Navigation

September 2010 tarihli yazılar

“Değişen” Obama ve Emperyalist Savaş Süreci

Tüm dünyada burjuva medya, büyük puntolar ve iddialı manşetlerle ABD’nin bütün muharip askerlerini Irak’tan çektiğini duyurdu. Gazeteler gelişmeyi sanki ABD tüm askerlerini Irak’tan çekiyormuş –ve dolayısıyla da Irak işgali sona eriyormuş– gibi verdi. Oysa gerçekte, ne ABD Irak’taki askeri varlığını sona erdirmekte ne de işgal son bulmaktadır.

Sorun KPSS Sorularının Çalınması mı?

Yaklaşık bir aydır KPSS sınav sorularının çalındığı, bu nedenle sonuçların geçerli olup olamayacağı tartışılıyor. Temel sorun sınav güvenliğinin sağlanamamasıymış gibi yansıtılarak yüz binlerin gerçek mağduriyetinden söz edilmiyor. KPSS sınavı insanların iş kaygısıyla defalarca girdikleri ve kazanılması çok zor olan bir sınavdır. Sınava girenlerin sayısı tüm alanlar hesaba katıldığından 2,5 milyonu geçiyor. Sadece öğretmen atamaları için girenlerin sayısı 650 bini buluyor.

Referandum Sonuçları Üzerine

12 Eylülde yapılan Anayasa değişikliği referandumu ülke genelinde %77,5 katılım ve %58 evet oyuyla, Kürt illerinin büyük bölümünde de boykot tutumunun baskın gelmesiyle sonuçlandı. Hemen her bakımdan net mesajlar içeren bu referandum sonuçları, öncesindeki birçok tartışma ve kutuplaşma konusuna da ışık tutacak niteliktedir. Kürt hareketinin uyguladığı ve Kürt illerinde başarılı olan boykot dışında, boykotun bir hükmü olmamış, evet oyları birçoklarının oylama öncesinde telkin etmeye çalıştığı gibi kılpayı değil, açık arayla önde çıkmıştır. Bu sonuç hiçbir matematik hilesiyle değiştirilemeyecek bir gerçekliktir.

Arabesk, Kemalist Seçkincilik ve Sol

Komünistler, seçkinci aydınların aksine, kitlelerin kültürsüzlüğü ve cahilliğiyle uğraşarak bu durumlarını onların başına kakmazlar. Eğer kitleler kültürsüz ve cahilse bunun sorumlusu kapitalist sömürü sistemidir. Komünistler işçi kitlelerini bulundukları noktadan ileriye çekecek bir mücadele perspektifini savunur ve bunun gereğini yaparlar. Şunu da bilirler ki, köklü bir toplumsal değişim olmadan, sınıfsız toplumun önünü açacak bir proleter devrim yaşanmadan ve gerekli nesnel koşullar sağlanmadan, kitlelerin köklü bir kültürel değişim geçirmeleri olanaksızdır.

Beylerin, Efendilerin Laf Dalaşı ve “Memur”ların Alınganlıkları

Burjuvazi, işçi-memur ayrımı sayesinde, yürüttüğü saldırılara işçi sınıfının yekpare bir biçimde karşılık vermesine engel oluyor. Burjuvaziye karşı işçi sınıfı tüm kesimleriyle birlikte ortak bir mücadele yürütmelidir. Devlet memurları da artık işçi olduklarının farkına varmalılar. Kamu emekçileri için burjuvazinin it dalaşında veya laf dalaşında taraf olmak doğru bir sınıfsal tutum değildir. Doğru tutum işçi sınıfının mücadele saflarında yer almaktır.

Sosyalizm ve Demokrasi Mücadelesi

Kemalizmle küçük-burjuva sosyalizminin ortaklaştıkları noktalardan biri de, bu “yüce değerler” sözkonusu olduğunda “demokratik hak ve özgürlükler”in birer teferruat olarak görülmesidir. “Laikliği”, “moderniteyi” savunduklarını iddia eden Kemalistler, “dinsel gericiliğe karşı mücadele” demagojisiyle darbeler planlayıp, burjuva demokratik hak ve özgürlükleri “cici demokrasi” diye yıllarca alaya aldılar. Bunun yanı sıra, içten içe ve hatta açıkça bu darbeci zihniyeti destekleyen sözümona sosyalistler de hiç eksik olmadı bu ülkede. Keza Türk solunun büyük bölümünü oluşturan bu küçük-burjuva sosyalizmine göre demokratik hak ve özgürlükler, milliyetçi-devletçi-kalkınmacı ideallerin yanında tümüyle tali öğelerdi.

Pakistan’daki Felâketten Kapitalizm Sorumludur!

Pakistan’da yoksul kitleler yaklaşık bir aydır sel felâketiyle boğuşuyor. 1600 kişi öldü, yüzlerce kişi sel sularına kapılıp kayboldu, 8 milyon insan evsiz kaldı, 20 milyondan fazla Pakistanlı selden etkilendi. Bazı bölgelerde açlıktan ölümler yaşanıyor. 170 milyon nüfuslu ülkenin pek çok yerinde temiz su ve ilaç temin edilemiyor. Çocuklar kolera ve tifo salgını tehdidi altında.

Anayasa Tartışmaları ya da Burjuva Siyasal Düzenin Değişim Sancıları

Sınıfsal konumları gereği, özünde hepsi de burjuva egemenlik sistemini savunan burjuva fraksiyonlar (liberalinden muhafazakârına, statükocusundan sosyal-demokratına vb.), sıra devlet iktidarının paylaşımına geldiğinde, kendi aralarında kıyasıya bir kavgaya tutuşmaktan da geri durmazlar. Çünkü her bir burjuva fraksiyon, devlet iktidarında güçlü bir konum elde etmek ve kendi politikasını resmi devlet politikası haline getirmek ister. Nitekim bugün Türkiye’deki iktidar paylaşım kavgasında yaşanan da budur. Anayasa referandumu vesilesiyle daha da kızışmış görünen bu kavga, esasında Türkiye kapitalizminin emperyalist sistem içindeki yerinin belirlenmesi ve buna uygun bir burjuva devlet yapısı ve burjuva siyasal düzenin oluşturulmasıyla ilgili bir kavgadır.

Referanduma Doğru: İşçi Sınıfının Tutumu

12 Eylülde yapılacak anayasa değişikliği referandumu dolayısıyla kıran kırana bir siyasi rekabet ve politizasyon süreci yaşanıyor. Bu sürecin bir parçasını da, emekçi sınıfların çıkarlarının savunucusu olma iddiasındaki sosyalist solda yaşanan hararetli tartışmalar oluşturmakta. Bu tartışmalarda gelinen noktaya bakıldığında, sosyalist solun büyük bölümünün “hayır” ve “boykot” tutumlarında öbekleştiği, küçük bir kesiminin de “evet” tutumunu benimsediği görülüyor. Boykot tutumunda olanların da, aslında, AKP’ye darbe vurulması adına, sonucun “hayır” çıkmasını arzuladıklarını hesaba kattığımızda, toplam olarak sosyalist solun çok büyük bölümünün gerçekte bu referandumdan “hayır” sonucunun çıkmasından yana olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu durum sosyalist hareketin büyük ölçüde burjuvazinin statükocu kesiminin gerici siyasal çizgisine sürüklenmesi anlamına gelmekte ve uzun yıllardır yaşadığı kriz ve gerileme sürecinde de yeni bir aşamayı işaretlemektedir.

Marxism and Youth

The working class youth and those young people who are discontented with capitalist society today need Marxism more than ever. Capitalist system is escalating social maladies it created to unbearable levels, darkening the lives of the working masses day by day. The kind of life offered by capitalism to them is full of anxieties and worries which is in sharp contrast to the world it has decorated with bright lights of technological innovations. Although it is often said that future belongs to the young, there is no happy future for those millions of young people under capitalism.

Çin İşçi Sınıfına Selam

Mayıs ayı ortasında Honda ve Foxconn’da başlayan grev dalgasının yayılıp, çeşitli işletmelerde ücret artışlarıyla sonuçlanması, dünya burjuvazisine Çin’deki ucuz emek cenneti döneminin artık sonuna gelinip gelinmediğini sorgulatıyor. Birçok burjuva analist, bu grev dalgasının bir “dönüm noktası” olduğunda hemfikir. Çin işçi sınıfının artık çok düşük ücretlerle, askeri disiplinin hüküm sürdüğü fabrikalarda, günde 16 saate ve haftada 7 güne varan çalışma koşullarında çalışmak istemediği açığa çıkıyor. İşçiler yalnızca burjuvaziyle değil “sendikalarla” da giderek daha çok karşı karşıya geliyorlar. Çin devlet kapitalizmi, bağımsız sendikalara izin vermiyor. Sendikalar devletin ve dolayısıyla da yerlisiyle yabancısıyla burjuvazinin çıkarlarını koruyorlar.

Rize’de Yağmur, Sel ve Heyelan

Emekçi yığınlar dünyanın dört bir yanında büyük çevre felâketleri ve “doğal” afetlerle boğuşuyor. Pakistan, Çin, Latin Amerika, Avrupa… Binlerce ölü, yaralı, milyonlarca evsiz-barksız, susuz, aç, biilaç insan… Türkiye de selden nasibini alan bir ülke. Rize’nin Gündoğdu beldesinde geçtiğimiz hafta birkaç saat yağan şiddetli yağmur afete yol açtı. 13 kişinin öldüğü, bir kişinin kaybolduğu felâkette, onlarca ev ya yıkıldı ya da ciddi hasar gördü.

“Operasyonları Durdurun, Barış Olsun!”

1 Eylül Dünya Barış Gününün referandum dönemine denk gelmesi nedeniyle bu yıl Türkiye’de mitingler yerine basın açıklamaları ve yürüyüşler gerçekleştirildi. Yapılan eylemlerde, KCK’nın aldığı “eylemsizlik” kararıyla birlikte ortaya çıkan fırsatın iyi değerlendirilmesi gerektiği çağrısı yapıldı.