine sabırlı davranmak düşüyor.

ABD’de Siyahlar Katledilmeye Devam Ediyor

“Bütün insanlar için adalet” istediklerini haykıran siyah Amerikalıların da ırkçı saldırılara karşı öfkesi her geçen gün büyüyor. En zengin yüzde 1’in yüzde 99’u sömürmesine karşı Wall Street’ten başlayarak ülke geneline yayılan büyük protesto eylemleri, Amerikan işçi sınfının önemli bir mücadele potansiyeline sahip olduğunu ortaya koymuştu.

Erdoğan’ın Savaş Tezgâhı

Savaş ortamında baskın bir seçime giderek zafer kazanmayı planlayan Erdoğan ve AKP çok riskli bir kumar oynuyor. Savaş oyunlarıyla sivil siyaset alanına bir çeşit darbe yapan Erdoğan, fiili bir başkanlığı gayrimeşru bir biçimde yürütüyor. Bir çeşit hükümet darbesiyle inisiyatifi ele alan Erdoğan’ın bu yolda belli bir süre gitmesi mümkün olsa da, yapılan kirli planların başarıya ulaşması zor gözüküyor.

İstanbul ve Ankara’da On Binler Haykırdı: Barışı Biz İnşa Edeceğiz!

Bugün de yine halklar, kan gölünün ortasında bırakılmak isteniyor. AKP hükümeti sinsi tezgâhlarıyla savaşı körüklüyor. Fakat yıllardır süren savaştan emekçilerin bir çıkarı olmadığını bilenler “Barış” diye haykırıyorlar. Ankara ve İstanbul’da bir araya gelen on binler haykırdı: Barışı biz inşa edeceğiz!

Siyasal Kriz, Savaş ve Otoriterleşme

Erdoğan kişisel olarak iktidar tutkusunun batağına gırtlağına kadar batmış durumdadır. Erdoğan ve AKP meseleye, kısa vadeli hedeflerine ulaşana kadar bu yoldan gidip, sonra nasılsa yine “çözüm” yoluna gireriz diye yaklaşıyor olabilirler. Fakat bu yeni savaşçı yöneliş eskiden olduğu gibi bir süre devam ettirilip sonrasında yine görüşme/müzakere döngüsüne sokulabilecek bir yöneliş olamayabilir. Bölgede önemli değişiklikler olmuştur ve bu nedenle Erdoğan ve şürekası geri dönmeyi hesap etse bile o zamana kadar işler çığırından çıkmış olabilir ve evdeki hesap çarşıda patlamış olabilir. Özetle bu çok tehlikeli bir oyundur. Bu oyunda Kürtlerin ve HDP’nin şeytanlaştırılarak, sürek avı nesnesi haline getirilmesine karşı kararlı biçimde direnmek enternasyonalist sınıf devrimcilerinin boynunun borcudur.

Hiroşima ve Nagazaki’yi Anarken

Japonya’nın savaş uçağı filosu tükenmiş, Japon donanması son rezervlerini de kaybetmiş durumdaydı. ABD hava akınları, Tokyo’yu harap eden yangın bombalarıyla yapılan saldırılar, Japonya’nın direncini yok etmişti. Japonya henüz resmen teslim olmamıştı ancak teslim olmanın eşiğindeydi. Savaşı kaybettiğini gören Japon egemen sınıfı, siyasi çözüm arayışındaydı. O halde ABD 6 Ağustosta Hiroşima’ya, 9 Ağustosta Nagazaki’ye atom bombalarını neden atmıştı?

Syriza’nın Şaşırtmayan Teslimiyeti

Syriza, kapitalist sistem köşeye sıkıştıkça küçük-burjuva bir parti olarak büyük burjuvazinin kucağına daha fazla oturacaktır. Syriza’nın devrimci bir dönüşüm geçirmesi, devrimci rotaya çekilmesi bir ham hayalden ibarettir. Olabilecek tek şey, pek çok tarihsel örneğin de gösterdiği gibi, devrimci bir dalganın güç kazanması ve devrimci bir önderliğin ortaya çıkması durumunda Syriza içindeki devrimci unsurların koparak Syriza’yı terk etmeleridir.

Cumartesi Annelerinden Savaşa Hayır Çığlığı

Cumartesi Annelerinin, kayıp yakınlarının ve İHD’nin (İnsan Hakları Derneği) her hafta Cumartesi günü düzenlediği “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” oturma eylemleri devam ediyor. Bu hafta İstanbul, Diyarbakır, Batman ve Yüksekova’da gerçekleştirilen eylemlerde bir araya gelen anneler ve kayıp yakınları savaş istemediklerini dile getirerek, kayıpların bulunması talebini yinelediler.

HDK-HDP Bileşenleri Toplantısının Sonuç Bildirgesi

3 Ağustos 2015 tarihinde HDP Genel Merkezinde gerçekleştirilen HDK-HDP bileşenleri toplantısının sonuç bildirgesidir: HDK HDP bileşenlerinin temsilcileri, genel başkanları, eşsözcüleri ve eş genel başkanları olarak, Suruç katliamında yaşamını yitiren 31 sosyalist genci anıyor, bu katliamın arkasındaki bütün ilişkiler açığa kavuşturuluncaya ve adalet sağlanıncaya değin mücadeleyi yürüteceğimizi ifade ediyoruz. Hükümetin bu katliamdaki sorumluluğunu örtmek için katliamı unutturmasına, yaşamını yitiren gençlerimizi ve hatta HDP'yi bu katliamın sorumlusu ilan etmesine izin vermeyeceğiz.

Kutuplaştırma Siyaseti ve Yalan Bombardımanı

Siyaseti akıllara durgunluk verecek derecede kutuplaştıran AKP’nin, iktidarda kalmak için yapamayacağı akıldışılığın olmadığını son süreçte yaşadıklarımız çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Kitlelere bir taraftan “aza kanaat etmeyi” salık veren bu “din” ve “milliyetçilik” tüccarlarının kendi zenginliklerini büyütmek için kullanamayacakları hiçbir değer, çıkaramayacakları hiçbir çatışma ve savaş, yönelmeyecekleri hiçbir kırım ve katliam yoktur.

Assos’ta Dile Gelen Taşlar

“Peki bunları inşa edenler nerede yaşamışlar?” diye sorduk. Öğrendik ki bunları inşa edenlerden hiçbir iz kalmamış. Bu binaları inşa edenler o zamanın köleleriymiş. Zamanın zenginleri keyif yaparken köleler en ağır koşullarda bu binaları inşa etmişler.