Navigation

February 2009 tarihli yazılar

Kızıl Kanatlı Rosa /3

İşçi sınıfının kitle eylemlerinin tarihsel rolüne derinden inanan ve güvenen Rosa Luxemburg’un teorik açılımları içinde kitle grevleri konusu önemli bir yer tutar. Rosa aslında oldukça erken tarihlerde, daha 1890’larda bu konu üzerinde dikkatle durmaya başlamıştır. Çünkü o dönemde çeşitli Avrupa ülkelerinde gerçekleşen kitlesel eylemler, bu sorunun derinlemesine incelenmesi bakımından onun ilgisini çekmiştir. Rosa Luxemburg bu eylemlerde işçi sınıfının sergilediği kitle inisiyatifini değerlendirecek ve kitle grevlerini işçi sınıfının son derece etkin bir mücadele silahı olarak görecektir.

Statükoculuk, Liberalizm ve Türk Tipi Burjuva Demokrasisi Üzerine Notlar /XII

Bu dönemde işçilerin fabrikalarında, patron uşaklarının yüreğine korku salar bir biçimde başları dik gezmeleri ve her koşul altında sendikal örgütlülüklerini yaşatma kararlılığı içinde olmaları, onların “kerameti kendinden menkul” işçiler olmasından değil, politik olarak örgütlenmiş işçiler oluşundandı. Maden-İş sendikasını mücadeleci, militan bir sınıf sendikası haline getiren, onun tabanındaki örgütlü sosyalist işçilerin (TKP’lisi, TİP’lisi, TSİP’lisi, Dev-Yol’lusu vb.) varlığı ve bu işçilerin fabrikalarda daha gerideki işçilere öncülük etmeleri ve kavgada onlara sınıf cesareti aşılamalarıydı.

Devletçilik Marksizm Değildir

Marksizm işçi sınıfının siyasal mücadelesinin hedefini burjuva devleti parçalamak ve yerine öz-yönetim organları (sovyetler, konseyler, şuralar vb.) üzerinde yükselen işçi iktidarını, yani işçi devletini kurmak olarak ortaya koyar. Özel mülkiyetin işçi sınıfının egemenliği altında devletleştirilmesi, kapitalist düzen altındaki devletleştirmelerden tamamen farklı bir içerik taşır. Kapitalist devlette devletleştirme, burjuvaziye kaynak aktarma yöntemidir. Zarar eden ya da batma durumuna gelen işletmelerin bedeli burjuvaziye ödenir. Burjuvazi hem yükten kurtarılır, hem de daha kârlı alanlara yatırım yapabilmesi için ona sermaye aktarılmış olur. İşçi devletinde ise devletleştirme, sömürüyü ve sömürücü sınıfları ortadan kaldırmak amacıyla yapılır. İşçi devleti, egemen sınıf olarak örgütlenmiş proletaryadır. İşçi devletinin mülkiyeti, işçi sınıfının ortak mülkiyetidir. İşçi devleti üretim araçlarına el koyarken burjuvaziye herhangi bir bedel ödemez.

Burjuvazinin Davos Toplantıları

Emperyalist sistemin en önemli kurumlarından biri olan Dünya Ekonomik Forumu, İsviçre’nin Davos kasabasında toplandı. Dünyanın en önemli tekellerinin ve devlet temsilcilerinin katıldığı ve dünya ekonomisinin genel bir değerlendirmesinin yapıldığı oturumlara ev sahipliği yaptığından, bu toplantılara Davos zirvesi deniliyor. Bu yılki zirve bir öncekilerden çok farklı olup, ayrı bir önemi vardı. Bilindiği üzere 2008’in sonbahar aylarında derinleşen krize karşı önlem alabilmek umuduyla bu yılki zirveden bir hayli medet umar hale gelmişti burjuvazi.

IMF’ye Nasıl Karşı Çıkmalı?

IMF’li IMF’siz tüm kapitalist programların karşısına konabilecek ve işçilerin çıkarlarını ifade edecek yegâne siyaset de işçilerin iktidarını hedefleyerek ortaya konabilir. Kapitalizm iyileştirilebilir ve içerisinde işçi sınıfının köklü sorularına çözüm bulunabilir bir sistem değildir. Bütünüyle ortadan kaldırılmadıkça da işçi sınıfına uyguladığı zulmü arttırarak sürdürecektir. Bu nedenle IMF ile birlikte tüm burjuvaziyi defetmedikçe sorunlardan kurtuluş yoktur. Çözüm işçilerin iktidarındadır.

Polis Öğrenciler İçin Özgürlük İster mi?

Özgürlük polisin öğrenciler için isteyeceği en son şeydir. Özel güvenliğin üniversitelere sokulmak istenmesinin nedeni öğrencilere özgürlük verilmesi değildir. Yunanistan’da gençliğin isyanından korkuya kapılan egemen sınıf, kapitalizmin krizini her geçen gün daha da hissettirdiği bu dönemde, gençliğin olası bir patlamasının önünü alma gayretindedir. Son aylarda özellikle belirli üniversite ve fakültelerde yeniden yoğunlaşma eğilimi gösteren faşist saldırıları da bu çerçevede görmek gerekir.

Davos’ta Zirve Yapan İkiyüzlülük

Burjuva politikacıların işi kendi sınıflarının çıkarlarını korumaktır. Bir avuç asalaktan ibaret olan emperyalist güçlerin tüm dünyada yol açtığı acılar, döktükleri kanlar milyonlarca emekçinin haklı tepkisine neden olmaktadır. Bu tip tepkilerin yükseldiği durumlarda bazı burjuva liderler, kitlelerin öfkesini yatıştırma görevini üstlenirler. Çünkü işçi-emekçilerin öfkesi örgütlü bir güce dönüşürse, sadece silah anlaşmalarını değil, tüm burjuva düzeni yerle yeksan edebilecek bir potansiyele sahiptir. Erdoğan’ın Peres’ten hiçbir farkı olmadığını, burjuva liderlerin Ortadoğu halklarına kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyeceğini görmeli ve kalıcı barışı sağlayabilecek tek güç olan işçi sınıfının enternasyonalizm bayrağını yükseltmeliyiz.

Devletin Kürtçe “Şeş”irtmecesi

Türkiye işçi sınıfına düşen görev de, Kürt halkının bu haklı mücadelesini ve taleplerini desteklemektir. Türkiye burjuvazisinin ve ABD emperyalizminin kanlı planları ancak bu sayede boşa çıkartılabilir. Ancak bu sayede Kürt ve Türk işçilerinin, emekçilerinin kardeşçe birliği sağlanabilir ve bu temelde özgürce bir arada yaşamaları mümkün olabilir. Bu yüzden de burjuvazinin her türlü şoven ve milliyetçi tutumuna, ırkçı ve faşist anlayışına, emperyalist politikasına, işçi sınıfına yakışan enternasyonalist bir bilinçle karşı durmak gerekir. Rafine milliyetçiliğe ve emperyalizmin “ince” yöntemlerine karşı uyanık olmak gerekir. Bir yandan ezilen Filistin halkı için timsah gözyaşları dökerken, diğer yandan Kürt halkının mücadelesini ezmek için en hain ve kanlı planları yapmaktan geri durmayan burjuvazinin ikiyüzlülüğüne kanmamak gerekir.

Kriz ve İşçi Sınıfı

İçinden geçtiğimiz dönem, büyük alt üst oluşların, kitlesel işsizliğin, büyük felaketlerin yaşanacağı bir dönemdir. Ne yazık ki içine girdiğimiz dönemin hassasiyetini ve önemini ne öncü işçiler ne de işçi sınıfı yeterince kavramış değildir. Bunun en önemli sebebi işçi sınıfına önderlik edecek enternasyonalist bir partinin yokluğudur. Dostlar bu dönem kapitalizm açısından bir kriz dönemi olduğu kadar işçi sınıfının devrimci önderliği açısından da bir kriz dönemidir.

Erdoğan’ın Davos Çıkışı

Türk büyük sermayesinin bölgede oynadığı alt-emperyalist role açıkça karşı koymadan işçi sınıfının bağımsız devrimci siyasetini yürütebilmek mümkün değildir. TC burjuvazisini hedef tahtasına oturtmayan, onun kirli emellerine karşı net bir duruş sergilemeyen hiçbir siyasi hareket emperyalizme ve Ortadoğu’da yürüyen kirli paylaşım kavgasına karşı gerçek bir mücadele ortaya koyamayacaktır.

Direniş Gecesi ve Siyaset Ayrımı!

Sinter ve Gürsaş işçilerinin Birleşik Metal-İş öncülüğünde düzenlediği “Gün Dayanışmayı ve Mücadeleyi Yükseltme Günüdür” dayanışma gecesi işçilerin birliği ve coşkusu kadar, DSP ve CHP milletvekillerine duyulan tepki ile de akıllarda kaldı. İşten atılmaların, düşük ücretlerin, sendikasızlaştırmaların yoğunlaştığı bir dönemde, gündeme seçimler de gelmiştir. Bu dönemde mücadele eden işçiler burjuva siyasetine ve siyasetçisine karşı her zamankinden daha uyanık olmak zorundadırlar.

Asgari Ücret

Ekonomik krizin işçi sınıfını kitlesel bir şekilde işsizliğin pençesine ittiği şu günlerde, asgari ücrete %4,3 gibi komik bir zam yapıldı. Bir taraftan ekonomik kriz ve artan elektrik, su, doğalgaz faturaları, diğer taraftan yiyecekten içeceğe tüm mallara yapılan zamlar. Mevcut durum ortada, elektriğe gelen zamlar %100’ü bulurken asgari ücrete gelen günlük zam sadece 63 kuruş.

Gazze’nin Aynasında Emperyalist Savaş Gerçeği

Katil İsrail devleti, 22 gün boyunca soluk aldırmaksızın havadan ve karadan bombardımana tuttuğu Gazze’den, bozulması pamuk ipliğine bağlı göstermelik bir ateşkesin ardından geri çekildi. Haftalarca devam eden bu akıllara durgunluk verici vahşet esnasında, ABD, AB ve onların dümen suyundaki Arap devletleri, var güçleriyle, “Hamas’ın saldırılarına karşı kendini savunma hakkını kullandığını” iddia ettikleri İsrail’in arkasında yer aldılar.

Ergenekon Dalgalarında Savrulanlar

Ocak ayı içinde gerçekleşen yeni tutuklama dalgalarıyla (10. ve 11. dalga) Ergenekon operasyonu yeniden siyasal gündemin odağına oturdu. Eski MGK genel sekreteri Tuncer Kılınç ve Kemal Yavuz gibi bazı “mühim” generallerin de gözaltına alındığı ve toprak altından cephaneliklerin çıkarıldığı bu tutuklamalarla, bir süredir görece sakin seyir izleyen egemen sınıf içi kapışma yeniden alevlendi.

Emperyalist Savaşlara Karşı İşçi Cephesini Oluşturalım!

Bu süreçte emperyalistler kendi cephelerini oluşturadursunlar, ne olursa olsun en son sözü işçiler söyler. Emperyalistlerin bu cephelerine karşın “İşçilerin Birlik Cephesini” oluşturmak gerekiyor. Önümüzdeki günlerde süreç çok daha çetinleşeceğinden şimdiden bu birliktelik ağını örmek gerekiyor. Uzun yıllardır uyuyan devi uyandırmak için elimizden geleni yapıp işçi kardeşlerimizi doğru yöne kanalize etmeliyiz.

Kızıl Kanatlı Rosa /2

Rosa Luxemburg’un devrimci Marksizmi savunma çabası içinde çarpıcı biçimde öne çıkan konulardan birini, onun reformizme karşı yürüttüğü ideolojik-teorik mücadele oluşturuyor. Bu konunun geçmişte büyük bir önem kazanması, o yıllar boyunca Avrupa sosyalist hareketinde yaşanan bazı somut gelişmelerin bir sonucuydu. Marksizmin toplumsal devrim anlayışının karşısına dikilen reformist çizgi 1890’lar ve sonrasında Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) içinde giderek güç kazanmış ve bu partinin geniş etkinlik alanı nedeniyle de II. Enternasyonal’de egemen eğilim haline gelmişti.

Polis Devleti Uygulamaları Yaygınlaşıyor

Devlet tarafından olağanüstü yetkilerle donatılan polis, sokakta istediği gibi kimlik ve üst araması yapabiliyor, “şüpheli” olarak gördüklerini (bu da polisin o anki keyfine bağlı olarak değişebiliyor) gözaltına alıyor. İtiraz edenleriyse “polise mukavemet etmek” suçlamasıyla tutuklayabiliyor.

Sendikaların Savaşa Karşı Tutumları

Katil İsrail devletinin Gazze’de yürüttüğü katliam, dünya ve Türkiye işçi sınıfının haklı öfkesine yol açtı. İçinde sendikaların da yer aldığı ya da sendikalar öncülüğünde düzenlenen eylemlerde Filistin bayrakları taşınıyor ve dayanışma mesajları iletiliyor. Emekçiler alanlarda Siyonist İsrail devletine ait sembolleri çiğneyerek, yakarak öfkelerini dışa vuruyorlar. Bu eylemler, sendikaların savaşlara karşı kimin tarafında, nasıl bir tutum alması gerektiğini gündeme getirdi.