Navigation

January 2015 tarihli yazılar

Metal İşçileriyle Omuz Omuza Mücadeleyi Büyütelim!

Metal grevinin, 1980 faşist darbesinden bu yana böylesine kitlesel bir grev deneyimi yaşamamış olan metal işçileri için önemi ve anlamı büyüktür. Burjuvazi bunu gayet iyi bildiğinden, işçilerin coşkusu ve kararlılığı karşısında siyasi temsilcilerini harekete geçirerek grevi fiilen yasaklamıştır. Yapılması gereken şey açıktır: “Grev” diyerek daha ilk günden MESS cephesinde büyük bir gedik açan metal işçilerinin, AKP hükümetinin bu saldırısını aynı kararlılıkla geri püskürtmeleri ve metal patronlarına ve sermaye hükümetine gereken dersi vermeleri!

On Charlie Hebdo Attack

The political essence of the matter from the standpoint of the struggle of the working class is not “freedom of speech” etc., but the question of imperialist war engulfing the world and of the world working class being divided along religious, sectarian, cultural lines and pitted against each other under the guise of “different civilisations” for that matter. Put more concretely, what is at stake is to pit particularly Western labourers and the labourers in those parts of the world where Islam is the majority religion against each other. Therefore, on the basis of this approach, there could be no doubt that such a slogan as “I’m Charlie” (“Je suis Charlie”) could not be the slogan of Marxists.

Alın Size Adalet!

Bir tarafta Bilal odalar dolusu milyonları eritmek için canını dişine takarak oradan oraya koşuşturuyor; bir tarafta yaşlı bir kadın kart göstermeden şuradan şuraya gidemiyor. Devletin zirvesindekiler trilyonluk vurgunlar yapıyorlar. Durum ifşa olduğunda “adalet” onları cezalandırmıyor. Ama aynı “adalet”, seyahat kartını evde unutan bir insana hırsız muamelesi yapıyor, karakolun yolunu gösteriyor.

Cizre: AKP, Polis, Hizbullah, Cemaat ve Ötesi

6-8 Ekim öncesinde başlayan kışkırtmalar, 6-8 Ekimde gerçekleşen çatışmalar ve 27 Aralıktaki Cizre provokasyonu, PKK ile Hüda-Par arasında savaş çıkarmaya yönelikti. Tutmayınca, polis saldırılarıyla Kürt kitleleri terörize edilmeye çalışıldı. Ancak Kürt halkının ve siyasetçilerinin basiretli tutumu bu oyunları da boşa çıkardı. AKP bir yandan suçu “paralelciler”e, öte yandan PKK içerisindeki “barış istemeyen provokatörlere (!)” yıkıp kendisini sıyırmaya çalışıyor. Başbakan Davutoğlu Kürt illerine gidip Kürtçe birkaç kelime söyleyip “keşke zamanım olsa da Kürtçe öğrenebilsem” diyerek şirin görünmeye çabalıyor.

Ses

Kaldır başını, gör / Ne renk uyumu ilkbahar. / Güneşli bir gök, yemyeşil dağlar, çiçeğe durmuş ovalar. / Fabrikalarda durmadan çalışan insanlar. / Sahte bilge cılızca ses verdi bu tabloya, / Atladı üstüne döneklerle şarlatanlar / Atladı patronların medyası, reklâmcısı / Hep birlikte bağırdılar: “Elveda proleterya!” / İçi boş, kocaman bir gürültü kopardılar: / “Tarih sınıf mücadelesi tarihi değilmiş. / Ölmüş işçi sınıfı!” / Tarihin çarkı döndü.

İnsanın Hırsız Olup Olmadığı Suç Ortağına Sorulmaz ki…

TBMM Genel Kurulu, 17Aralık 2013’te başlayan yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında, 4 eski bakanın Yüce Divan’a gönderilip gönderilmeyeceğini belirleyecek oylamayı gerçekleştirdi. Mecliste 312 milletvekili bulunan AKP, yaklaşık 40 fireyle, 4 bakanın Yüce Divan’a gönderilmesini reddetti.

Kapitalizm Öldürüyor

Geçtiğimiz günlerde Adana’nın Seyhan ilçesinde bir kişi donarak öldü. Gazetelere yansıyan habere göre, sıcaklığın sıfırın altını gördüğü Adana’da iki evsiz, Mehmet Burkan ve arkadaşı Hakan isimli soyadı öğrenilemeyen 60 yaşlarındaki yaşlı adam bir köprünün altında ateş yakarak ısınmaya çalıştılar. Yaktıkları ateşin sönmesi üzerine iki arkadaş sıcak olduğunu düşündükleri bir park kameriyesinde uyudular.

On Binler Hrant İçin Haykırdı: “Buradayız Ahparig!”

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, sermaye devletinin uzantıları tarafından katledilişinin 8. yılında on binlerin katıldığı bir yürüyüşle, katledildiği yer olan Agos Gazetesi önünde anıldı. Anma için saat 13:00’da Taksim’de toplanmaya başlayan kitle, “1915’ten Hrant’a, Soykırım Sürüyor!” pankartı arkasında, Osmanbey’de bulunan Agos Gazetesi önüne yürüyüşe geçti.

Onların “Unut” Dediklerini İnatla Hatırlamalıyız!

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. İşçi sınıfının bireylerinin hafızası örgütsüzken zayıftır. Burjuvazi de buna güvenir. Bir yandan da kapitalist sömürü çarkı tüm hızıyla dönmeye devam eder. Dişlilerinde yine madencilerin, yine inşaat işçilerinin ve diğer yüzlerce işçinin cansız bedenleri kalır.  Bizler daha fazla örgütlenmeliyiz. Bir yandan işçi sınıfının mücadelesini sabırla örmeye devam etmeli bir yandan da hafızayı diri tutmalıyız.

Suriyeli Göçmenler Bu Dünyaya Fazla Geldi!

Suriyeli halkların hayatta kalma savaşı, göç ettikleri topraklarda da son bulmuyor. Milyonlarca Suriyelinin sığındığı ülkelerde yaşam her açıdan eziyet haline geliyor. Ucuz ve ağır işçilik, taciz, tecavüz, aşağılanma, ırkçı saldırganlığa maruz kalma, sürgün, yoksul Suriyelilere yaşamı zindan ediyor.

Charlie Hebdo Saldırısı

Charlie Hebdo baskınını ele alırken olayın açıklamasını esasen “İslamcı gericilik” temelinde yapmak ve tepkiyi de bu doğrultuda şekillendirmeye çalışmak, en hafif ifadeyle politik aymazlık olacaktır. Bu şartlar altında devrimci işçi sınıfı mücadelesinin odaklanması gereken nokta, işçi-emekçi kitlelerin Batı’da özellikle İslamofobi etrafında Müslüman dünyanın emekçilerine karşı düşmanlaştırılmasına, Müslümanlığın ağır bastığı ülkelerde de Batı ülkelerindeki işçi-emekçi kitlelerin Batı emperyalizmi ile bir tutulup Batılı emekçilerin düşman bellenmesine karşı direnmektir. Emperyalist komplolara, emperyalist saldırganlığa, yeni baskı yasalarının cenderesine, ırkçılığa ve dinsel bağnazlığa karşı, işçi sınıfının enternasyonalist mücadele birliğini yükseltelim!

Bizimle Başlamadı Bu Kavga

Bizimle başlamadı bu kavga, bizimle bitmeyecek 
Çok uzun yıllar önce başladı 
Köleler isyan etmeyi öğrendi efendilere karşı
Köylüler toprak ağalarına karşı çıkmayı 
Ve işçiler...

Müslümanların Birliği mi, İşçilerin Birliği mi?

İslam birliğinden ya da Müslümanların birliğinden egemenlerin anladığıyla, samimi duygulara sahip dindar işçi ve emekçilerin anladığı şeyin farklı olduğu çok açıktır. Egemenlerin isteklerinin, niyetlerinin ve planlarının İslam coğrafyasında yaşayan işçi-emekçilerin hayrına olmadığı da çok açıktır. Geriye dindar işçilerin ve emekçilerin iyi niyetli hayalleri kalmaktadır ki, bu hayallerin altındaki sınıfsal güdülerle komünistlerin sorunu yoktur. Sadece İslam coğrafyasına değil tüm dünyaya barışın ve huzurun hâkim olması, halkların kardeşçe bir arada yaşamaları; savaşların, çekilen acıların, yoksulluğun, sefaletin son bulması en başta komünistlerin arzusudur. Ve zaten komünizm düşüncesinin temeli, böyle bir dünyanın yaratılmasıdır. Komünistlerin ve sosyalistlerin mücadelesinin hedefi de tastamam budur.

Mikro Kredi Kandırmacası

Burjuvazi gerçekliğin üstünü örtebilmenin ve emekçi kitleleri yalanlarına ikna edebilmenin yollarına kafa yorarak, çeşitli türden “sosyal sorumluluk” projelerini gündeme getiriyor. Bu projelerden birinin mimarı olan ve bu yolla yoksulluğu, açlığı bitirmeyi hedeflediğini iddia eden İbrahim Betil, az gelişmiş ülkelere yönelik olarak kurduğu “Sen de Gel Derneği” ile yaptığı projelerde 2 dolarlık bir yardımla insanların yoksulluğunu önleyebileceğini savunuyor!

Eylül Günlüğü

18 Yaşlarında Gelen Ölümler

Kendi ellerimizle gönlümüzce 
bir yaşam yarattığımızda kendimize
bahçelerimizde açacak gelinciğimiz
bahar rüzgârlarıyla hışırdarken çiçeklerimiz
yanımıza gelecek 
on sekiz yaşlarında 

Eylül Günlüğü

Diller, Dudaklar ve Gözler

Önce boyun eğmeyi öğrettiler insanlara
Ve sonra susmayı...
Açlığa, susuzluğa
Ve her şeye karşın
Yine insanların
Dilleri, dudakları ve gözleri vardı.

Dil ne işe yarar dedi biri
Anlatmaya
Neyi?
Ezilmemeyi

Küba-ABD Yakınlaşması Neye İşaret Ediyor?

Küba devlet başkanı Raul Castro’nun 15 Aralıkta ABD başkanı Obama ile telefonda görüşmesi ve ardından ikisinin de ABD-Küba ilişkilerinin “normalleşmesi” yönünde ilerlemek istediklerini ve diplomatik ilişkilerin yeniden başlayacağını açıklamaları tüm dünyada ilgiyle karşılandı. Zira 53 yıldır diplomatik ilişkileri kesik olan bu iki ülke arasında kesintisiz bir soğuk savaş durumu söz konusuydu ve yapılan açıklamalar bu durumun değişeceğine işaret ediyordu.

Petrol Fiyatları ve Ekonomik Kriz

Petrol fiyatlarındaki hareketlilik, özellikle de dünyadaki petrol talebindeki iniş-çıkışlar, dünya ekonomisinin gidişatı hakkında önemli ipuçları verir. Elbette dünyadaki politik gelişmeler de petrol fiyatlarının seyrini etkiliyor. 2002 yılında 24 dolar düzeyinde seyreden petrolün varil fiyatı, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında hızla yükselmeye başlamıştı.

Mücadele Deneyimleri Metal İşçilerine Işık Tutuyor

Türk-Metal ve Çelik-İş sendikalarına bağlı işçiler imzalanan toplusözleşme yüzünden sendika yönetimlerine tepki içinde. Birleşik Metal-İş sendikasına bağlı işçilerde ise MESS’in dayatmalarına karşı bu kez daha kararlı bir hava söz konusu. Daha önceki yıllarda yaşanan durumun aksine grev kararı alan işyeri temsilcileri fabrikalarına dönüp işçilere danıştıklarında, bu kez işçilerin de grev kararına destek verdiğini genel merkezlerine iletiyorlar. Bu eğilim güçlendirilmeli ve işçiler örgütlü bir biçimde grev hazırlıklarını yürütmeliler.

Diyanet’in İtibarı Mercedes

Düşünün ki bir ülkede tüm insanlığa iyiliği, kardeşliği, paylaşmayı öğütlediğini iddia eden bir kurum var. Bu kurumun, konuşmalarında sürekli “peygamberimiz, komşusu açken tok yatan bizden değildir demiştir” sözleriyle hadisleri hatırlatan bir de başkanı var. Sözümona iyilikten ve paylaşımdan yana olan bir din adamı. Tahmin ettiğiniz gibi Türkiye’de bu kurum, devletin tekelinde olan Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bilinmektedir. Bu kurumun bunları dile getirmesi olumlu bir şey değil midir peki?

Tarih İşçi Sınıfını Göreve Çağırıyor

Kapitalizmin derinleşen tarihsel krizinin yarattığı yıkıcı sonuçların tetiklemesiyle, işçi sınıfının öfkesinin büyüdüğü ve bu haklı öfkenin dünyanın çeşitli noktalarında patlamalı isyanlara dönüştüğü yeni bir süreci yaşıyoruz. Bu anlamda işçi hareketindeki gerileme dönemi artık sona erdi. Evet, henüz sınıfın devrimci bilinç ve örgütlülük düzeyini yükseltmek bakımından dünya genelinde yolun başında bulunuluyor. Ancak nesnel durumdaki değişim, sınıf devrimcilerinin öznel faktörü güçlendirmek üzere azimle atılıma geçmeleri bakımından çok büyük bir önem taşıyor.

“Kamu Düzeni” Dedikleri...

Hükümet, “kamu düzeni” kavramını kullanarak bütün anti-demokratik uygulamalarına meşruiyet kazandırmak istiyor. Bugün bu konu daha çok Kürt sorunu kapsamında gündeme gelse de, hükümetin “kamu düzeni ve güvenliği” anlayışı sadece Kürtleri ilgilendiren bir konu değildir. AKP, anti-demokratik yasa ve uygulamalarıyla tüm toplumun kendisine biat etmesini sağlamaya çalışıyor. Önümüzdeki günlerde bunun sonuçlarını daha fazla görmeye başlayacağız. AKP, karşısında örgütlü bir işçi sınıfı olmadıkça daha fazla pervasızlaşacak. Muhalefette bulunan diğer burjuva partilerin “kamu düzeni ve güvenliği” konusunda AKP’den hiçbir farkı yoktur. CHP ve MHP’nin de önceliği her zaman devlettir, kamu değil. Hatta bunlar AKP’yi devlet egemenliğini tartışılır hale getirmekle ve kamu güvenliğini sağlayamamakla suçluyorlar. Sonuç olarak, burjuva düzen yıkılmadıkça Türkiye’de kamunun güvende olması mümkün değildir!

El Şebab Saldırıları ve Kenya’daki Emperyalist Kapışma

Radikal İslamcı El-Şebab örgütü, Aralık ayı başında Kenya’da 36 madenciyi kurşuna dizerek katletti. Bu olaydan bir hafta kadar önce ise bu örgüt, bir otobüsü durdurarak yine Müslüman olmayan 28 yolcuyu katletmişti. “İslami terör” meselesi, tamamının Hıristiyan olduğu madencilerin katledilmesiyle yeniden Kenya’da gündeme taşındı.

AKP’nin Yolsuzlukları Örtme Çabası

İktidara geliş sürecinden bu yana mazlum edebiyatı yapan, “bir lokma, bir hırka” diyerek kitleleri aldatan Erdoğan ve şürekâsı, 12 yılda Karun kadar zenginleştiler. Şimdi sarayında keyif süren Erdoğan “bir lokma, bir hırka” lafını çoktan unuttu. Şu sıralar dertleri, açığa çıkan yolsuzluk ve rüşvet bataklığının üstünü en az zararla kapatabilmek. AKP hükümeti 17 Aralık 2013’te başlayan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının üzerini henüz kapatabilmiş değil.

پلاتفرم سازمان نگرش مارکسیستی

سرمایه داری، بشریت را به تحمل جهنمّی که خود ساخته است وامی دارد. سلطۀ مشتی سرمایه دار، میلیاردها نفر از مردم سراسر جهان را با گرسنگی، فقر و محرومیّت، بیکاری، نابرابری ها و بی‌عدالتی های غیرقابل باور، جنگ های خونین، سرکوب، ستم و شکنجه، انحطاط بی‌پایان و بیگانگی رو‌به‌رو ساخته است. چنان‌چه این روند متوقف نشود، سرنوشتی که انتظار بشر را می کشد، بربریتی بی‌مانند خواهد بود.