April 2005 tarihli yazılar


Ermeni Sorunu: Gerçekler Direngendir

Türkiye’de egemen sınıfın yazdığı resmi tarih, onun kendi egemenliğini sürdürmesinin temel bir vasıtasıdır. Bu resmi tarihin en belli başlı unsurları olan Ermeni düşmanlığı, Rum düşmanlığı, Kürt düşmanlığı ve komünist düşmanlığı vasıtasıyla egemenler, daima hedef şaşırtarak işçileri ve diğer ...

Newroz ve Karayüzlerin Şoven Harekâtı

Burjuva iktidar bloku içindeki kapışmada gelenekçi-statükocu güçler mevzilerini toplumda yaratılan milliyetçilik dalgası üzerine inşa etmiş bulunuyorlar. Emekçi yığınların örgütsüz ve dağınık olduğu bu konjonktürde milliyetçiliğe oynayan yalnızca statükocu burjuva güçler değildir. Solun önemli bir kesimi de “vatanseverlik”, “yurtseverlik” gibi başlıklar altında sağa, milliyetçi çizgiye savrulmuş bulunuyor. Gericiliğin başını kaldırdığı ve daha da kaldıracağı önümüzdeki dönem dikkate alınırsa enternasyonalist mevzileri daha bir sağlamlaştırmak gerekecek.

Newroz Kutlamaları ve Yankıları

Hemen önümüzde 1 Mayıs duruyor. Bu 1 Mayıs, ister sağ ister sol görünümlü olsun, ezen ulus milliyetçiliğine asla prim vermeyeceğimizi dosta düşmana göstermek için büyük bir fırsattır. Sınıfımızın gücünü alanlara yansıtarak üzerimizdeki ölü toprağını atmalıyız. 1 Mayıs’a sendika bürokratlarının günü kurtarmak için yaptıkları çağrılarla değil, sosyalist bir dünyanın yaratılabilmesi için içimizde bulunan inançla, aşkla ve ateşle gitmeliyiz. Yoksa, yarınlar bugünlerden daha zor olmaya gebedir.

1 Mayıs’a Doğru

Uyanık olmayı gerektiren bir diğer nokta da, sendika bürokrasisi ve reformist çevrelerden yayılan pis milliyetçi kokudur. Bayrak provokasyonuyla estirilen milliyetçi rüzgâra kâh ortak olan kâh onun karşısında eğilen bu kesimlerin, bir yandan da AB karşıtlığı kisvesiyle mitinge milliyetçi bir renk vermeye kalkışmaları olasıdır. Özellikle Kürt halkına karşı bir nefret kampanyası başlatılmışken ve burjuvazinin statükocu güçlerinin terkisine “yurtseverlik” bayrağıyla binmeyi marifet addeden çevrelerin boy göstereceği açıkken, ezen ulus şovenizmine kararlı biçimde karşı çıkma zorunluluğu özel bir aciliyet kazanmıştır.

Küresel Isınma ve Burjuva İkiyüzlülüğü: Kyoto Protokolü

Küresel ısınma sorunu son yıllarda yoğun bir şekilde tartışılıyor. Yeryüzündeki insan ve canlı hayatı bakımından ciddi birtakım sonuçları olacağı ileri sürülen bu küresel sorunun çözümü için dünya burjuvazisi Kyoto Protokolü denen protokolü gündeme getirdi. 141 ülkenin katılımı ile imzalanan protokol 1997 yılından beri sürüncemedeydi ve uygulamaya geçmeyi bekliyordu. Sonunda, bilim adamlarının küresel ısınmayla acilen mücadele çağrıları yaptığı bir dönemde protokolün işlemesi için düğmeye basıldı ve Kyoto Protokolü nihayet geçtiğimiz Şubat ayında yürürlüğe girdi.

Venepal İşçilerin ve Devletin Ortak Yönetiminde

Venezuela işçi sınıfı eski devlet aygıtının verdiği kırıntılarla avutuluyor, oysaki işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır deniliyorsa bunun karşılığı işçilerin kendi iktidar organlarına yaslanarak asalakların iktidarını alaşağı etmeleri olmalıdır, başkalarının bahşedeceği kırıntılar değil.

AB Süreci ve Burjuva İktidar Bloku İçindeki Çatışma

Karşımıza dikilen en önemli sorun milliyetçi zaaflar sergilemek bakımından Türk solunun yapısında bugün de değişen çok fazla bir şeyin olmamasıdır. Bugün de kendini sosyalist, hatta komünist olarak tanıtan pek çok eğilim, günümüze damgasını basan çok ciddi gelişmeler karşısında devrimci Marksist bir tutum takınmaktan ve buna uygun bir siyasal çizgi izlemekten uzak duruyorlar. Onlara soracak olursanız, gerek Avrupa Birliği konusunda, gerekse Kıbrıs ve Kürt sorununun çözümü konusunda “ulusal çıkarları" savunan statükocu bürokratlarla ve statükocu “milli" burjuvalarla aynı safta olmak, yurtseverliğin (milliyetçiliğin bir başka ifade biçimidir bu) bir gereğidir. Ve de tabii, yurtseverlik de sosyalist olmanın vazgeçilemez bir ön şartıdır(!). Evet bu da bir “sosyalizm" anlayışıdır ama, bize ...

Sosyal Güvenlik Saldırısı ve SSK Sorunu

İşçilerin yüzyılı aşkın bir mücadele sürecinde elde ettiği kazanımlarına gözünü diken patronlar sınıfı, 80’li yılların başından itibaren yürüttüğü neo-liberal politikalarla işçi sınıfının haklarına karşı başlattığı taarruzu kesintiye uğratmadan sürdürüyor ve sınıfın kazanımlarını bir bir gasp ediyor.

Emperyalist Savaşın Yeni Halkası: Kırgızistan

Dünya basını durmaksızın haber geçiyor ve Kırgızistan’da bir halk “devrimi” yaşandığını duyuruyor. Gürcistan ve Ukrayna’da başlayan sözümona “devrim” Kırgızistan’a ulaşmış! Sırada kimin olduğunu soruyor büyük Amerikan ve Avrupa gazeteleri. ABD emperyalizminin sözcüleri ve tekelci finans-kapitalin elindeki medya, Kırgızistan’daki “Lale Devriminin” ülkeye demokrasi getireceğini vaaz ediyor.

8 Mart Ayrışması Hedefine Ulaştı mı?

Salondaki kraliçeyle, konaktaki ya da parlamentodaki burjuva kadınla, bizden elde edilen artı-değerle gününü gün edenlerle hiçbir ortak çıkarımız yok! Bizler kadın olmaktan kaynaklanan sorunlarımızın çok iyi farkındayız. Ama farkında olduğumuz bir şey daha var: sınıflı ve erkek egemen toplumun getirdiği temel sorunlarımızdan hiçbirisi, bu sistemi ortadan kaldırmadan çözülemez. Biz bunu yapabilecek tek sınıfın, kadınıyla erkeğiyle ortak bir mücadele yürütecek devrimci işçi sınıfı olduğunu biliyoruz. Ve tüm çabamız bu mücadeleyi ilerletme, bu mücadelede daha fazla inisiyatif gösterme ve bu mücadeleyle özgürleşme çabasıdır.

Irak İşgalinden Yansıyan Bazı Ayrıntılar

Kapitalizm bataklığının bağrında, işçilerin birleşme ve mücadele çabaları, sömürünün, zulmün, baskıların işkencelerin, emperyalist savaşların ve kapitalizmden kaynaklanan daha saymakla bitmeyecek nice kötülüklerin mezarını kazıyor. İçinden geçmekte olduğumuz gericilik döneminin tüm ağırlığına rağmen, sınıfımızın mücadelesi, insanlık onurunu, doğruluğu, adaleti, özgürlüğü, eşitliği, halkların kardeşliğini, yani bir bütün olarak insanlığın kurtuluş umudunu temsil ediyor.