Navigation

March 2015 tarihli yazılar

12 Eylül Anayasasına da Başkanlık Sistemine de Hayır!

Erdoğan’ın asıl derdi başkanlık sistemine cevaz verecek bir anayasal düzenlemenin yapılmasıdır. Bu amaçla mevcut anayasayı değiştirmek gerektiğinden bahsetmekte, bu niyetini meşrulaştırmak için de mevcut anayasayı eleştirmektedir. 12 Eylül Anayasasının tüm kurumlarıyla birlikte lağvedilmesi elbette işçi sınıfının talebidir. Ama bunu yapacak olan, darbenin nimetlerinden yararlanarak işçi sınıfına kan kusturanlar değildir. Demokratik hak ve özgürlükleri geliştirecek olan yalnızca işçi sınıfının mücadelesidir.

Ortadoğu Halkları Bir Gün “Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral” Demeyecek!

Korunaklı saraylarında yaşayan, altın dolu havuzlarda yüzüp altın kaplama klozetlere oturan bu egemenler dünyanın en zenginleri arasındalar. Brunei Sultanı 20 milyar dolar, Birleşik Arap Emirlikleri Şeyhi 18 milyar dolar, Katar Emiri 2 milyar dolar, Umman Sultanı 900 milyon dolar, Kuveyt Emiri 400 milyon dolarlık servetle listedeki yerlerini alıyorlar.

Erdoğan’ın Sultanlık Arzusu

Erdoğan’ın demagojik yalanlarından birisi, gelişmiş ülkelerde başkanlık sisteminin olduğudur. Demagojinin hedefi açık: gelişmek, ilerlemek istiyorsak başkanlık gerekiyor! Hâlbuki Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkeleri ve yanı sıra Japonya ve Avustralya gibi sayısı 25 kadar olan gelişmiş kapitalist ülkeler içinde başkanlık sistemine sahip ülke sayısı sadece 2’dir.

MİT “Milli” Olsa Ne Olur, Olmasa Ne Olur?

Devrimciler ve sosyalistler MİT’in ne mene bir kurum olduğunu pekiyi bilirler… Ama işçi ve emekçiler açısından meselenin kaçırılmaması gereken özü, MİT’in egemen sınıfın hizmetinde olan ve onun devletini ayakta tutmaya çalışan, sınıfsal bir kurum olduğudur. MİT ne siyaset dışıdır, ne de tarafsızdır. Bu bağlamda da MİT’in “milli” olanıyla “milli olmayanı” arasında işçi-emekçiler açısından hiçbir fark yoktur.

AKP’de Öncü Sarsıntılar

Erdoğan, anlaşıldığı kadarıyla, HDP’yi baraj dışı bırakmanın tek yolunun, onu mevcut süreci bitirerek “masadan kalkmaya” zorlamak olduğunu düşünmektedir. Böylelikle HDP masayı deviren taraf olmakla, barışı istememekle suçlanabilecek, gerginlik daha da arttırılabilecek, büyük kentlerde birkaç önemli provokasyon tezgâhlanarak gerek metropollerdeki Kürt kitleler gerekse de son dönemde gönülsüzce de olsa HDP’ye yönelen kesimler ondan uzaklaştırılabilecektir.

Avrupa’da Bir Hayalet Dolaşıyor: Komünist Manifesto!

Yüzyıllardan bu yana bağrında yatan sınıf kini ve giderek biriken öfkesiyle şu anda üretken ellerini toprağa basıp yavaş yavaş doğrulmaya çalışan dünya işçi sınıfı, tüm heybeti ve görkemiyle ayağa dikilip yükselen bu savaş narasına ses verdiğinde insanlığın bütün düşleri gerçek olacaktır. Dünyanın geçmişini, bugününü ve geleceğini tüm çıplaklığıyla anlamaya ve onu değiştirmeye kılavuzluk eden devrimci Marksizmi bize ve tüm insanlığa taşıyan, armağan eden bütün büyük ustalara selam olsun!

Frankfurt’ta Polis Terörü

Kemer sıkma politikaları uzun zamandır protesto ediliyor. Kitlelerin barışçıl eylemlerine bile tahammül edemeyen burjuva hükümetler polis terörüyle kitleleri geri püskürtmeye çalışıyor. Bu eylemlerde polisin uygulamaları, otoriterleşme eğiliminin sadece Türkiye ile sınırlı olmadığını, krizden kurtulmaya çalışan burjuvazinin tüm dünyada işçi sınıfına karşı saldırılarını arttırdığını gösteriyor.

Kocaeli’de Kanser Oranları Artıyor

Yüzlerce fabrikanın harıl harıl çalıştığı Kocaeli bölgesinde insan sağlığından ve temiz bir çevreden bahsetmek olanaksızsa, her dört kişiden biri kapitalist kâr hırsı yüzünden ölüme gönderiliyorsa, mücadeleyi tek başına çevre sorunu olarak göremeyiz. Sorunun çözümünü kapitalizme karşı mücadelede değil de, burjuva hükümetlerin çevre politikasını iyileştirmesinde aramak beyhudedir. Kapitalizm doğayı değil kârı düşünür.

AKP’nin HES İnadına Karşılık Zile’de de Öfke Vardı!

Burjuvazi sessiz kalan işçi ve emekçiler karşısında kendisinin sonsuz bir kudreti olduğunu zannettiği gibi doğaya karşı da sonsuz kudrette olduğunu düşünür. Hem doğayı hem de işçileri hoyratça sömürür. Ama öfkeli milyonlar ilelebet susmayacak. Gün gelecek, işçilerin, emekçilerin  isyanı, sömürüyü, baskıyı, doğanın yağmalanmasını ortadan kaldıracak; insanlığın tüm sorunlarını doğayla uyum içinde çözecek yeni bir dünyanın kapısını aralayacak.

Derdine Düştüğünüz Kimin Güvenliği?

Patronların parlamentodaki temsilcileri / “toplumun sağlığını ve güvenliğini tehdit ediyor” bahanesiyle / Yasakladılar metal işçilerinin grevlerini. / On beş bin metal işçisi; / Çoluk, çocuk, eş on binlerce yürek, / Sağlığı ve güvenliği korunması gereken toplumun içine / Girmiyor demek!

Kürt Sorununda Erdoğan’ın Açıklamaları ve Seçimler

Erdoğan’ın ve AKP’nin provokatif çıkışları ve halkları karşı karşıya getirme emelleri işçi sınıfı katmanları arasında net bir şekilde teşhir edilmelidir. AKP ve Erdoğan belli ki kitleleri aptal yerine koymaktadır. Bir taraftan çözümden ama öte taraftan, işine gelmeyince Kürt sorunu olmadığından dem vurarak milliyetçiliğe oynamaktadır. Şu hususu net bir şekilde vurgulamak lazım: HDP’nin barajı aşması hem AKP’nin işçi-emekçi sınıflara dönük ekonomik ve siyasal saldırılarına, Erdoğan’ın despot olma arzusuna bir yanıt olacak hem de Türk ve Kürt halklarının arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirecektir.

Milyonlar Newroz’u Coşkuyla Kutladı

HDP’nin 17-22 Mart arasında çeşitli kent ve ilçelerde örgütlediği Newroz kutlamalarının en görkemlileri 21 Martta Diyarbakır’da ve 22 Martta İstanbul’da yapılan mitingler oldu. Kürt halkının direniş şarkılarının yanı sıra dünya  devrim şarkılarının da eşlik ettiği bu kutlamalarda, Kürt halkı barış ve özgürlük talebini vurgulu bir şekilde dile getirdi.

Brezilya’da Yolsuzluk ve Çürüyen Kapitalizm

Brezilya'da devlet başkanı Dilma Rousseff’i istifaya çağıran kitlesel protesto gösterileri patlak verdi. Bu gösterilerin başını, yolsuzluk gerçeğini kendi siyasi ve ekonomik çıkarları için sömürmeye çalışan parababalarının önderliğindeki sağ hareketler çekmekte. Gösterileri destekleyen milyarderler, yolsuzluğa konu olan ve göz diktikleri dev petrol şirketi Petrobras’ın özelleştirilmesini istiyorlar. Anti-komünist pankartlar taşıyan, orduyu darbeye çağıran faşist grupların da yer aldığı bu gösterilerin kitle tabanını ise mevcut ekonomik durumdan hoşnutsuz olan küçük-burjuva kesimler oluşturuyor. Brezilya, reformist partilerin, burjuva işçi partilerinin yarattığı hayal kırıklığının nasıl gericiliğin önünü açtığının yeni bir örneğini sergiliyor.

Yaklaşan Seçimler ve Birleşik Haziran Hareketi’nin Tutumu

BHH bildirisindeki muğlaklığın üzeri kazındığında, alttan çıkan şey, CHP’ye destek, HDP’ye oy yok tutumudur. Bu bizler açısından hiç de şaşırtıcı olmamıştır. BHH bileşenleri de dahil küçük-burjuva sosyalist çevrelerin etki alanındaki kitlenin çoğunluğunun ve hatta aktivistlerinin önemli bir bölümünün her seçimde CHP’ye oy verdikleri bilinen bir gerçektir. Geçtiğimiz yılki yerel seçimler, bunun matematiksel kanıtlarını da yeterince ortaya koymuştu.

Üniversitelerde Newroz Kutlamaları

Marksist Tutumcu öğrenciler olarak bizler de bulunduğumuz üniversitelerde Newroz kutlamalarında yerimizi aldık. Bizler her zaman baskı ve zorbalığa karşı direnen Kürt halkının yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz. Emperyalist savaşların kızıştığı bir dönemde bizlere düşen görev “İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği”  şiarını daha güçlü bir şekilde yükseltmek ve egemenlere karşı omuz omuza mücadele etmektir.

Newroz Piroz Be!

Ortadoğu’nun ezilen halklarının zalim egemenlere karşı verdiği mücadelenin sembolü olan Newroz, halklar tarafından coşkuyla kutlanıyor. Kürt halkının Newroz ateşine bu denli coşkuyla sarılmasının birçok nedeni var: Ulusal ezilme, emperyalist savaş, sürgün, açlık ve yoksulluk… Emperyalist güçler Ortadoğu’yu ekonomik, siyasi ve askeri çıkarları için yıllardır paramparça etmiştir.

Ermeni Soykırımını “Çanakkale Şehitleri”yle Gölgeleme Çabası

Yüz binlerce Ermeniyi kırımdan geçiren, Rumları, Süryanileri ve diğer gayrimüslim halkları bu topraklardan atan, onların malına mülküne el koyarak semirip egemenliklerini pekiştirenlerle, yine onlar tarafından ezilen, sömürülen işçi-emekçi kitlelerin hiçbir çıkar ortaklığı yoktur. İşçi sınıfı Ermenisiyle, Rumuyla, Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla aynı sınıfın parçasıdır ve kardeştir. Türkiye işçi sınıfına düşen, Ermeni halkına karşı büyük bir insanlık suçu işlemiş olan egemenleri mahkûm etmek ve Ermeni emekçilere kardeşlik elini uzatarak onların tarihsel acılarını paylaşmaktır.

Avrupa Ordusu Mümkün mü?

Farklı emelleri olan AB ülkelerinin, ortak bir ordu kurması büyük bir hayaldir. Bir an için bu çelişkilerin ortadan kalktığını ve birleşik bir Avrupa ordusunun kurulduğunu düşünsek bile, şurası çok açık ki bu ordu “barışın teminatı” olmayacaktır. Tersine böylesi bir ordu daha kanlı çatışmaların bir parçası olacaktır. Kapitalistlerin kurdukları çeşitli birliklerin dünyaya barış ve demokrasiyi getireceğini iddia etmek büyük bir yalandır.

Türkiye İşçi Sınıfı Sizinle Gurur Duymuyor!

Ermenek’te yaşamını yitiren madencilerin ailelerine törenle ev verileceği duyuruldu. Törene katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız kürsüye çıktığında, AKP’li yalakalar alkışlarla “Türkiye sizinle gurur duyuyor” sloganını attırdı. Bunun üzerine öfke ve acıyla dolan madenci eşleri çileden çıktı. Zeynep Tokat, slogan atan partililerin yanına yaklaşıp, “Neyle gurur duyuyorsunuz siz? Bizim çektiğimiz acıyı biliyor musunuz? Neyle gurur duyuyorsunuz?” diyerek tepki gösterip kalabalığın arasından geçip salonu terk etti.

Çanakkale Muharebelerine Dair Yalanlar ve Gerçekler

Türkiye’de 2003 yılından bu yana, 18 Mart, “şehitler günü” olarak anılıyor. Bu yüzden Mart ayı geldiği zaman Milli Eğitim başta olmak üzere burjuva ideolojisini üfüren tüm borazanlar benzer hamaset seslerini yüksek perdeden çıkarmaya başlıyorlar. “Şehitler” üzerinden ahlâksızca pompalanan kahramanlık edebiyatı ile emekçileri kapitalistlerin çıkarları uğruna savaşıp canını vermeye hazırlıyor, esasen burjuvaların egemenliğini sürdürmek dışında bir şeye hizmet etmeyen “vatan”, “millet”, “bayrak” gibi kavramları yüceltiyorlar.

Paris Komünü Deneyimi

Paris Komünün yıldönümünde, Elif Çağlı'nın Marksizmin Işığında ismini taşıyan, Marksizm ve Devlet sorununu ayrıntılarıyla ele aldığı çok önemli kitabının ilgili bölümünü okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz.

Suriyeli Göçmen İşçiler Kardeşimizdir

Suriyeli, Iraklı, Çinli, Bangladeşli… Tüm göçmen işçilerin içinde bulundukları durumun, ülkelerini saran savaşın ve yoksulluğun nedeni kapitalist sistemdir. İşsizliğin, düşen ücretlerin ve iş cinayetlerinin nedeni de kapitalist düzendir. Sermaye düzeni, işçilerin birlik olmasını engellemek için onları ırkçılıkla, milliyetçilikle zehirliyor. Göçmenlere yönelik şiddet eylemlerinin nedeni de budur.

16 Mart Katliamlarını Unutmadık

16 Mart 1978’de 7 devrimci öğrenci Beyazıt Meydanı’nda katledildi. 16 Mart 1988’de, Halepçe’de 5 bin Kürt, kadın-çocuk, genç-yaşlı demeden kimyasal silahlarla katledildi. Üniversite öğrencileri olarak Beyazıt ve Halepçe katliamlarının yıldönümünde bir eylem düzenledik ve katliamları lanetledik.

Lieberman’ın Dilinden Kan Damlıyor

Ortadoğu halkları Lieberman benzeri faşist siyasetçilerin kan kusan saldırgan politikalarının tehdidi altındadırlar. Tek bayrak, tek devlet, tek dil, tek din gibi kışkırtıcı söylemlerle halklar arasında düşmanlık tohumları ekmektedirler. Alt-emperyalist bir güç konumuna yükselen Türkiye egemenlerinin uyguladığı yayılmacı siyaset de, Ortadoğu’daki çözümsüzlüğe yeni sorunlar eklemektedir.

Rehabilitasyon Merkezinde Şiddet ve Tecavüz

Çocuklar cezaevlerinde ve rehabilitasyon merkezlerinde şiddete, baskıya ve tacize maruz kalıyorlar. Burjuva devletin kurumlarında uygulanan şiddet, taciz ve baskının tek suçlusu bunları yapan görevliler değildir. Suçlu olarak sadece onları görmek buzdağının alt kısmını görmemektir. Yaşanan bu olayda ve diğerlerinde de hükümetinden bakanlığına bütün burjuva sistem suçludur.

16 Mart Katliamını Unutmadık, Unutmayacağız

16 Mart 1978 tarihinde Beyazıt Meydanı’nda devrimci gençlerin katledilmesi, burjuvazinin sınıf hareketini ezmek için giriştiği kitlesel katliamların başlangıcı oldu. Aynı yıl, devlet destekli faşist güçler Çorum ve Maraş’ta Alevilere, solcuları karşı katliamlara giriştiler, yine aynı yıl 7 TİP’li öğrenci faşist Haluk Kırcı tarafından katledildi. Kısacası 1978 yılı faşist terörün zirve yaptığı bir yıl olmuştu. Ne var ki faşist saldırılar ve katliamlar sınıf hareketini durdurmaya yetmemişti.

Kapitalizm Halepçe’lerle Besleniyor

Halepçe katliamını unutmayalım! Sorumlularının yalnızca Saddam gibi despotlar olmadığını bilelim. ABD, Avrupa ülkeleri, Türkiye ve Saddam’ı destekleyen Arap ülkeleri bu katliama çeşitli şekillerde yardım ettiler, göz yumdular, sonuçlarını seyrettiler, hiç olmamış gibi sessiz kaldılar ve sonra bu suçtan kendilerini sıyırıverdiler.

Seçim Yolunda AKP’nin Ekonomi Kaygısı

Şurası açık ki, AKP oylarında düşüş çok büyük olmayacak olsa bile, bu oran içinde gönülsüz AKP oylarının oranı hayli artmış olacaktır. Dahası HDP’nin 7 Haziranda barajı aşması AKP’nin parlamento gücünü sınırlayan önemli bir gelişme olacaktır. Dünyadaki genel ekonomik tablo, Türkiye’de emekçi kitlelerdeki genel hoşnutsuzlukla birlikte, daha zayıf bir parlamento gücüne sahip AKP içindeki kaynamaları da arttıracaktır. Bu durumda, işçi sınıfının zaten uç vermiş olan hareketlenmesi daha da cesaret kazanabilecektir.

Erdoğan’ın “Hız” Tutkusu

Malûm, “başkan babalık” arzusu yerine gelirse, Erdoğan neredeyse sultanlık yetkileriyle donatılmış bir başkan olacak. Arzuladığı “Türk tipi” başkanlık sisteminde, Erdoğan’ın denetlenmesi neredeyse imkânsız olacak. Böylece hakikaten çok hızlı kararlar ve uygulamalar birbirini izleyecek. İşçi sınıfına yönelik saldırıları ve anti-demokratik yasaları arka arkaya çıkaran ve süratle uygulayan AKP’nin ve Erdoğan’ın daha da hızlanmasının anlamının daha çok saldırı, daha çok keyfilik, daha çok denetimsizlik olduğu açıktır.

Mızrak Çuvala Sığmıyor

Erdoğan’ın ve yandaşlarının ardı ardına sıraladıkları yalanlar artık eskisi kadar tutmuyor. Tutmadıkça onlar da daha fazla ve daha büyük yalanlar söylemek zorunda kalıyorlar. Paralel yapı, darbe tehdidi, komplo, montaj diye ortaya attıkları safsatalarla günü kurtarmaya uğraşıyorlar. Ama her şeye rağmen işlerinin kolay olmadığını görüyorlar. Gittikçe saldırganlaşmaları ve neredeyse her gün yeni bir yalanla, safsatayla gündemi değiştirmeye çalışmaları bundandır.

AKP’nin “Yardım” Kılıfındaki Emperyalist Politikaları

Kapitalistler, onların devletleri ve hükümetleri “insani” yardım organizasyonlarıyla, eğitimi ve kültürel etkileşimi geliştirme kisvesiyle yürüttükleri faaliyetleriyle toplumlara bakın ne iyi işler yapıyoruz diyorlar ama, “iyi niyetle” yürütülüyor gösterilen bu çalışmalar, burjuvazinin çok yönlü çıkarları doğrultusunda yapılıyor. Burjuvazi emperyalist politikalarını kitlelerin gözünde meşrulaştırırken, bu politikaların arkasına takılan kitlelerin sömürü ilişkisini görmesinin önüne geçmeye de çalışılıyor.

Akıllı Tahtalar Daha Nitelikli Bir Eğitim mi Sağlayacaktı?

Akıllı tahtalarla ilgili bu durumu anlatmak akıllı tahtaları istemediğimiz anlamına gelmiyor. Akıllı tahtaları isteriz elbette. Ama bundan önce eğitimin çok daha köklü sorunları var: Okulların altyapı yetersizlikleri, en temel eğitim malzemelerinin bile eksik olması, müfredatın niteliği…

Berkin Elvan Türkiye’nin Dört Bir Yanında Anıldı

Polisin gaz fişeğiyle katlettiği insanları çocuk bedeninde simgeleştiren Berkin Elvan, ölümünün birinci yıldönümünde pek çok kentte düzenlenen eylemlerle anıldı. Erdoğan’ın o günlerde “kahramanlık destanı yazan” polisi, bugün de kahramanlığını kanıtlamak için işbaşındaydı. İstanbul ve Ankara’da düzenlenen anma ve protesto eylemlerine yine gazla saldıran polis, onlarca kişiyi gözaltına aldı. Polis saldırılarında yaralananlar da oldu.

Çocukların Geleceğini Karartan Hapishaneler

Pozantı Cezaevinde işkenceye uğrayan çocukların davası geçtiğimiz günlerde takipsizlikle sonuçlandı ve işkenceciler bırakalım ceza almayı yargılanmaktan bile kurtarıldılar. Bu karar çıkarken, çocuklara yönelik benzeri işkence, cinsel taciz ve tecavüz vakalarının pek çok cezaevinde yaşandığına dair haberler yağmaya başladı.

Kabataş Yalanını Başörtüsüyle Örtmek

“Gezi” protestoları devam ederken, “en iyi savunma saldırıdır” düsturuyla harekete geçen AKP ve Erdoğan, safları sıkı tutabilmek amacıyla yalan makinesini devreye sokmuştu. Demokratik hak arayışını gaz ve kurşunla bastırmaya girişen AKP hükümeti, mütedeyyin kesimlerin dini duygularını da istismar ederek iktidarını sağlama almak istiyordu. Bu kapsamda Erdoğan, günlerce meydanlarda ve televizyonlarda göstericilerin Dolmabahçe’deki camiye ayakkabılarıyla girip içki içtikleri ve İslam dininin kutsallarına hakaret ettikleri üzerine, son derece kışkırtıcı bir dil kullanarak nutuklar attı. Erdoğan ve AKP burjuvazisinin sarıldığı bir diğer yalan ise, İstanbul Kabataş’ta başörtülü bir kadının dövüldüğü ve bununla da yetinilmeyip üzerine işendiği yönündeydi.

Libya’da İç Savaş ve Burjuva Kapışma

Şubat 2011’de patlak veren halk isyanını fırsat bilen emperyalist güçlerin, halkı Kaddafi zulmünden kurtarıp demokrasi ve özgürlüğe kavuşturmak vaadiyle iç savaş cehenneminin içine fırlattıkları Libya’da, son bir yıldır alabildiğine derinleşen bir kaos yaşanıyor. Merkezi bir hükümetin kalmadığı, neredeyse her bir kentin savaş ağalarının derebeyliğine dönüştüğü ülkede, burjuva güçler, emperyalist odaklara da yaslanarak kanlı bir iktidar savaşına tutuşmuş durumdalar.

“Ufku” İnkâr Olanlar Barışı Getiremez

Davutoğlu’nun ve hizmetinde olduğu egemenlerin tek bir ufku vardır: kendi sınıflarının çıkarı! Sermayenin efendileri “dostluk ve barış”, “özgürlük ve demokrasi” diyerek halklara zulmederler, üzerlerine bombalar yağdırırlar. Kendi çıkarları uğruna halkları katletmekten ve emekçileri birbirine kırdırmaktan imtina etmezler. Egemenlerden gerçek bir kardeşliği sağlayacak adımlar atmaları beklenemez. Dünyaya dostluk ve barışı getirecek olan da,  bugüne kadar yapılan katliamları ortaya çıkarıp hesap soracak olan da devrimci işçi sınıfıdır.

Akdeniz’in Karanlık Sularında Umut Tekneleri

Savaştan ve sefaletten kaçarak yaşama tutunmaya çalışan yoksul emekçiler, umutlarıyla birlikte Akdeniz’in sularına gömülüyor. Kapitalist dünya düzeni ayakta kaldığı sürece emperyalist savaşlar, iç çatışmalar, canından ve yerinden yurdundan edilen milyonlar üretmeye devam edecek. Akdeniz’de çırpınarak can veren on binlerce insan da kapitalizmin kurbanları arasındadır.

İslamofobik Saldırganlık Tırman(dırıl)ıyor

Geçtiğimiz haftalarda ABD’de üç Müslüman gencin evlerinde katledilmesi, İslamofobinin ve yabancı düşmanlığının ne denli yükseldiğini gösteren son olaylardan biridir. 10 Şubatta Filistin asıllı 23 yaşındaki Deah Barakat, eşi Yusor Muhammed ve onun kızkardeşi Razan Muhammed, Craig Stephen Hicks adlı bir beyaz Amerikalı tarafından silahla vurularak öldürüldü. Müslüman üç gencin katledilmesinin ardından ikiyüzlü burjuva politikacılar, çıkarları temelinde kitleleri arkalarına almak için açıklamalar yaptılar.

Ebrular Değil, Egemenler Hırsızdır

Ebru, Ağrı’nın Diyadin ilçesinde 12 yaşında bir kız öğrenciydi. Öğretmeni onu “hırsızlıkla” suçladı. Ebru intihar etti. 6. sınıfa gidiyordu Ebru. Öğretmeni sınıfta kaybolan iki hikâye kitabını onun çaldığını iddia etti. Sınıfta arkadaşlarının gözü önünde hırsızlıkla suçladı. “Babanı jandarmaya vereceğiz, seni disipline verip okuldan attıracağız” diyerek tehdit etti.

Emekçi Kadınlar 8 Mart’ın Başkaldırı Ruhuyla Mücadeleye

8 Mart, emekçi kadınların ezilmişliğe karşı uluslararası bir mücadele günüdür. İşçi sınıfının hafızasında, sömürüye karşı mücadelesinde bir kaldıraç işlevi gören ve sonraki kuşaklara onurla aktarılan tarihsel kesitlerin simgelendiği günlerden biridir 8 Mart. Ve 8 Mart’ın ruhuna uygun bir mücadeleye atılmak işçi kadınlar için her zamankinden daha büyük bir ihtiyaçtır. Egemenler, 8 Mart’ın zengin-yoksul, patron-işçi tüm kadınların günü olduğunu iddia ediyorlar. Sadece kadınlara hediye ve çiçek verilen bir gün olsun, özü unutulsun diye uğraşıyorlar. Ama bu çaba boşunadır.

Kadın Cinayetleri Kapitalist Çürümeye Ayna Tutuyor

Son dönemde kadın örgütlerinin özellikle vurguladıkları üzere, bugün Türkiye’de ortalama olarak günde 3 kadın cinayete kurban gidiyor. Kadın cinayeti haberlerinin bültenlerde yankılanmadığı gün geçmiyor. Cinayet kadına yönelik şiddetin en uç biçimi. Bunun dışında, kadına yönelik şiddetin farklı birçok düzey ve biçimi var ve bu vakalar sayılamayacak kadar çok. Tecavüz ve taciz vakalarının çok büyük bir bölümü gizli kalmaktadır. Uğradıkları çok yönlü baskının bir uzantısı olarak kadınlar maruz kaldıkları baskı ve şiddeti çoğu zaman sineye çekmek zorunda kalmaktadırlar.

Kadın Cinayetlerinin Müsebbibi Kapitalist Sistemdir

Emekçi kadınların, işçilerin ve tüm ezilenlerin sorunlarından kurtuluşunun tek bir yolu var; bu suç ve suçlu üreten kapitalist sistemi yıkıp, insanı insani değerlerle donatacak bir düzen kurmak gerekiyor. AKP hükümetine karşı yürütülen mücadeleler, ona hayat veren sistemin özüne de dönük yürütüldüğünde ancak anlamlı bir mücadele verilmiş olur. Kadına dönük şiddetin sona ermesi için de kadınlar mücadelede en ön saflarda yerini almak zorundadır.

Yarım Kalan Metal Grevi

Ocak ayı sonunda metal işçilerinin MESS’e karşı başlattığı grev işçi sınıfında ve sosyalist harekette ciddi bir heyecan yaratmıştı. AKP hükümeti grevi ivedilikle yasaklamış olsa da metal işçileri açısından mesele kapanmış değildir. Daha da önemlisi, gerek metal işçilerinin grevi gerekse de takip eden günlerde Anadolu’nun çeşitli kentlerinden yükselen mücadele sesleri göstermektedir ki, sınıfın ruh hali değişmeye başlamıştır.

İşsizlik, Resmi Yalanlar ve Burjuva İkiyüzlülük

Bütünüyle kâra dayanan kapitalist sistem nedeniyle, dünyadaki zenginliğin artışına paralel olarak işsizlik, yoksulluk ve gelir eşitsizliği de kesintisiz artmaya devam etmektedir. Dünyada 805 milyon insan kronik beslenme yetersizliği çekmektedir. 1,2 milyar insan günde 1 doların altında bir gelirle yaşamaya mahkûm kılınmaktadır. İşsiz sayısı 200 milyonu aşmıştır.

İç Güvenlik Yasası: AKP’nin Düzeni

Her geçen gün otoriterleşme doğrultusunda bir adım daha atan AKP hükümeti, polis devleti uygulamalarının sınırlarını sürekli olarak genişletiyor. “İç Güvenlik” paketi adıyla Meclis’te görüşülen yasa tasarısı, anti-demokratik ve gerici uygulamalarla dolu.

8 Mart Burjuvazinin Değil İşçi Sınıfının Günüdür

İşçi sınıfının mücadeleci kadınları olarak bizler, “çocuklarımızın kemikleri bile olsa size bırakmayız” diyen Cumartesi Anneleri’nin, gencecik evlatlarının parçalanmış bedenlerini elleriyle toplayan Roboski Anneleri’nin yürek yangınını unutmadık. Van’da hastalanan 1,5 yaşındaki minik Muharrem’in çuvalda taşınan cenazesinin acısını unutmadık. Bizler mücadele ettiği için katledilen kadınları unutmadık, unutmayacağız. Emekçi kadınlar olarak tüm bunların hesabını sormak için örgütlü mücadeleyi yükseltmeliyiz. Emperyalist savaşların, sömürünün, açlığın, yoksulluğun olmadığı ve kadının yok sayılmadığı bir dünyayı ancak işçi sınıfının kadınıyla erkeğiyle verdiği mücadele kuracaktır.

HDP ve Hükümet Temsilcilerinden Ortak Açıklama

Basın açıklamasına çözüm süreci açısından bakacak olursak, hükümetin çözüm süreci bağlamında anlamlı adımlar atmaya pek gönüllü olmadığı bu toplantı vesilesiyle bile alenen kendisini göstermiştir. Bu tür basın önü buluşmaların alışıldık görüntüsü olan neşeli yüzlerden eser yoktu. Taraflar ne ortak bir metni deklare etmiş ya da imzalamışlar, ne de biz şu konuda anlaştık demişlerdir. Tuhaf biçimde iki taraf birbirlerine pek temas etmeyen, atıf yapmayan kendi beyanatlarını yapmıştır. Toplantının bir tarafı olan HDP heyeti “çözüm sürecine” ilişkin 10 konu başlığını ve Öcalan’ın PKK’ye silah bırakmayı gündem yapan bir olağanüstü kongre çağrısını duyurmuş, hükümet tarafı da çağrıyı olumlu bulduğunu ifade etmiş ve “silah bırakılırsa demokratik gelişmeler daha hızlı olur” demiştir ve başka da bir şey dememiştir.

Baş Tecavüzcü Burjuvazi ve Onun Sömürü Düzenidir

Burjuvalar, onların temsilcisi burjuva politikacılar ve burjuva medya, yaşanılan bu vahşetin müsebbibi kendileri değilmiş gibi timsah gözyaşları döküyorlar. Oysa insanlığın başına sarılmış pek çok belâ gibi böylesi vahşetlerin de hâlâ yaşanabiliyor olması onların düzeninin hâlâ hüküm sürmesinden kaynaklanıyor. Kapitalizm yüzünden herkes tecavüzcü olmuyor elbette. Ancak, taciz ve tecavüz suçları da, katliam, savaş ve diğer insanlık suçları da, mevcut sistemin yarattığı koşullardan besleniyor

Anadolu Yoksullarının “İnce Memed”ini Kaybettik!

Edebiyatın Türkçe söyleyen büyük ustası Yaşar Kemal hayata gözlerini yumdu. 90 yılı aşan ömründe Anadolu’nun yoksul insanları ile hemhal olan, onların acılarını, korkularını, mutluluklarını, cesaretlerini anlatan romanlar, hikâyeler yazan Yaşar Kemal, uzun süredir yoğun bakımda yattığı hastanede yaşamını yitirdi. Yaşar Kemal, bu toprakların yoksullarının derdini, tasasını, yaşadıkları zulmü ve bu zulme başkaldırısını anlatan büyük bir yazar ve Türkiyeli emekçiler ve sosyalistler için önemli bir değerdi.