Navigation

September 2006 tarihli yazılar

Sendikal Mücadelede İlkeli Tutum

Sendikal mücadeleye yaklaşım konusu, siyasi anlayışlardaki farklılıklara bağlı olarak her zaman önemli tartışmalara neden oldu. Bu konu günümüzde de öneminden bir şey yitirmiş değildir. Hele işçi hareketinde yaşanan gerileme koşulları hesaba katılırsa, bugün sınıfın her alanda olduğu gibi sendikal alanda da militan bir mücadeleyi güçlendirecek görüş ve değerlendirmelere ihtiyacı olduğu çok açıktır. Bu bakımdan kuşkusuz yolun başında bulunmuyoruz. Devrimci Marksist gelenek, pek çok sorunda olduğu gibi sendikal mücadeleye yaklaşım konusunda da doğru görüş ve taktiklerle donanmayı mümkün kılıyor. Dünya işçi sınıfının uzun yıllar içinde biriken mücadele deneyiminin dersleri, işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesine gönül verenlerin yolunu aydınlatıyor.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /8

Mehmet Sinan'ın çalışmasının 8.bölümünü yayınlıyoruz.

Dünya Barış Gününden Yansıyanlar

Sol Nedir? CHP Kimdir?

Tarihsel nedenler ve sosyalist hareketin hataları sonucu Türkiye’de siyasal bir işçi sınıfı mücadelesi geleneği ve kültürü yeterli ölçüde oluşmamıştır. O nedenle Türkiye’deki siyasal yelpazenin ağırlık noktası da dünya geneline göre daha sağda olmuştur. Yeryüzündeki belki de en korkak ve kıyıcı burjuvazinin ülkesinde böyle olmaktadır işler. Türkiye’de siyasal arena genelde sağın işgali altındadır. Kimisi Kemalizme, kimisi İslami motiflere ya da dindarlığa, kimisi faşist milliyetçiliğe, kimisi muhafazakârlığa, kimisi de liberalizme vurgu yapmaktadır.

Ankara’nın Proleterleşen Çehresi ve OSTİM İşçileri

Genelde bir “memur ve öğrenci” kenti olarak anılan Ankara, bugün artık aynı zamanda bir sanayi kenti haline de gelmiştir. Özellikle savaş sanayii (burjuvazi buna “savunma” sanayii diyor) ile ilgili büyük yatırımların Ankara’da hayata geçirilmesiyle, buna doğrudan bağlı olan makine ve metal sanayii de önemli bir gelişme düzeyine ulaşmıştır.

Barış Bir Devrim Sorunudur

Emperyalizm çağında nasıl ki büyük güçlerin kozlarını paylaştıkları savaşlar emperyalist savaşlarsa, onların çıkarlarını koruyan ve garanti altına alan bir barış da ancak emperyalist bir barıştır. Gerçek şu ki, emperyalist kapitalist sistem egemenliğini sürdürdüğü sürece, sözde barış dönemleri gerçekte emperyalist savaşlar arasında verilen geçici bir ateşkes döneminden başka bir şey değildirler.

11 Eylül’den 12 Eylül’e, Şili’den Türkiye’ye

Faşizmin geçmişte kaldığını düşünenlerin yanılgısını yüzlerine çarparcasına, dünya faşizan eğilimlerin giderek güçlendiği bir sürece girmiş durumda. İnsan hakları ayaklar altına alınarak tüm dünya bir işkencehaneye çevriliyor, kimyasal silah bulundurduğu gerekçesiyle işgal edilen Irak kimyasal silahların deneme sahası haline getiriliyor. Özgürlük adına Irak halkı zincire vuruluyor, barış adına savaşların en kanlısı Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyaya yayılmaya çalışılıyor, demokrasi adına faşizan rejimler tüm ülkelerin normu haline getirilmek isteniyor, terörle mücadele adına devlet terörü sınır tanımaz bir şekilde azdırılıyor.

“Tek Ülkede Sosyalizm” İddiası Sosyalizmin İnkârıdır /2

İnsan soyunu sınıflı ve sömürülü toplum düzeninin cenderesinden kurtarıp, o güzelim geleceğe taşıyacak olan işçi sınıfı görev başına! Burjuvazi ne denli çırpınırsa çırpınsın, işçi sınıfının devrimci mücadelesinin yeniden ve bu kez daha sağlam biçimde ilerleyişe geçeceğine olan inancı köreltmeye, bu inanç doğrultusundaki çabaları durdurmaya muvaffak olamayacak. İşçi sınıfı devrimci bir şahlanışa geçmeyi başardığında, sonunda kazanan bu sefil kâr düzeni değil insanlık olacak!

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /7

Mehmet Sinan'ın çalışmasının 7.bölümünü yayınlıyoruz.

Ortadoğu'ya Barış İşçi İktidarıyla Gelecek!

On yıllardır savaşsız, kansız geçecek barış dolu günlere duydukları özlemle yaşayan Filistin halkının ve diğer Ortadoğu halklarının bu özlemlerine kavuşması, burjuvazinin egemenliğindeki bir Ortadoğu'da olanaksızdır. İşte tam da bu nedenledir ki, emperyalist senaryoların sahneye koyulmasında her gün yeni bir aşamayla karşı karşıya kaldığımız Ortadoğu'da, proleter devrim, bugün her zamankinden daha yakıcı ve daha hayati bir ihtiyaç olarak kendini dayatıyor. Ya burjuva önderliklerin egemenliği altında her gün yüzlerce insanın hayatını yitirdiği, sefalet tablosunun gittikçe daha da derinleştiği, kan gölüne dönmüş bir Ortadoğu, ya da işçi ve emekçilerin yürütecekleri devrimci bir mücadeleyle, demokratik temellerde ve gönüllü birlik temelinde kuracakları bir Ortadoğu İşçi ve Emekçi Sovyetleri Federasyonu!

“Tek Ülkede Sosyalizm” İddiası Sosyalizmin İnkârıdır

Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /6

Mehmet Sinan'ın çalışmasının 6.bölümünü yayınlıyoruz.