Navigation

June 2013 tarihli yazılar

Lenin’i Anlamak /4

Rusya’daki 1917 devrim süreci öylesine muazzam toplumsal altüst oluşlara yol açmış, öylesine baş döndürücü bir hızla gelişmiş ve siyasal arenadaki sınıfsal güç dengelerini öylesine ani ve keskin bir değişime uğratmıştır ki, şu ana değin tarih, benzeri bir durumu daha sayfalarına kaydetmemiştir. Şubatın sonunda Çarlık monarşisini yıkarak zafere ulaşan devrim; en temelde ezen ile ezilenlerin, burjuvazi ile işçi sınıfının, toprak sahipleriyle yoksul köylülüğün, proletaryanın devrimci partisiyle küçük-burjuva akımların çeşitli partilerinin açıktan karşı karşıya gelmesine ve iktidar mücadelesine sahne olmuştur.

Dış Borç ve IMF Meselesi

IMF gibi konuları kapitalist sistemin bütününü gölgeleyecek şekilde öne çıkarmak, sonunda dönüp dolaşıp kendi ayağına kurşun sıkmak anlamına gelecektir. Böylece koz diye bellediğiniz şey bir bakarsınız ki düzenin elinde size karşı bir koz olmuş. Bir gün bir burjuva hükümet gelip Arjantin’de olduğu gibi moratoryum ilan edip ödemiyorum dediğinde, işçi kitlelerini ideolojik olarak düzene bağlayan bağlara kendi elinizle yeni bir ilmek eklemiş olursunuz. Aynı minvalde ilave etmek gerekir ki, son tahlilde kapitalist düzeni muhafaza etmek anlamına gelecek “ekonomik bağımsızlık” benzeri talepler yerine, proleter dünya devrimini ve işçi iktidarını somutlayan uluslararası işçi konseyleri birliğini savunmak doğrusudur.

Üniversitelere Yeni Gardiyan: “Koruma Memurları”

Evet, burjuvazi polis teşkilatının bütçesini kesinlikle tartışmamaktadır. Kuşkusuz burjuvazi için en büyük tehdit işçi sınıfının devrimci mücadelesinin yükselmesidir. Bu nedenle burjuvazi ve emrindeki AKP hükümeti polis teşkilatını olabildiğince güçlendirmektedir. Çünkü Avrupa’da yükselen sınıf hareketi, işçilerin yapmış olduğu grev ve direnişler, protesto ve çatışmalar, burjuvaziyi kaygılandırmaktadır.

“Gezi” Hareketinin Niteliği, Yanılsamalar ve Burjuva Kamplaşma

Ortaya çıkan protesto hareketinin pek çok açıdan ayrıntılı değerlendirmeleri hak ettiği açıktır. Önümüzdeki dönemde bu olgu kuşkusuz çeşitli yönleriyle ele alınmaya devam edilecektir. Protesto eylemlerinin ilk günlerinde, Gezi Parkı’nın Topçu Kışlası adı altında yağmalanmasına karşı başlayan küçük ölçekli bir direnişin hükümete karşı kitlesel bir harekete dönüşmesindeki tetikleyici faktörün, AKP’nin dayatmalarına, otoriterliğine ve yaygınlaşan polis terörüne duyulan tepki olduğuna işaret etmiştik. Diğer pek çok yazımızda ayrıntılı bir şekilde ele aldığımız bu hususlara, temel başlıkları itibariyle bir kez daha dikkat çekmiştik. Burada ise, gelişim süreci içinde genel karakteri gün be gün netleşen bu hareketin niteliğine, temel eksikliklerine, ona dair yaratılan yanılsamalara dikkat çekeceğiz. Kuşkusuz genelde AKP’nin ve özelde de Erdoğan’ın bu direniş karşısında izlediği politikanın nelere işaret ettiğinin yanı sıra, burjuva muhalefet güçlerinin hareketi kendi çıkarları doğrultusunda kullanma çabaları, burjuvazi arasındaki çatışmanın ve rekabetin pek çok açıdan harekete yansıması gibi temel hususları da ele alacağız.

Neo-Nazi Davasının Ardındaki Gerçekler

Almanya’da Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) adlı bir faşist örgütün işlediği suçlarla ilgili dava 6 Mayısta görülmeye başlandı. NSU 2000-2007 yılları arasında 8’i Türkiye, 1’i Yunanistan kökenli 9 göçmeni ve 1 polis memurunu öldürmüştü.

Bonapartlaşan Erdoğan ve AKP Burjuvazisi

Günümüz koşullarında Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı bu devlet ideolojisi, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Arada bir bu milliyetçi çıkışlarını dengelemek için demokrat rolü oynamaya da devam edecektir tabii ki. Ama onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı bu demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!

“Kaybedenler Kaybedecek!”

Kaybedenlerin kaybetmesi için insanın insanı sömürmesi demek olan kapitalizm yok edilmelidir. Kapitalizm evrenin geçmişinde kaybolmadan insan gibi yaşamak mümkün olamaz. Kapitalizm yok olmadan gelecek de, dünya da insanlık da kurtulamaz. Kayıplarımız acılarımızdır, isyanımızdır. Kendisiyle beraber tüm ezilenleri kurtaracak olan işçi sınıfı, kayıplarının hesabını acılarından kuvvet devşirerek soracaktır.

İran’da Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Yaklaşırken

14 Haziran Cuma günü, İran İslam Cumhuriyeti’nde, devrimin 34. yılında, 11. kez cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Suriye’deki kanlı iç savaşın sürdüğü, emperyalist paylaşım kavgasının derinleştiği koşullar altında yapılacak bu seçim, gerek İran’daki rejimin dışarıya açılması bakımından gerekse emperyalist kapışmada takınılan tutumlar bakımından önem arz ediyor.

İran’da Devrim ve Karşı-Devrim

Marksist Bir Bakış

İranlı sosyalistler tarafından 1984'de kaleme alınmış olan aşağıdaki makaleyi İran'da gerçekleşen devrim ve karşı-devrim sürecini anlamak bakımından yararlı bulduğumuz için İngilizcesinden çevirerek yayınlıyoruz.

İsveç’te Göçmen İşçi İsyanı

Bu dinamik tabloyla uyumlu son örnek, geçtiğimiz günlerde İsveç’te patlak veren göçmen isyanı oldu. Stockholm’ün varoşlarında başlayan isyan, bu tür hareketlere hiç alışık olmayan İsveç burjuvazisini fazlasıyla ürküttü. 20 Mayıs gecesi, göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı bir varoş bölgesi olan Husby’de patlak veren isyan, hızla diğer göçmen mahallelerine sıçradı. Çok sayıda araba, işyeri ve bazı karakol binaları ateşe verilirken, estirilen polis terörüyle birlikte sokaklar savaş alanına döndü.

Turkey: Revolt against Capitalist Plunder and Police Terror

Now we have a big and dynamic mass that has been in a determined resistance action against state forces. Surely, there is the role played by socialist groups with various shades. But unless organised proletarian class movement gets in, this dynamic is faced with the danger of withering away or playing into the hands of nationalist powers like CHP which is the biggest anti-government political force around. In this context, advancing demands that directly concern the working class, involvement of trade-unions and workers in factories in an organised manner, organising strikes and other workplace actions etc. would be important steps forward. This kind of endeavour is also very important in terms of getting the broad masses that are still under AKP control involved in the process. One positive thing is the involvement of some religious people in Taksim actions, which is obviously not the case with the broad masses that are under AKP control. And the more Kemalists/nationalists are dominant the more it is difficult to accomplish this. Therefore it is very important to strengthen the proletarian class dynamic and not to let the toiling masses fall into the hands of Kemalists/nationalists.

Gezi Parkı Direnişi Ankara’da Meydanlardan Mahallelere Yayılıyor

Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışlası ve alışveriş merkezi yapma girişimine karşı başlayan eylemler, bugün başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere birçok şehirde AKP’ye karşı direnişe dönüşmüş durumda.

Kapitalist Talana ve Polis Terörüne İsyan Büyüyor

Devlet güçlerine karşı ciddi bir direniş sergileyen geniş ve dinamik bir kitle ortaya çıkmıştır. Hiç şüphesiz burada değişik renklerden sosyalist çevrelerin katkısı bulunmaktadır. Ancak örgütlü proleter sınıf hareketi devreye girmedikçe, genelde örgütsüz olan bu dinamik sönme ya da piyasadaki en büyük hükümet karşıtı güç olan CHP gibi ulusalcı odakların elini güçlendirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Örneğin işçi sınıfını doğrudan ilgilendiren taleplerin ön plana çıkarılarak, sendikaların, fabrikalardaki işçilerin örgütlü biçimde mücadeleye katılması, grevlerin ve diğer işyeri eylemlerinin örgütlenmesi vb. bu yolda ileriye doğru atılabilecek çok önemli adımlar olacaktır.

Lenin’i Anlamak /3

Devrimci bir partinin işçi sınıfı içinde yer tutması, geniş kitleleri örgütlemesi ve işçi sınıfına önderlik edebilmesi için yalnızca doğru teorik görüşlere sahip olması yetmez. Aynı zamanda, değişen toplumsal ve siyasal koşulları kavrayan, sınıf savaşımında olayların gelişimini öngören ve çalışmaları günün ihtiyaçları temelinde şekillendiren bir bakış açısına ihtiyaç vardır. Değişen ya da değişmekte olan durumun kavranması, işçi sınıfının devrimci iktidar mücadelesinde hayatidir. Ne var ki işçi sınıfının mücadele tarihi, bir dönem için geçerli olan görüşlerin ve çalışma biçimlerinin kaskatı dondurulduğunun ve fikirlerin dogmalaştırıldığının örnekleriyle doludur.

Ankara’da Demokrasi ve Barış Konferansı

Demokrasi ve Barış Konferanslarının ilki 25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. Sürmeli Otel’de gerçekleşen konferansın çağrısını Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Şebnem Korur Fincancı, Vedat Türkali, Orhan Pamuk, Arif Sağ, Gencay Gürsoy, Yakın Ertürk, Rakel Dink, İonna Kuçuardi ve Tarık Ziya Ekinci yaptı. 500’ün üzerinde katılımcının olduğu konferansta iki gün boyunca yoğun tartışmalar yaşandı.

Gezi Parkı Direnişi Devam Ediyor

Kentsel dönüşüm adı altında İstanbul başta olmak üzere pek çok kent yağmalanıyor, yoksul emekçiler kent dışına sürülüyor. Kâr hırsından gözü kararan sermayenin, ne kültürü, ne doğayı, ne de insanı kaale aldığı var. Ancak unuttuğu bir şey de var: emekçi kitlelerin gücü! AKP hükümeti de, temsil ettiği sermaye sınıfı da er geç bu güce toslayacak. Kaçışı yok!

THY Grevi Üzerine

Grev her şeye rağmen sürüyor ve sınıf örgütlerinin grevi sahiplenmesiyle grevdeki ve direnişteki işçiler moral buluyor. Grevin başarısının da başarısızlığının da, gerek işçi sınıfı gerekse burjuvazi açısından sonuçları olacağı akıllardan çıkarılmamalı ve greve bu bilinçle destek sunulmalıdır.